Cemre ŞAHİN KAZICI / Yüksek Mimar
cemresahin@cemresahin.com

ADALET NÖBETİNDE 100. GÜN

3 Ağustos 2022, Çarşamba

     

Köşe yazısı yazmak büyük olay. Kaç kişiye ulaşır fark etmeksizin her bir kelimenin okuyucuya ne kattığı ve bilhassa okuyucuyu düşün dünyasında nereye kattığı ciddi bir sorumluluk. Öte yandan yazarı nereye koyduğu da önemli. Çünkü bu ülkeyi yönetenler ve toplum birini alıp, sağa sola merkeze bir yere koymaya meyilli. Toplumun suçu yok, uzun yıllar inançlarına ve dünya görüşlerine yapılan müdahaleler üzerinden gündelik hayatlarına sızan ve kutuplaştırdıkça çeşitli kazanımlar vadederek sosyal hayatlarını şekillendiren titizlikle örgütlenmiş siyasi komploların kurbanı. Ama artık uyanmadık mı?

*

Sadece bir konu hakkındaki düşünceyi desteklemek ya da eleştirmekle topyekün düşünceler birliğinden oluşan bir grup içerisinde yer almış olunacak sanrısıyla ne kadar özgür bir toplum olabiliriz? Bu korkuyla kaç kişi yazıp çizebildi Adalet Nöbetini ve değerlerini?

*

Sayısız profesörün, milletvekilinin, belediye başkanının, siyasi parti yöneticilerinin, sivil toplum örgütlerinin katılarak desteklediği Adalet Nöbetinin tam 100. günü bugün. TMMOB, Gezi Davasında verilen hukuksuz kararla 18 yıl hapis cezasına çarptırılan TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mimar Mücella Yapıcı, TMMOB Mimarlar Odası Avukatı Can Atalay ve Şehir Plancısı Tayfun Kahraman için Adalet Nöbetinde. Başta Mimarlar Odası İstanbul, Ankara, İzmir Şubeleri olmak üzere 100 gündür kesintisiz biçimde binalarının önünde nöbet tutuyor tüm bileşenler. Adalet için, adaletin geleceği güne dek.

*

Karar neden ‘hukuksuz’ belirtmeden önce, #GEZİ paragrafı açacağım.

Gezi Olaylarına ilişkin en baştan bir panorama çıkarmayacağım elbette ancak özetle; her yönüyle çok titizlikle ele alınması ve anlaşılması gereken, sadece dönemin değil gelecek tüm dönem karar vericilerinin de her kararlarında gezinin nefesini hep enselerinde hissederek hareket etmesini gerektiren, benzerine rastlanmamış bir toplumsal hareket. Ardıl olayları ile daha kapsamlı yorumlamalara aralık bıraksa da, iktidarın yanlış eylemlerine karşı oluşan bu harekete iktidarın içinden de olumlu yaklaşımlar gelmişti. En ılımlı siyasi adımı dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gerekli mesajı aldıkları ifadesiyle özür dileyerek atmıştı. Olayların alevi içerisinden oldukça soğukkanlılıkla kısmen en öngörülü yaklaşımı ise dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç göstermişti: “Yapılan yanlışlık varsa yanlıştan dönülür. Bunu fırsat bilerek … iyi niyetli insanları tahrik edenlere karşı uyanık olmamız lazım. Bu olaylar başka yerlerde başka türlü planlanabilir”. Burada ‘iyi niyetli insanların tahrik edilmesi’ ne katılmıyorum, onlar zaten tahrik olmuş halde olduklarından oradalardı. Ve hiç de aldatılacak kandırılacak insanlar değillerdi. Ancak belki, böylesine büyük toplumsal hareketi başlatabilmiş iyi niyetli insanların arasına karışıp ‘iyi niyet kılıfı’ ile kamufle olmaya çalışanlara karşı iyilere zarar vermemeleri için uyanık olunabilirdi. Olunmadı. Tam aksine bundan beslenildi. O yüzden bugün bu karar.

