İnsan bazı kayıpları sayabilir.
Bazılarını kayda geçirebilir.
Bazılarını rapor edebilir.
Ayağını kaybeden, ayağını kaybettiğini bilir.
Gözünü kaybeden, görmediğini bilir.
Fakat insanın kendisini kaybetmesi, bu tür bir bilgiye girmez.
Çünkü bilginin öznesi olan “ben”, artık sağlam değildir.
Bu durum bir trajedi değildir.
Bu durum bir çöküş de değildir.
Bu durum bir bozulma hâlidir.
Bozulma, gürültüyle olmaz.
Bozulma, yavaş ilerler.
Kişi bir sabah kalkıp “artık ben yokum” demez.
Sadece daha az düşünür.
Daha az sorgular.
Daha az itiraz eder.
Sonra buna alışır.
İnsan alıştığı şeyi gerçek sanmaya başlar.
Burada asıl mesele şudur:
İnsan ne zaman kendisi olmaktan çıkar?
Başkalarının beklentilerini kendi iradesinin önüne koyduğu anda.
Konforu, doğruluğun önüne koyduğu anda.
Susmayı, konuşmanın önüne koyduğu anda.
Kolayı, hakikatin önüne koyduğu anda.
Bu noktadan sonra insan hâlâ vardır.
Ama merkezde değildir.
Merkezde olmayan insan, hayatını yönetmez.
Hayatı tarafından yönetilir.
Ve yönetilen kişi, seçim yaptığını zanneder.
Oysa sadece seçenekler arasından sürüklenir.
Modern insanın en büyük yanılgısı şudur:
Hareket ediyorsa, yaşıyordur.
Meşgulse, ilerliyordur.
Kalabalıktaysa, yalnız değildir.
Bunların hiçbiri doğru değildir.
İlerleme, yön ister.
Yön, ilke ister.
İlke, benlik ister.
Benliği zayıflamış insanın ilk kaybı şudur:
“Ne istiyorum?” sorusu.
Bu soru silinince yerine şunlar gelir:
“Benden ne bekleniyor?”
“Nasıl görünmeliyim?”
“Ne derler?”
Bu andan sonra insanın hayatı kendisine ait olmaktan çıkar.
Kendini kaybetmiş insan mutsuz olmak zorunda değildir.
Hatta çoğu zaman rahattır.
Çünkü sorumluluk almıyordur.
Sorumluluk almayan insan, acı çekmez.
Ama derinlik de kazanmaz.
Derinliği olmayan hayat, uzun olabilir.
Ama dolu değildir.
Şimdi durup şunu sormak gerekir:
Benim bir düşüncem var mı, yoksa sadece görüşlerim mi var?
Benim bir duruşum var mı, yoksa sadece tepkilerim mi var?
Benim seçtiğim bir yol var mı, yoksa içinde bulunduğum yol mu var?
Bu sorulara kaçamak cevap veriliyorsa, problem başlamıştır.
Kendilik geri çağrılabilir.
Bu çağrı büyük sloganlarla olmaz.
Sessiz kararlarla olur.
İnsan önce şunu kabul eder:
Ben dağılmış durumdayım.
Sonra şunu sorar:
Ben neye inanıyorum?
Sonra şunu belirler:
Ben neye razı değilim?
Bu üç cümle kurulmadan hiçbir değişim başlamaz.
Çünkü insanı ayağa kaldıran şey motivasyon değildir.
İnsanını ayağa kaldıran şey kimliktir.
Kimliğini bilen insan, her şeyi başaramayabilir.
Ama neyi yapmayacağını bilir.
Ve bazen insanı kurtaran şey,
yapacaklarının fazlalığı değil,
yapmayacaklarının netliğidir.
Bugün asıl soru şudur:
Sen hâlâ kendi hayatının öznesi misin,
yoksa sadece cümlede geçen bir nesne mi?


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.