• 14 Mart 2026, Cumartesi

Venezuela’nın Petrolü Stratejik Bir Hamle miydi?

Bundan yaklaşık iki ay önce Amerika, “uyuşturucuyla mücadele” gerekçesiyle Venezuela’ya bir operasyon düzenledi ve ülkenin lideri Nicolas Maduro’yu alıkoydu. Resmi açıklamalarda operasyonun nedeni güvenlik ve suçla mücadele olarak anlatıldı.

Ancak aynı günlerde Donald Trump yönetiminden gelen açıklamalar da hala akıllarda. Trump, Venezuela’nın dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olduğunu sık sık hatırlatıyor; bu kaynakların yeniden üretime açılması gerektiğini açıkça söylüyordu. Amerika’nın bu süreçte rol alacağını da gizlemiyordu.

Bu nedenle Venezuela’ya yönelik adımların petrol meselesinden tamamen ayrı olduğu pek çok kişiye inandırıcı gelmiyor.

Üstelik mesele yalnızca Amerika açısından da değil. Petrol konusunda dışa bağımlı olan İsrail için de Venezuela petrolünün ayrı bir stratejik önemi olduğu konuşuluyor.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Venezuela’dan İsrail’e yıllar sonra ilk kez petrol sevkiyatı yapıldığı iddia edildi. Ancak Venezuela hükümeti bu haberi kısa sürede yalanladı. Bu nedenle iddianın doğruluğu şu an için bilinmiyor.

Ama şunu biliyoruz ki; eğer aylar öncesinden planlanan bir İran saldırısı ihtimali varsa ve bu da Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimalini gündeme getiriyorsa, büyük güçlerin enerji kaynaklarını güvenceye almaya çalışması şaşırtıcı olmaz. Ve tüm bu yaşananların daha büyük bir stratejik planın parçası gibi görünmesi de…

Aslında burada önemli bir ayrımı da yapmak gerekiyor. İran’daki rejimin baskıcı olduğu ve İran halkının özgürlük taleplerinin meşru olduğu konusunda pek çok kişi hemfikir. Ülkede yıllardır süren protestolar da bunu gösteriyor.

Ama otoriter bir rejime karşı çıkmak ile dış müdahaleyi desteklemek aynı şey değil. Geçmiş örneklerin de gösterdiği gibi; ne Amerika ne de İsrail bugüne kadar bir askeri müdahaleyi yalnızca “insani kaygılarla” başlatmadı.

Bu yüzden İran’daki rejimin değişmesini istemek başka; bunun ABD ya da İsrail tarafından yürütülen bir savaşla gerçekleşmesini beklemek ise bambaşka bir durumdur.

Hepimiz bir otoriter rejime karşı çıkabiliriz. Ama aynı anda dışarıdan askeri müdahaleyi de reddedebiliriz. Ve bu, savaşta ABD ya da İsrail tarafını desteklediğimiz anlamına gelmez. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.