Aristoteles, iki bin yılı aşkın süre önce kaleme aldığı Retorik adlı eserinde, insanların hangi koşullarda haksızlık yapmaya cesaret ettiğini anlatıyor.
Suç işlediklerinde yakalanmayacaklarına, yakalansalar bile cezalandırılmayacaklarına, cezalandırılsalar dahi elde edecekleri kazancın uğrayacakları zarardan fazla olacağına inanan insanların haksızlık yapmaya daha yatkın olduğunu söylüyor.
Mahkemelerde deneyim kazanmış olanların, güçlü dostlara ve büyük servetlere sahip kişilerin kendilerini yargı karşısında güvende hissedebileceklerini anlatıyor. Hatta böylesi dostlara ve destekçilere sahip olmanın da aynı güveni verdiğini belirtiyor.
Bir başka bölümde, çaldıklarını gizlemeyi veya kolayca elden çıkarmayı başaranların cezadan kurtulabileceklerini düşündüklerini aktarıyor.
Yakalandıktan sonra davanın açılmasını engelleyenler, yargılamayı geciktirenler ve yargıçları satın alanlar da onun tarif ettiği haksızlık düzeninin parçaları.
İnsanlık iki bin yılı aşkın süredir hukuk sistemlerini geliştiriyor. Ne var ki Aristoteles'in tarif ettiği cezasızlık hesabı, bugün de tartışmaların merkezinde.
Türkiye'de son dönemde yürütülen soruşturmalar ve Adalet Bakanı Akın Gürlek'in açıklamaları, tam da bu nedenle üzerinde durulmayı hak ediyor.
Gürlek, 25 Eylül'de yaptığı açıklamada, hiç kimsenin unvanının, görevinin, ekonomik gücünün veya çevresinin hukukun üzerinde olmadığını söyledi. Soruşturmalarda delillerin ortaya koyduğu sorumluluk zincirinin takip edildiğini ve kimsenin kayırılmadığını belirtti.
Bu açıklamalar, Aristoteles'in iki bin yıl önce tarif ettiği cezasızlık hesabına karşı ortaya konulan bir mücadele iradesini ifade ediyor.
Ancak böylesine büyük bir iddianın karşılığı da büyük olmalı. Hukukun gücü, verilen sözlerin herkese eşit uygulandığı, hiçbir suçun nüfuz ilişkileriyle örtülemediği ve hiçbir masumun haksız yere cezalandırılmadığı bir düzende kendisini gösterir.
DEVLETİN GÜCÜNÜ KENDİ GÜCÜ SANANLAR
Aristoteles'in anlatımında dikkat çekici bir ayrıntı var. İnsanlar, güçlü dostları ve destekçileri bulunduğunda kendilerini daha güvende hissediyor.
Bugün de siyasi nüfuz sahibi kişilerle yakınlık iddiasının ticari ilişkilerde, bürokraside veya yargı süreçlerinde bir ayrıcalık gibi sunulması ciddi bir mesele.
Bir bakanla, milletvekiliyle, üst düzey bürokratla veya Cumhurbaşkanı'yla aynı fotoğraf karesinde bulunmak, kişiye devlet adına hareket etme yetkisi vermez.
Nüfuz ticareti ve dolandırıcılık iddialarında araştırılması gereken husus, söz konusu ilişkinin gerçek olup olmadığı kadar, kişilerin böyle bir ilişkiyi başkalarını etkilemek veya haksız menfaat sağlamak amacıyla kullanıp kullanmadığıdır.
23 Eylül'de Ankara'da yaşanan bir olay, meselenin somut bir örneği.
Mehmet Ç. isimli şüpheli, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı Gürlek ile yan yana göründüğü yapay zekâ ürünü fotoğrafları sosyal medya hesabında paylaştı. Gürlek'le yakın dost olduğu izlenimi veren ifadeler de kullandı. Polis, nüfuz ticareti ve gerçeğe aykırı bilgi yayma suçlamaları kapsamında şüpheliyi gözaltına aldı.
Bir başka örnekte Hazine ve Maliye Bakanlığı, soruşturma kapsamında adı geçen bir kişiyle Mehmet Şimşek'in geçmişte çekilmiş fotoğrafının haberlerde kullanılmasına itiraz etti. Bakanlık, Şimşek'in söz konusu kişiyle şahsi veya ticari ilişkisi bulunmadığını açıkladı.
