“Yapay zekâ detoksu”
İnsanın en büyük tehlikesi, cevaba ulaşması değil; cevaba ulaşırken kendini devreden çıkarmasıdır. Aklın zahmetinden kaçan bir çağın içindeyiz. Sorular hâlâ bizden çıkıyor, fakat cevapların doğumuna artık çoğu zaman biz şahit olmuyoruz. Düşüncenin sancısı atlanıyor, kanaatin bedeli ödenmiyor, kelime insanın içinden geçmeden önüne düşüyor.
Bu kolaylık ilk anda masum görünür. Zaman kazandırır, işi hızlandırır, dağınıklığı toparlar. Fakat insan bir süre sonra yalnızca yardım almaz; kendi yerine düşünen bir düzene yaslanmaya başlar. Cümle kurma sabrı azalır. Bekleme terbiyesi zayıflar. Yanılma cesareti kaybolur. Oysa insanı olgunlaştıran şey yalnızca doğru cevaba sahip olmak değildir; o cevaba hangi yoldan vardığını bilmesidir.
Yapay zekâ detoksu, ekranı kapatıp dünyaya küsme kararı değildir. İnsanın kendi aklını yeniden yoklamasıdır. Bir sorunun karşısında hemen dışarıya uzanmadan önce içeride ne kaldığını görmesidir. Hafızasında ne var, sezgisinde ne var, vicdanı ne söylüyor, susunca hangi düşünce kendiliğinden beliriyor… Bunları bilmeden alınan her hazır cevap, insanın kendi derinliğini biraz daha ihmal etmesine yol açar.
Çünkü akıl da kullanılmadığında pas tutar. Dil de emek verilmediğinde başkasının sesine benzer. İnsan, kendi kelimelerini kaybettiğinde yalnızca anlatımını değil, düşünme biçimini de kaybeder. Hazır cümlelerle konuşan biri, zamanla hazır hükümlerle yaşamaya başlar. En tehlikeli yer de burasıdır: Kendi fikri olmayan insan, başkasının düzenlediği düşünceyi kendi kanaati sanır.
Maneviyat burada sessiz ama kesin bir ölçü koyar. İnsana akıl verilmiştir; yalnızca kolayca bilgi toplasın diye değil, hak ile yanlışı ayırırken sorumluluk taşısın diye. Tefekkür, devredilebilir bir iş değildir. Kimse insanın yerine iç muhasebe yapamaz. Kimse onun adına niyetini arıtamaz. Kimse onun kalbine ait kararı dışarıdan yazamaz.
Bu yüzden bazen cevabı geciktirmek gerekir. Hemen bilmemek, insanı eksiltmez. Bir mesele üzerinde kalmak, zihni terbiye eder. Bir cümleyi kendi içinde aramak, dili onarır. Bir kararı aceleyle vermemek, kalbi korur. Hızın kutsandığı bir çağda yavaş düşünmek, insanın kendine karşı dürüst kalma biçimidir.
Yapay zekâ detoksu dediğimiz şey, teknolojiden arınmak kadar basit bir mesele değil. Asıl arınma, kolaylığın insan üzerindeki iktidarını fark etmekle başlar. Her cevabı hemen istememek, her boşluğu doldurmamak, her düşünceyi dışarıdan çağırmamak gerekir. Çünkü insanın içinde boşluk kalmazsa, oraya hikmet de uğramaz.
Bazen en doğru cevap, hemen bulunmayan cevaptır. Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey bilgi değil, kendine dönme cesaretidir. Aklını, dilini, vicdanını yeniden kendi emeğiyle çalıştıran insan; yalnızca daha iyi düşünmez, daha sahici yaşar.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.