Bir ergen neden ailesinden uzaklaşmak ister? Neden odasının kapısını kapatır, arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirmek ister ya da en basit sorulara bile cevap vermekten kaçınır?
Bazen bütün bunları kendimize karşı bir tavır olarak yorumlarız. Oysa ergenin kendi alanını oluşturma isteği, ailesini artık istemediği ya da sevmediği anlamına gelmez. Bazen kendini tanıyabilmek ve kim olduğunu keşfedebilmek için biraz yalnız kalmaya ihtiyaç duyar.
Ergenlik, büyümenin yanında insanın kim olduğunu anlamaya çalıştığı da bir dönemdir. Kendi kararlarını verebilmek, neyi sevdiğini keşfetmek, sınırlarını belirlemek ve başkalarının gözünde nasıl biri olduğunu anlamak ister. Arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiler ise bütün bu keşfetme sürecinin önemli bir parçasıdır.
Bir ergen için akranları tarafından kabul görmek, düşündüğümüzden çok daha fazlasıdır. Arkadaşlarının arasında kendine yer bulmak, bir gruba ait hissetmek ve olduğu haliyle kabul edilmek, onun dünyasında büyük bir anlam taşır. Çünkü bağımsız bir birey olmayı önce kendi yaşıtlarıyla kurduğu ilişkilerde dener. Fikrini savunur, anlaşmazlıklar yaşar, bazen hayal kırıklıklarıyla karşılaşır ve sonunda ilişkilerini yönetmeyi öğrenir. Kısacası, yetişkinliğe doğru ilerlerken ihtiyaç duyacağı pek çok becerinin provasını bu dönemde yapar.
Bu nedenle arkadaşlarıyla vakit geçirmek istemesini, odasında yalnız kalma arzusunu ya da ailesiyle eskisi kadar paylaşımda bulunmamasını hemen kişisel bir meseleye dönüştürmemek gerekir. Odasının kapısı kapalı olduğunda örneğin, anne babasını dışarıda bırakmaya çalışan bir çocuk değil de, kendi dünyasını kurmaya çalışan bir genç olduğunu düşünebiliriz.
Akran ilişkileri, ergenler için yalnızca hoş vakit geçirdikleri bir alan değildir. Aidiyet duygusu, kendilerini değerli hissetmeleri ve duygusal açıdan iyi olmaları üzerinde de etkilidir. Dışlanmak, yalnız kalmak ya da arkadaşları tarafından kabul görmediğini düşünmek, bir ergenin ruhsal dünyasını derinden etkileyebilir. Bu nedenle sosyal ilişkilerde yaşanan güçlükleri küçümsememek, bunları yalnızca gelip geçici bir dönem olarak görmemek mühimdir.
Peki, bütün bunlar ergenlerin artık ailelerine ihtiyaç duymadığı anlamına mı gelir? Tam tersine.
Ergenler bir yandan kendi yollarını çizmek isterken diğer yandan ailelerinin desteğine ihtiyaç duymaya devam eder. Bazen bunu açıkça gösterir, bazen de tam aksini yapıyormuş gibi görünürler. Yakınlık isterken uzaklaşabilir, anlaşılmayı beklerken konuşmayı reddedebilirler. Bu çelişkili görünen davranışların ardında hem kendi başlarına ayakta durmayı öğrenme hem de ihtiyaç duyduklarında yaslanabilecekleri bir yerin varlığını bilme isteği vardır.
Burada önemli olan, gencin kendi yolunu çizmesine izin verirken yanında olduğunu da hissettirmektir. Çocuğumuzun hayatında olmakla hayatının her alanında bulunmak aynı şey değildir. Onun adına her kararı vermeden de yanında olabilir, her sorusuna cevap aramadan da dinleyebiliriz. Anlatmak istemediğinde zorlamadan, desteğe ihtiyaç duyduğunda geri çevirmeden, kendi sınırlarını oluşturmasına fırsat verebiliriz.
Elbette bu, her davranışın görmezden gelinmesi ya da sınırların ortadan kalkması demek değildir. Önemli olan, sınır koyarken ilişkiyi zedelememek; özgürlük tanırken de sorumluluk duygusunu unutmamaktır.
Ergenin ihtiyacı karşısında bulacağı anlayışlı bir yüz ve kimi zaman yalnızca kendi başına kalabilmek, ama ihtiyaç duyduğunda ailesinin yanında olacağını bilmektir.
Çünkü büyümek, aileden bütünüyle kopmak değildir. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenirken arkasında güvenebileceği insanların olduğunu bilmektir. Sonuçta hepimiz bir zamanlar anlaşılmayı bekleyen gençlerdik, öyle değil mi?

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.