İnsanı anlamak kolay değil. Hele konu, insanın kendi iç dünyasıysa…
Fyodor Dostoyevski’nin, namıdiğer Suç ve Ceza’nın yazarının, 19. yüzyılda yazdığı eserlerin bugün, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hala ve belki de benim gibi tekrar tekrar okunmasının nedeni; insanın yıllar içinde değişse bile duygularının, korkularının ve iç çatışmalarının bütünüyle değişmiyor oluşu. İnsanların neden bazen kendi bildiklerinin tersine davrandığını, doğru ile yanlış arasında nasıl gidip geldiğini ve kendi kararlarıyla nasıl mücadele ettiğini sorguluyor.
Onun romanlarında ahlak, vicdan, suç, inanç, özgür irade gibi konular önemli bir yer tutuyor. Ancak Dostoyevski’yi farklı yapan, bu konuları sadece roman kurgusu olaylar üzerinden anlatmaması. Bir insanın bir suçu işledikten sonra ne hissettiğine, yaptığı seçimle nasıl hesaplaştığına, yeri geldiğinde kendini nasıl haklı çıkarmaya çalıştığına da bakıyor.
Dostoyevski’nin karakterlerinde hepimizden bir parça görmek mümkün. İnsan bazen doğruyu biliyor ama yine de yanlış olanı seçebiliyor. “Çok seviyorum” dediği birini kırabiliyor. İyilik yapmak isterken kendi çıkarını öne koyabiliyor. Başkasını düşündüğünü söylerken, aslında kendini korumaya çalışabiliyor.
Bencillik de insanın bu karmaşık taraflarından biri çünkü. Ayrıca bencillik her zaman büyük ve açık davranışlarla ortaya çıkmıyor. Bazen kendi rahatımızdan vazgeçmemekte, bazen bir başkasının ihtiyacını görmezden gelmekte, bazen de yaptığımız bir yanlışı kabul etmek yerine kendimizi haklı çıkarmakta karşımıza çıkıyor. İnsan, iyi olmak isterken bile kendini başkasının önüne koyabiliyor.
Dostoyevski’nin Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Yeraltından Notlar ve Budala gibi eserlerinde insanın bu çelişkili hali sık sık karşımıza çıkıyor. Bu eserlerde karakterler sadece dışarıdaki insanlarla veya yaşadıkları olaylarla mücadele etmekle kalmayıp kendi vicdanlarıyla ve seçimleriyle de mücadele ediyor.
Bu yüzden “Dostoyevski’nin insanı”nı tek bir sıfatla anlatmak mümkün değil. Aynı kişi hem iyi hem bencil, hem sevgi dolu hem öfkeli, hem doğruyu savunan hem de kendi çıkarı söz konusu olduğunda yanlışa yaklaşan biri olabiliyor. İnsan doğasının çelişkileri işte…
Aradan yüzyıldan fazla zaman geçmesine rağmen insanın temel sorularından olan “Doğru olan ne?” ve “Ben neden böyle yaptım?” soruları da hala hayatımızın içinde. Bizler de Dostoyevski’nin eserlerini günümüzde hatırlayıp “Ne kadar da doğru demiş.” diye düşünüyoruz halen.
Son günlerde ülke gündemine ve kendi kişisel hayatlarımızda olup bitenlere bakarken Dostoyevski’yi hatırlayıp bir kez daha hayran oldum. Güvenin, paranın, çıkarların ve verilen sözlerin sık sık sınandığı zamanlarda insanın gerçek yüzü; kendisine fırsat verildiğinde neyi seçtiğiyle de ortaya çıkıyor. Her şeyin hızla değiştiği bir dönemde; vicdanı, ölçüyü ve en önemlisi de insanlığımızı koruyabilmek sanırım hala elimizde olan en değerli şey.
En değerlinizi kaybetmemeniz dileğiyle…

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.