İnsan, başkasının hayatına kendi gördüklerini aktarabilir; fakat gördüklerinin hükmünü devredemez. Nerede durulacağını söyler, hangi hatadan sakınılacağını anlatır, bazı sonuçları önceden haber verir. Yine de anlatılanların çoğu, yaşanmadan insanın içine yerleşmez. Bilgi zihinde kalır; anlam, ancak insan kendi payına düşenle karşılaşınca oluşur.
Bu yüzden fazla öğüt, çoğu zaman faydadan çok gürültü üretir. Henüz sorusu doğmamış birine cevap vermek, sözün kıymetini azaltır. İnsan hazır olmadığı hakikati dinler, onaylar, sonra eski alışkanlığına döner. Çünkü henüz o bilginin bedelini ödememiştir.
Bazı eğitimciler, anne babalar ve büyükler bu gerçeği kabul etmek istemez. Çocuğun yerine karar verir, onun adına korkar, karşılaşacağı her güçlüğü önceden ortadan kaldırırlar. Sonra hayatı tanımayan, tercih yapmaktan çekinen, yanlış karşısında dağılan insanlar yetişir. Koruma arzusu, ölçüsünü kaybettiğinde gelişimin önüne geçer.
İnsana yön gösterilebilir; fakat irade verilemez. Deneyim aktarılabilir; fakat olgunluk hazır olarak teslim edilemez. Kişi yanılır, sonucunu görür, kendi payını kabul eder ve öğrendiği şeyi davranışına geçirir. Başkasından duyduğu cümle, ancak o vakit kendisine ait bir bilgiye dönüşür.
Manevî terbiyede de aynı ölçü vardır. Hidayet zorla yerleştirilmez, idrak emredilerek oluşmaz. İnsana hakikat hatırlatılır; seçimin sorumluluğu yine kendisine bırakılır. Zira kulun imtihanı, başkasının yerine verdiği kararlarla tamamlanmaz.
Yolu sen öğretemezsin. En fazla yönü gösterebilir, tehlikeyi haber verebilir, gerektiğinde yanında durabilirsin. Sonrası ona aittir. Çünkü insan, yürümeyi kabul etmeden hiçbir yere varamaz; kendi adımının sorumluluğunu almadan da hayatı öğrenemez.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.