Geçen yazıda, bir çocuğun okulun önüne elinde silahla gelmesine kadar uzanan süreci ve akran zorbalığının bu tablonun neresinde durduğunu konuşmuştuk. Şimdi biraz da “Yapan yaptı” deyip geçebilir miyiz, ona bakalım.
Geçemeyiz. Çünkü çocukların kendilerini en güvende hissettikleri yer, evlerinden sonra okulları olmalı. Bunun için de yalnızca olay yaşandıktan sonra önlem almak değil, öncesinde fark edilebilecek işaretleri ciddiye almak gerekiyor. Bir çocuğun davranışındaki değişiklik, duyulan bir tehdit ya da paylaşılan bir endişe, zamanında fark edildiğinde önemli bir uyarı olabilir.
Bu nedenle öğrencilerin tehdit, silah veya şiddetle ilgili kaygılarını güvenli ve anonim biçimde bildirebilecekleri kanalların olması önemli. Bir çocuk zorbalığa uğradığında bunu anlatabileceği bir yetişkine, başka bir çocuk da duyduğu tehdidi bildirebileceği güvenli bir kanala ulaşabilmeli. Üstelik bunu yapan çocuk “ispiyoncu” değil, arkadaşının güvenliğine katkı sağlayan biri olarak görülmeli.
O halde okul güvenliğini yalnızca güvenlik görevlisi ve metal dedektöründen ibaret düşünmeyelim. Fiziksel güvenlik elbette gerekli; ancak çocukların kendilerini güvende hissettiği, konuşabildiği ve yardım isteyebildiği bir ortam da bunun kadar önemli.
Anne babaların da gerektiğinde profesyonel yardım almaktan çekinmemesi gerekiyor. Psikiyatrik ya da psikolojik destek almak bir damga olmaktan çıkmalı. Çocukları etiketlemek yerine, ihtiyaç duyduklarında doğru desteğe ulaşmalarını sağlamalıyız.
Silaha erişim de göz ardı edilemeyecek bir başka konu. Bir çocuğun evde bulunan bir silaha kolayca ulaşabilmesi, “Çocuk zaten dokunmaz.” denilerek geçiştirilecek bir konu değil. Silahların çocukların erişemeyeceği şekilde güvenli biçimde muhafaza edilmesi, önlemenin temel adımlarından biri.
Akran zorbalığıyla mücadelede ise yalnızca zorbalığa uğrayan çocuğu korumak yetmez. Zorbalık yapan çocuğun davranışının bir karşılığı olmalı, aynı zamanda bu davranışı değiştirmesi için desteklenmeli. Nezaket, dayanışma ve farklı olana saygı da okul hayatının doğal bir parçası haline gelmeli. Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, birbirimize nasıl davrandığımızı da öğreniyor.
Bütün bunlar yalnızca okulun ya da ailenin tek başına taşıyabileceği bir sorumluluk değil. Öğretmenden rehberlik servisine, aileden sağlık sistemine kadar herkesin üzerine düşen bir pay var. Bazen bir çocuğun yardım istemeyi bilmesi, bir başka çocuğun duyduğu tehdidi ciddiye alması ya da bir ebeveynin davranış değişikliğini fark etmesi, sandığımızdan çok daha büyük bir fark yaratabilir.
Hepimize büyük geçmiş olsun. Dilerim çocuklar için attığımız her adım, fark ettiğimiz her işaret ve verdiğimiz her destek, bir çocuğun hayatında geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmeden önce karşılığını bulur.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.