*

İyi niyetli insanlar için yapılan yanlış başta ‘Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası yapımına onay veren karar’ olmak üzere, o zamana kadar ülkenin tüm varlıklarına, kentlerine, kıyılarına, madenlerine, yeraltı ve yerüstü zenginliklerine karşı yapılan kıyımlardı. Üstelik bu zenginliklere sahip çıkmak içlerinden kimileri için anayasal bir görevdi. Bu kamusal ve anayasal görevleri ile vicdani sorumlulukları nedeniyle orada bulunan Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman ise Gezi’deki tüm kalbi güzel insanların, görevlerini yerine getireceklerinden hiç şüphe duymadıkları, güvendikleri, sarılarak canına ve önlerine kattıkları çevreci insanlardı. Bu sebeple onlara sadece Gezi’de değil, Validebağ Korusu’nda, Kuzguncuk Bostanı’nda, Sevda Tepesi’nde, Soma’da, Karadeniz’de de rastlarsınız. Bu sebeple onlara hangi siyasi partiden oldukları farketmeksizin tüm yağmacıların, rantçıların tam da karşısında rastlarsınız. Üstelik bu insanların hayatlarını okusanız, mesleki sorumluluklarının karakterlerine işlediğini, doğa, kültür ve tarih varlıklarının korunması yolunda gönüllülükle ömürlerini verdiklerini, hem de hiç düşünmeden verdiklerini, öylece anlayıverirsiniz..

*

Mimarlar Odasındaki görevimden dolayı Mücella Ablayı yakından tanıma şansım oldu. Hatta son Genel Kurulumuzda kendisiyle karşıt önergeler de vermiştik. Ben de “acaba önergemizin bizim için daha zararlı olacağını düşündüğü için mi karşı çıktı” diye düşünürken bulmuştum kendimi. Çünkü o, öyle bir insan. Kendinden vermek pahasına seni düşünür. Kendisiyle karşı karşıya bile kalsanız asla iyi niyetinden şüphe duyamazsınız. Eminim günümüz Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan da Mücella Ablayı yakından tanısa böyle düşünürdü. Ancak o, pek çok aklıselim yöneticiler gibi ve bizzat yardımcısı Arınç gibi ‘yanlışlarının olabileceğini’ ya da eylemlerini doğru bulmayanların ‘iyi niyetli insanlar olabileceğini’ hiçbir zaman kabul edemez halde, Gezi’ye katılan 8,5 milyon vatandaşını hakaretler ve çeşitli suçlamalarla düşmanı ilan etmişti. Bugün de kinini soğutmadığı açıklamalarıyla, yargı sistemine müdahiliyetini açıkça ortaya koyuyor. Ne üzücü.

*

Hukuksuzluk da işte buradan kendini açık ediyor. Daha önce aynı davadan iki kere beraat almalarına karşın, son mahkeme heyetinde yer alan 3 hakim üyeden birinin geçmişte akp milletvekili aday adaylığının bulunması, diğerinin -beraat verilmesi gerektiği- şerhi ardından, hukuksuz bir kararla 18 yıl hapis cezası verildi. Düşülen şerhi okuyan herkes, hukuk bilgisi olmaksızın adaletsizliği anlayacaktır. Öte yandan şerh düşen hakim ise aynı dönem içerisinde davadan alınarak Tokat’a gönderildi. Ve dahası hakimin yakınları ‘kendi isteği ile gitti’ demek durumunda kalıyor. Ben böyle iç acıtan bir demokrasi sahnesi görmedim. Bu tablo, çok tehlikeli. Tahmininizden daha çok. Vatan sevgisiyle, toplumsal bir sorumlulukla karşı duramayacaksanız bu yaşananlara, kendiniz için karşı durmalısınız çünkü adalet istisnasız herkesin, her birinizin ihtiyacı ve o gün geldiğinde yanınızda olacak olanlar yine adaleti canları pahasına savunanlar olacak.

*

Bu köşeyi, son mahkemede hapishaneye gönderilmeden önce son sözü sorulan 72 yaşındaki Mücella Ablanın –asla son olmadığını bildiğim- sözleriyle bitirmek istiyorum:

“Son sözüm olduğunu düşünmüyorum. Ben 50 yıllık meslek insanıyım, olabildiğince aydın olmaya çalıştım. Hiçbir zaman şiddetten yana olmadım. Toplum yararına mesleğimi onurla yürüttüm. Bugüne kadar tek bir çocuğuma ve etrafıma haram lokma yedirmedim. Hırsızlık uğursuzluk yapmadım. Mesleğimi sadece mesleğimin ilkeleri doğrultusunda kullandım ve bu yaşamdan onur duyuyorum. Aynı onuru benim yaşıma gelince sizin de yaşamanızı diliyorum, hüküm sizindir.”