• 21 Eylül 2026, Pazartesi

Sevmek Yetmiyor Bazen

İstisnasız hepimizin kalbinde var olduğuna inanmayı seçtiğim en doğal, en insani yanımız: sevme ve sevilme isteğimiz…

Bazen bilinçli, bazen de öylece kendini belli ediverir. Değiştirir, dönüştürür. Günün sonunda daha iyi biri de olabilirsin, daha kötü de.

Sana bir sorum var: Birbirini çok seven insanların, sevgilerine rağmen ve yine aynı sebeple bir bataklığın içine düştüklerine şahitlik ettin mi? Hareket ettikçe içine daha da çeken bir bataklık…

Sadece partnerlik gibi de düşünme. İkili ilişkilerin hepsinde yaşanabilen o kaostan bahsediyorum. Herkes kendi bildiği yerden sevdiğinde böyle oluyor galiba. Öğrendiği gibi ya da kendi eksiğine göre seviyor. Üstelik masum bir yerden…

Peki, o zaman şu soru gelmez mi aklına?

Birinin seni kendi bildiği gibi sevmesi, senin sevildiğini hissetmene yeter mi?

Bence benzersiz olan yanımız sadece parmak izlerimiz değil. Duygularımız, onları yorumlama şeklimiz, verdiğimiz tepkiler ve yüklediğimiz anlamlar da benzersiz. Mesela “Kırgınım.” ya da “Sana çok öfkeliyim.” diyerek bilindik bir tanımı başlık olarak seçiyoruz. İnanıyorum ki derinlerde hepsinin farklı kırılımları var; yalnızca yüzeye çıktıkça aynılaşıyor ve ortak isimlerde birleşiyorlar. Yani duygularımız da parmak izlerimizden farksız bence.

Dolayısıyla gösterdiğimiz sevgi, öğrendiğimiz dilde bir o kadar farklılaşabiliyor. İnsan olmak tam da böyle bir şey değil mi zaten?

Şunu sormadan edemiyorum: Herkes kendi mahrum kaldıklarını karşısındakine veriyorsa ve karşısındaki, verilen şeyden hiç mahrum kalmadıysa, hatta kumbarası tıka basa doluysa ne olur?

Tabii ki kaos!

Kumbarası dolu olan:

“Sen benim için hiçbir şey yapmıyorsun.” diye söylenecek.

Diğeri de:

“Senin için yaptıklarımın hiç kıymeti yok mu?” deyip üzülecek.

Başka boş kumbaralardan, mahrum kalınmış başka şeylerden bahsetmek ise kimsenin aklına ya da işine gelmeyecek.

Hayalimizdeki sevgiyi öylece bulma şansını yakalayamamış olmak, onu yaşayamayacağımız anlamına gelmez. Biraz emekle, sevginin ilişkiye uygun yolu bulabilmesi için küreği eline alıp yeni bir patika açmak gerek.

Yani emek…

Çünkü sevgi yalnızca içimizde taşıdığımız güzel bir duygu olarak kalınca o ilişki ya devam edemiyor ya da çok yıpranıyor. Biraz merak, biraz dikkat, biraz da kendi alışkanlıklarımızın dışına çıkma isteği gerekiyor.

“Sevmesem senin yanında olmam.” gibi sözler ya da eylemsiz vaatler, boş bir saksıdan çiçek açmasını beklemekten öteye geçmiyor.

Yani asıl mesele, karşındakinin sevgiyi nereden duyabildiğini öğrenmek.

Fakat bunu öğrenmek, kendinden vazgeçmek demek de değil. Birbirine yaklaşmak için iki tarafın da kendi bildiği yerden biraz çıkması gerekiyor.

Üstelik hiç anlatmadan anlaşılmayı beklemek de haksızlık.

“Beni sevseydi bilirdi.” romantik bir cümle olabilir ama sevgi kimseye zihin okuma yeteneği vermiyor.

Yine de ihtiyacını açıkça söylediğin hâlde bir şeyler değişmiyorsa olay artık yalnızca farklı sevmek değildir, bilesin. Bazen insan nasıl seveceğini bilmiyordur, bazen de öğrenmeye yetecek kadar merak etmiyordur.

Hangisini yaşadığını anlamak için ilişkiyi biraz da üçüncü bir kişinin gözünden izlemen kâfi.

Ezcümle:

Aynı dili konuşmuyor olabilirsiniz.

Birbirinizin dilini kusursuz biçimde öğrenmek zorunda da değilsiniz.

Biraz emekle ortak bir dil bile oluşturabilirsiniz.

Lakin sevdiğiniz insanın ne söylediğini anlamaya niyetiniz yoksa sevgiyi, sanki sizin tarafınızdan bahşedilmiş ve bütün suçlardan beraat ettiren bir delilmiş gibi sunmayın.

Çünkü sevmek yetmiyor bazen.

O sevginin karşındakine ulaşması da gerekiyor.

Hatırla istedim.

Sevgiler,

Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.