Hayatımın uzun yıllarında kendimi güçlü olmak zorunda hissederek yaşadım. Belki de bu yüzden insanların yüklerini omuzlamak bana doğal geldi. Bir arkadaşın derdi, bir akrabanın çıkmazı, bir çalışanımın sorunu, bir sevdiğimin yarası...
Çoğu zaman elimden gelenin fazlasını yaptım.
Çünkü yardım etmenin iyi bir şey olduğuna inanıyordum. Hâlâ inanıyorum. Ancak yıllar içinde çok önemli bir farkı öğrendim: Yardım etmek başka, kurtarmaya çalışmak başka.
Kurtarmaya çalıştığınız insanlar çoğu zaman sizin kadar çaba göstermiyor. Siz onların ayağa kalkması için uğraşırken, onlar oturmaya devam edebiliyor. Siz yaralarını sararken, onlar aynı yarayı tekrar tekrar açabiliyor.
Ve bir gün dönüp baktığınızda, yorgun düşen kişinin siz olduğunu fark ediyorsunuz.
Bazen kadınlar olarak bize öğretilen şey bu oluyor. Güçlü ol. Dayan. Çöz. Toparla. Affet. Yeniden dene. Biraz daha ver.
Ama kimse bize şu soruyu sormuyor:
“Peki sen ne zaman dinleneceksin?”
İşte ben de kendime bu soruyu sormaya başladığımda yardım etmekle kurtarmaya çalışmak arasındaki farkı gördüm.
Bu ayrımı öğrendikten sonra hayatımda çok şey değişti.
Öncelikle yorulduğumu fark ettim.
Yıllarca yorgunluğumu çalışmaya, mücadeleye, anneliğe ve iş hayatına bağlamıştım. Oysa beni en çok yoran şeylerden biri, aslında benim sorumluluğum olmayan hayatları omuzlamaya çalışmaktı.
Bir başka değişim de hayır diyebilmeyi öğrenmek oldu.
Eskiden birinin üzülmesine, kırılmasına ya da benden uzaklaşmasına engel olmak için kendi sınırlarımı ihlal ederdim. Şimdi ise biliyorum ki bir başkasının duygularını yönetmek benim görevim değil.
Ve en önemlisi...
İnsanlara olan sevgim azalmadı.
Tam tersine arttı.
Çünkü artık kimseyi değiştirmeye çalışmadan sevebiliyorum. Kimsenin yükünü sırtlanmadan yanında durabiliyorum. Birinin düşmesine engel olmak için kendimi yere atmıyorum. Eğer isterse elimi uzatıyorum, ama yürümek yine onun sorumluluğunda oluyor.
Bu farkındalık bana uzun zamandır hissetmediğim bir şeyi geri verdi:
Hafifliği...
Meğer insan bazen mutlu olmak için hayatına yeni şeyler eklemek zorunda değilmiş.
Bazen sadece kendisine ait olmayan yükleri bırakması yeterliymiş.
Kendi hayatımda artık yeni bir şey öğreniyorum. Herkesin kendi yolculuğunun sorumluluğunu taşıması gerektiğini öğreniyorum. Birinin hayatını değiştirmek benim görevim değil. Ben destek olabilirim, yol gösterebilirim, yanında yürüyebilirim ama onun yerine yürüyemem.
Bu farkındalık insanı bencilleştirmiyor.
Aksine özgürleştiriyor.
Çünkü enerjinizi sürekli başkalarının hayatını düzeltmeye harcamadığınızda, kendi hayatınızı yaşamaya başlıyorsunuz.
Belki de gerçek güç her yükü taşımak değil, hangi yükün size ait olmadığını bilmektir.
Bugün kendinize şu soruyu sorun:
Taşıdığım yüklerin kaçı gerçekten bana ait?
Cevap sizi şaşırtabilir.
Ve belki de o cevap, uzun zamandır ihtiyacınız olan hafifliğin başlangıcı olur.
Çünkü bazı insanları kurtarmaya çalışmayı bıraktığım gün, aslında kendimi kurtarmaya başladığımı fark ettim.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.