Mansur Yavaş, 9 Eylül’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti. Görüşmenin gündeminde Ankara’nın yatırımları olduğunu söyledi. Ardından, 23 Eylül’de CHP’den istifa etti. İki gelişme arasında doğrudan bir siyasi anlaşma bulunduğunu bilmiyorum. Fakat siyasette peş peşe gelen adımları birlikte değerlendirmek de gazetecinin işi.
Yavaş’ın bundan sonra ne yapacağına ilişkin pek çok şey yazılıp çiziliyor. Cumhurbaşkanı adayı olacağı da konuşuluyor. Benim öngörüm farklı.
MHP, olağan kurultayını 7 Mart 2027’de yapacağını duyurdu. Ben, Devlet Bahçeli’nin o kurultayda genel başkanlık koltuğunu Mansur Yavaş’a bırakabileceğini düşünüyorum. Bunun gerçekleşeceğini bugün kanıtlayamam. Yavaş’ın ya da Bahçeli’nin böyle bir karar aldığını da söylemiyorum. Fakat gördüğüm siyasi ihtimal bu.
Milliyetçi seçmen bugün MHP, İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti arasında dağılmış durumda. Bir araştırmada bu dört partinin oyları toplam yüzde 23’e yaklaşıyor. Her birinin seçmeni aynı tercihi yapmaz. Yine de parçalı duran ciddi bir siyasi güçten söz ediyoruz. Bana göre bu seçmeni tek çatı altında toplamak için MHP’nin başında Mansur Yavaş gibi geniş kesimlere ulaşan bir isme ihtiyaç var.
Öngörümün devamı da var. Yavaş, 2028’de cumhurbaşkanı adayı olmak yerine Cumhur İttifakı’nın içinde Erdoğan’ın siyasi ortağı olarak yer alabilir. Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı olmasını sağlayacak bir düzen kurulması, Türkiye siyasetindeki ciddi senaryolardan biri. Böyle bir tabloda Erdoğan dünya meselelerine daha fazla ağırlık verirken, iç siyasette Yavaş’a geniş bir rol bırakabilir.
CHP cephesinde de bir hareketlilik görüyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Devlet Bahçeli gibi, genel başkanlık koltuğunu bırakmaya hazırlandığını düşünüyorum. Benim tahminim, o koltuğa Muharrem İnce’nin oturacağı yönünde. İnce’nin Yeni Parti’ye gitmeyip CHP’de kalması ve Kılıçdaroğlu’yla birlikte görünmesi bu ihtimali benim için güçlendiriyor. Elbette bir fotoğraf, tek başına genel başkan değişikliğinin kanıtı değildir.
CHP’de yaşanan ayrışmaya “partinin içi temizlendi” diyenler de olacaktır. Ben bu ifadeye mesafeliyim. Özgür Özel’in, Ekrem İmamoğlu’nun, onlarla hareket eden milletvekillerinin ve belediye başkanlarının ayrıldığı bir tabloyu yalnızca bir parti içi hesaplaşma olarak göremeyiz. CHP de Yeni Parti de seçimlerde kendi yolunu çizerse, iktidara alternatif olabilecek geniş seçmen kitlesi iki ayrı adrese yönelecek. Bu ayrışma, iktidarın işini kolaylaştırabilir.
Etkisini yerel seçimlerde de göreceğiz. İzmir iyi bir örnek. AK Parti’nin büyükşehir adayı 2024 seçiminde yüzde 37,1 oy aldı. Bir sonraki seçimde CHP ile Yeni Parti ayrı aday çıkarırsa, AK Parti adayı yarışa güçlü bir oy tabanıyla girecek. Elbette geçmiş seçimde alınan oy, gelecek seçimin sonucu değildir. Ama iki rakibin aynı seçmene seslenmesi, İzmir’deki hesabı değiştirir.
Aydın için yorum ve değerlendirme yapmıyorum. Fikrim olmadığından değil. Söyleyeceklerimin hoş görülmeyeceğini ve ardından doğacak saçma sapan durumlarla uğraşmak istemediğimden.
Kâhin değilim. Yazdıklarım da kehanet değil. Henüz gerçekleşmemiş siyasi gelişmeleri bugünden kanıtlamak mümkün değil. Fakat bunlar sezgiden ibaret düşünceler de değil. Görüşmeye, istifaya, kurultay tarihine, partilerdeki ayrışmaya ve seçmen davranışına birlikte bakınca benim gördüğüm yol buraya çıkıyor.
Görünen köy kılavuz istemez derler. Bakalım, siyaset bizi hangi köye götürecek.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.