• 25 Mart 2026, Çarşamba

İran’ın Stratejisi

Umarım herkes bayramı sevdikleriyle birlikte, ağız tadıyla geçirmiştir. Bayramın ardından gündem yine hız kesmeden akmaya devam ediyor. Son günlerde dünyanın en çok konuştuğu başlıklardan biri kuşkusuz ABD, İsrail ve İran hattındaki gerilim. Neredeyse herkesin bir şekilde takip ettiği bu süreçte gelin, yaşanan son gelişmelere biraz daha yakından bakalım ve tabloyu birlikte değerlendirelim.

Aslında bu gerilimi farklı kılan, alışık olduğumuz savaş tanımına pek uymaması. Bir tarafta küresel ölçekte askeri üstünlüğü tartışılmayan ABD, diğer tarafta bölgesinde nükleer kapasiteye sahip İsrail var. Böyle bir tabloda İran’ın klasik askeri yöntemlerle doğrudan bir güç mücadelesine girmesi zaten gerçekçi görünmüyor.

İran da bunun farkında. Bu yüzden doğrudan zafer peşinde koşmak yerine “asimetrik savaş stratejisi” izliyor. Peki bu ne demek? Kısaca söylemek gerekirse, savaş alanında “kazanmaktan” çok, savaşı karşı taraf için pahalı, karmaşık ve uzun bir süreç haline getirmek.

Bölgesel ağlar, füze ve drone saldırıları, siber operasyonlar ve petrol ile ticaret yollarına baskı uygulamak… Tüm bunlar İran’ın elindeki araçlar. Ama hedef sadece askeri zarar vermek değil; esas amaç ABD’nin Orta Doğu’daki güvenlik düzenini sarsmak.

Bu noktada özellikle Körfez ülkeleri kritik bir rol oynuyor. ABD üslerine ev sahipliği yapıyorlar ve güvenlik konusunda büyük ölçüde ABD’ye dayanıyorlar. İran, bu ülkeler üzerinde kurduğu baskıyla, onları şu soruyu sormaya itiyor: ABD’nin güvenlik desteği, İran’ın hedefi haline gelme riskini almaya değer mi?

ABD’nin güvenlik desteği bir ölçüde onları korusa da, İran’ın baskıları bu ülkeleri sürekli temkinli olmaya ve politik dengelerini tekrar tekrar gözden geçirmeye zorluyor.

Görünen o ki, bu çatışmada kazanan sadece sahadaki güçle belli olmuyor. Önümüzdeki hafta, bu stratejilerin bölgeyi ve dengeleri nasıl etkilediğine göz atacağız. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.