Aydın’ın duygusu olsa, kırgın olurdu.
Tarımıyla, sanayisiyle, turizmiyle anılan bir şehir. Fakat sahip olduğu imkânların karşılığını ne ölçüde aldığına bakınca insanın içi rahat etmiyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2025 sosyoekonomik gelişmişlik araştırmasında Aydın 21’inci, komşusu Denizli 11’inci sırada. Aydın’ın daha iyisini istemek için nedeni var.
Şehrin konuşması gereken meseleler de var. Üreticinin suya erişimi, tarım toprağının geleceği, gençlerin iş bulması, okul güvenliği... Her biri bir ailenin hayatına dokunuyor. Yine de son günlerde Aydın’ın gündemine bakınca iki sandık görüyoruz: Aydın Sanayi Odası ve Kuşadası Ticaret Odası.
Ekim ayında başka kurumlar da seçime gidiyor. Aydın Ticaret Odası, Aydın Ticaret Borsası, Nazilli ve Söke’deki oda ve borsalar kendi yönetimlerini belirleyecek. Aydın Barosu’nda da seçim var. Ama şehir, özellikle Sanayi Odası seçimine kilitlenmiş durumda. Batı yakasında ise Kuşadası Ticaret Odası seçimi konuşuluyor.
Aydın Barosu’nun duygusu olsa alınırdı.
“Benim seçimim de var. Savunma hakkını, adaleti ve şehirde hukuka ilişkin kimlerin konuşacağını ilgilendiriyorum. Neden benim sandığım neredeyse hiç konuşulmuyor?” derdi.
Türkiye’de barolar içindeki görüş ayrılıkları, bazı illerde birden fazla baro kurulmasına kadar vardı. Böyle bir kurumun Aydın’daki seçimi, avukatların kendi aralarındaki yarıştan ibaret görülemez. Yarın bir hak ihlalinde baronun nasıl tutum alacağı da o sandığın sonucuyla ilgili.
Aydın Ticaret Odası’nın duygusu olsa o da alınırdı. Nazilli ve Söke’deki oda ve borsalar da öyle. Üyeleri iş kuruyor, insan çalıştırıyor, ilçelerinin ekonomisini taşıyor. Onların ne beklediğini, hangi yönetimi istediğini yeterince konuşmuyoruz.
Sanayi Odası ile Kuşadası Ticaret Odası seçimleri elbette haber değeri taşıyor. Aydın Sanayi Odası’nda seçmen listeleri ve üyelikler üzerinden yaşanan tartışmalar dikkatle izlenmeli. Kuşadası’ndaki adaylık yarışı da ilçenin ticaret hayatı açısından önemli.
Fakat iki seçime yüklenen anlamı, oda üyelerinin sorunları tek başına açıklamıyor. Adayların çevresinde kimlerin toplandığı, kimin kime karşı durduğu, kimin gücünü göstermek istediği de konuşuluyor. Bazı kişiler bu kurumların üzerinden rüştünü ispatlamaya çalışıyor. Dolayısıyla şehir, oda yönetimlerinden fazlasını seyrediyor.
İletişim araştırmacıları Maxwell McCombs ve Donald Shaw’ın gündem belirleme çalışması, medyanın hangi konulara yer verdiğinin insanların önemli gördüğü konular üzerinde etkili olduğunu anlatır. Aydın’da da haberlerin sıklığına ve manşetlerin ağırlığına bakıp hangi meselenin öne çıkarıldığını görebiliriz. İki oda seçimini günlerce konuşurken başka seçimleri ve şehrin ihtiyaçlarını arka plana itiyorsak, bunda biz gazetecilerin de payı var.
Olayların duygusu olsa, okul güvenliği meselesi bize daha sert konuşurdu.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarının ardından Meclis araştırma komisyonu kuruldu. 22 Eylül’de Turgutlu’da bir öğrenci okula giden çocuklara ateş açtı, 11 çocuk yaralandı. Ertesi gün Aydın’ın Efeler ilçesinde, Mimar Sinan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi çevresinde pompalı tüfekle dolaştıkları ihbar edilen iki şüpheli yakalandı. Aydın’daki şüphelilerin amacı henüz bilinmiyor. Bu belirsizlik, okul çevresinde silah görülmesinin yarattığı kaygıyı azaltmıyor.
Olay haber oldu. Peki ardından Aydın’daki okulların çevresini, çocukların silaha erişimini, velilerin kaygısını ne kadar konuştuk?
Okul güvenliğini ısrarla gündeme taşıyanların başına eşek kılı yağdığı için gazetecisinden kanaat önderine, sosyal medya hesabı sahibinden veliye kadar pek çok kişi konudan uzak duruyor. Oysa çocuklarını okula gönderen ailelerin duygusu var. Onların korkusu, bir oda seçiminin kulisinden daha az gerçek değil.
Su sıkıntısıyla karşılaşan üreticinin de duygusu var. İş arayan gencin, ürününün karşılığını alamayan çiftçinin, yaşadığı şehrin komşularından geri kaldığını gören Aydınlının da.
Şehrin duygusu yok. Yaşayanlarının var.
Seçime giden kurumların da duygusu yok. Üyelerinin var. Ekim ayında sandığa gidecek üyelerin önünde kendi kurumlarının geleceğine ilişkin bir karar duruyor. Üzerlerine kurulan baskıya ve önlerine konan tercihlere boyun mu eğecekler, özgür iradelerini mi ortaya koyacaklar, göreceğiz.
O sandıkların sonucunu takip edeceğiz. Aydın’ın asıl meselelerini de aynı ısrarla takip etmeliyiz. Çünkü bir şehrin gündemi, en fazla ses çıkaranların yarışıyla sınırlı kalırsa sessiz kalanların hayatı yerinde sayar. Daha da kötüsü olabilir. Demedi, demeyin…

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.