İki olayın ayrıntıları farklı. Ancak ikisi de fotoğraflardan hareketle gerçekte bulunmayan siyasi bağlantılar kurulmasının nasıl yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Devlet yöneticileriyle yakınlığın, gerçek olsun veya olmasın, bir dokunulmazlık belgesi gibi kullanılmasına karşı en etkili cevap, bağımsız yargının delillere dayanarak verdiği kararlardır.
FİNANSAL BORSADAN DAVA BORSASINA
Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmanın boyutu, açıklanan rakamlara da yansıyor.
Adalet Bakanlığının 25 Eylül tarihli açıklamasına göre 76 şüpheli hakkında adli işlem yapıldı, 45 kişi tutuklandı. Bir gün sonra açıklanan tedbirler kapsamında 46 tüzel kişi, 18 yatırım fonu ve 42 gerçek kişinin malvarlığı donduruldu. Ayrıca 37 şüpheli hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulandı.
Bakan Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın soruşturmayı yakından takip ettiğini ve önceliğin vatandaşların birikimlerini korumak olduğunu açıkladı. Erdoğan'ın süreci takip etmesi, yürütmenin konuya verdiği önemin bir göstergesi. Soruşturmanın hukuki başarısını ise deliller, bağımsız yargı kararları ve mağdurların haklarına kavuşması belirleyecek.
Finansal piyasalardaki güven sorunu, dava borsası olarak adlandırılan nüfuz ticareti iddialarından ayrı düşünülemez. Bir tarafta yatırımcının parasını haksız yöntemlerle ele geçirdiği iddia edilen kişiler, diğer tarafta yargı süreçlerini para veya siyasi bağlantılarla etkileyebileceğini öne süren aracılar bulunuyor.
Bunların birbirine bağlı örgütlü yapılar olup olmadığı, ancak somut soruşturmalarla anlaşılır.
Türkiye'de finansal piyasalara güvenin güçlenmesi için manipülasyonla mücadele kadar, yatırımcıların adalete erişmesi ve yargı süreçlerine güvenmesi de önem taşıyor.
SİYASİ KİMLİĞE BAKILMADAN ADALET
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında başlatılan soruşturma, siyasi kimlik ayrımı yapılmaması ilkesinin sınandığı dosyalardan biri.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddiaları üzerine resen soruşturma başlattı. Gökçek, 4 Eylül'de şüpheli sıfatıyla ifade verdi ve hakkındaki iddiaları reddetti. Oğlu Ahmet Gökçek ile gelini Hülya Gökçek de ifade verdikten sonra adli kontrol ve yurt dışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı. İkili, Almanya'daki yatırımların finansmanına ilişkin açıklamalarında düğün takıları ve miras kalan mülklerin satışını kaynak gösterdi.
Bu dosyada olduğu gibi iktidara yakın isimler hakkında yürütülen soruşturmalar da muhalefete mensup kişiler hakkındaki soruşturmalar da aynı hukuki güvencelere tabi olmalı. Hiçbir siyasi ilişki soruşturmadan muafiyet sağlamamalı, hiçbir siyasi kimlik de suçluluğun kanıtı sayılmamalı.
ÜSTÜ ÖRTÜLEN HER SUÇ AYDINLATILMALI
Türkiye'nin adalet beklentisi, güncel operasyonlarla sınırlı değil. Geçmişte yeterince araştırılmadığı iddia edilen suçlar, sonuçlandırılamamış soruşturmalar ve kamu gücünün kötüye kullanıldığına ilişkin iddialar da hukukun konusu.
Aristoteles'in tarif ettiği hesap ancak cezasızlık beklentisinin ortadan kalkmasıyla değişir.
Bunun için suçun failinin kim olduğuna, kiminle fotoğraf çektirdiğine, hangi siyasi çevreye yakın bulunduğuna veya ne kadar servete sahip olduğuna bakılmadan deliller araştırılmalı. Suçu mahkeme kararıyla sabit görülenler kanunun öngördüğü cezayı çekmeli. Suçsuz bulunanların da itibarı korunmalı.
Adalet Bakanı Gürlek'in açıklamalarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fon soruşturmasına yönelik desteği, kamuoyunun beklentilerini yükselten gelişmeler arasında. Bu beklentinin karşılanması, soruşturmaların hukuka uygun yürütülmesine ve sonuçlarının kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmasına bağlı.
Aristoteles'in iki bin yıllık hesabının değişip değişmediğini de bu sonuçlar gösterecek.
Haydi inşallah.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.