• 10 Eylül 2026, Perşembe

Bilmediğin Yere Kendini Koymak

Zihnin nasıl kurnazlıklar yaptığını bilsen, bazen onu tutup fırlatmak istersin.

Mesela belirsizlikten hoşlanmadığı için kötü bir cevabı, cevapsızlığa tercih eder. “Bilmiyorum” demek açık bir kapıdır ve arkasında ne olduğunu bilmemek zihni çok rahatsız eder.

Yeterli özdeğere sahip değilsen, onay almak senin için hayatiyse, kontrol etme ihtiyacın seni ele geçirmişse ya da zihin okuma kasın gereğinden fazla gelişmişse, o kapının arkasında ne olduğunu bilmeye dair inanılmaz bir istek duyarsın.

Ve bil bakalım zihnin, kapının arkasına ya da “bilmiyorum”un yerine en kolay neyi koyar?

Tabii ki kendisini.

Ya “Benim yüzümden,” dersin ya da “Benim sayemde.”

Bir olaydaki payını görmek, farkında olmak gayet doğal. Peki ya her şeyi kendine mal etmek o kadar masum mu?

Bence korkunç.

Özellikle “Benim yüzümden” kısmı bir kabusa dönüşebilir. Her olayın, her davranışın ve el artırıyorum, esen rüzgârın bile sebebi olmaya kadar yolu var bunun. Hayatı zorlaştırmanın en kolay yolu olması ironisinin ortasında sıkışıp kalırsın.

Düşünsene; her mimiği okumaya çalışmak, her ses tonundan bir mana çıkarmak, her susuşu, her geciken cevabı, her kısa mesajı, her asık suratı, her dalgınlığı ve her mesafeyi kendinle ilişkilendirmek…

Birisi sessizdir, kesin sen bir şey yapmışsındır.

Birisi dalgındır, mutlaka senden sıkılmıştır.

Mesajına geç cevap vermiştir, artık seni önemsemiyordur.

Sesi biraz farklı gelmiştir, muhakkak sana kızmıştır.

İki kişi sen yanlarına gidince susmuştur; elbette konu sensindir.

İnsan bazen dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanmaz ama herkesin keyifsizliğinin kendi yüzünden olduğuna pekâlâ inanır.

Bunun bedeli yalnızca yanlış anlamak da değildir. Ortada henüz sana yöneltilmiş tek bir söz, açıkça gösterilmiş tek bir tepki yokken kendini sanık sandalyesine oturtursun. Suçlamayı da sen yaparsın, savunmayı da… Sonra hiç işlenmemiş bir suçun cezasını yine kendine kesersin.

Karşındaki sustu diye son konuşmalarınızı didik didik eder, sesinin tonunu hafızanda defalarca çalar, söylediğin her cümleyi yeniden yargılarsın. “Acaba şurada mı yanlış yaptım, bunu mu dememeliydim, fazla mı geldim, eksik mi kaldım?”

Bir bakmışsın, onun birkaç dakikalık sessizliği senin içinde saatler süren bir mahkemeye dönüşmüş.

Üstelik bütün bunlar olurken karşı tarafın haberi bile yoktur. Belki hayatının bambaşka bir meselesiyle uğraşıyordur; sen ise onun yüzündeki gölgenin sorumluluğunu çoktan üzerine almışsındır.

İnsan kendini başkalarının her hâlinden sorumlu tuttuğunda, kendi hayatını yaşamayı bırakıp onların ruh hâllerinde nöbet tutmaya başlar

Oysa bir insanın suskunluğu geçmişiyle, yorgunluğuyla, kendi korkularıyla, o sabah aldığı bir haberle, ödeyemediği faturayla, bedenindeki bir ağrıyla ya da yalnızca konuşmak istememesiyle ilgili olabilir.

Ama bunların hiçbiri zihne yeterince kesin gelmez. Çünkü “Bilmiyorum” hâlâ masadadır.

“Benim yüzümden” dediğinde ise canın acır ama hiç değilse cevabı bulduğunu sanırsın. Belirsizlik ortadan kalkar, yerine suçluluk gelir. Ve bazen insan, ne yazık ki tanıdığı bir acıyı bilmediği bir ihtimale tercih eder.

İyi ihtimallerde de durum çok farklı değildir. Birisi neşeliyse senin sayende, özenmişse senin için, paylaşım yapmışsa sana gönderme, güzel bir akşam geçirmişse senin etkin…

Kötünün suçunu da iyinin payesini de kendine vermeye pek meraklıdır zihin.

Oysa bir olaydaki payını görmek başka, olayın tamamını kendine mâl etmek başkadır. Kendine ait sorumluluğu almak olgunluktur; sana ait olduğundan emin olmadığın her yükü sırtlanmak değil.

Bu yüzden bazen kendine yalnızca şunu sorman gerekir:

“Şu anda bildiğim bir gerçeğe mi tepki veriyorum, yoksa bilmediğim yere kendimi mi yerleştiriyorum?”

Çünkü kişisel algılamamak, hiçbir şeyi umursamamak değildir. Hata yaptığında payını görmemek, karşındakinin duygusunu küçümsemek ya da sorumluluktan kaçmak hiç değildir.

Kişisel algılamamak; her hikâyenin başrolüne kendini yazmamaktır.

Her sessizlik sana verilmiş bir ceza değil.

Her mesafe senin değersizliğin değil.

Her asık yüzün faili sen değilsin.

Her güzel şey de yalnızca senin eserin değil.

İnsanların hayatlarında senin bilmediğin odalar var. Geçmişleri, korkuları, kayıpları, hesaplaşmaları ve kimseye anlatmadıkları dertleri var. Her kapanan kapının arkasında kendini ararsan, bir süre sonra kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının mimiklerinde nöbet tutmaya başlarsın.

Belirsizlik elbette rahatsız eder. Fakat zihinsel olgunluk her şeyin cevabını bulmak değil; cevabı henüz bilmediğin yerde, korkularından bir hikâye uydurmadan durabilmektir.

Bazen gerçekten bilmiyorsundur.

Ve “Bilmiyorum”, zihnin sana anlattığı kötü bir hikâyeden çok daha dürüst bir cevaptır.

Hatırla istedim

Sevgiler

Didar 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.