Yıllarca emekli olacağımız zaman yaşayacağımız konforun hayalini kurarak çalışıyoruz.
Emekliliğimize kaç yıl kaldığını kontrol ederek ne zaman hayallerimize ulaşacağımızı takip ediyoruz.
Bu hayali kurarken pek üstünde durmadığımız bir hesap var.
Biz emekli olduğumuzda bizim emekli aylığımızı finanse edebilecek yeterli çalışan olacak mı?
Kafamız biraz karışmış olabilir. İlk önce SGK emeklilik sisteminin nasıl işlediğine bakmamız lazım.
Sistemin ana mantığı şu: Bugünün çalışanlarından toplanan primler, bugünün emeklilerinin aylıklarının finansmanında kullanılır. Eğer bir eksik kalırsa da devlet bütçeden katkı sağlar. Buna da “dağıtım esaslı sistem” denir.
Yani bizim çalışırken ödediğimiz primler, bizim adımıza bir hesapta biriktirilmez. Ödediğimiz primlere ilişkin kayıtlar, emekli olacağımız zaman emeklilik hakkımızın ve aylığımızın hesaplanmasında kullanılır.
Sistemin nasıl işlediğini anladığımıza göre şimdi asıl konumuza dönelim.
Gelecekte kaç kişinin çalışacağı, bizim nasıl bir emeklilik yaşayacağımızın önemli bir parçası.
Burada karşımıza “aktif/pasif oranı” çıkıyor.
Bu oran, gelir veya aylık ödenen her bir dosyaya karşılık kaç aktif sigortalı bulunduğunu gösteriyor. Gündelik dile indirgemek gerekirse “Bir emekliye kaç çalışan düşüyor?” diye anlatılsa da hesaplamada emekli kişi sayısı yerine dosya sayısı kullanılıyor.
SGK verilerine göre bu oran 2022’de 2,01, 2025’te ise 1,62 olarak yer alıyor. Yani 2025’te her 100 gelir veya aylık dosyasına karşılık yaklaşık 162 aktif sigortalı bulunuyor. Bu sayı, primlerin ödemeleri tamamen karşıladığı anlamına gelmiyor; yalnızca iki grubun sayısal ilişkisini gösteriyor.
Sorumuzun cevabını ararken doğum sayılarına da bakmamız gerekiyor.
TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de doğum oranı 1,42’ye gerilemiş durumda. Bu değer, nüfusun uzun vadede kendini yenilemesi için baz alınan 2,1 bandının oldukça altında.
Elbette bu, nüfusun hemen azalacağı anlamına gelmiyor. Ancak gelecekte çalışma hayatına girecek kuşakların büyüklüğü açısından bize bugünden önemli bir işaret veriyor.
Fakat burada yanlış bir bağlantı kurmamak gerekiyor. Bugünkü doğurganlık düşüşü, bugünkü aktif/pasif oranının doğrudan açıklaması değil. 2022’den 2025’e gelindiğinde yaşanan düşüşün temel sebebi EYT sistemi de olabilir.
Asıl mesele, gelecekte karşılaşabileceğimiz acı tablo.
Daha küçük kuşaklar çalışma yaşına geldiğinde emeklilik sisteminin gelirini sağlayabilecek insan sayısı üzerinde baskı oluşabilir. Bunun ne ölçüde bir soruna dönüşeceği ise o insanların kaçının iş bulabildiğine, kayıtlı çalıştığına ve hangi kazanç üzerinden prim ödediğine bağlı.
Bu nedenle çözümü yalnızca “daha fazla çocuk” cümlesine sığdıramayız. Gençlerin iş bulabilmesi, kadınların çalışma hayatına katılabilmesi ve kayıt dışı istihdamın azalması da aynı hesabın içinde.
Doğurganlıktaki düşüş, yarın kimsenin emekli olamayacağını göstermiyor. Ancak gelecekteki emeklilik güvencemizi bugünden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.
Çünkü emeklilik hayalimizin gerçekleşmesi, kendi biriktirdiğimiz prim günleri kadar, arkamızdan gelen kuşakların nasıl bir çalışma hayatına sahip olacağıyla da ilgili.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.