• 24 Eylül 2026, Perşembe

GÜNAH KEÇİSİ YAPTIĞIMIZ GENÇLER...

Kendi kusurlarımızı görmeyip başkalarının küçük hatalarını eleştirmeye bayılıyoruz. Psikolojide "savunma mekanizması ya da öz eleştiri eksikliği" olarak adlandırılan bu durumun elbetteki bazı sebepleri bulunmakta. Empati eksikliği, üstünlük hissi ve yansıtma gibi nedenler bunlardan sadece birkaçı...

Ne yazık ki başkalarının yaşadıklarını veya neden hata yaptıklarını anlamak yerine direk yargılamayı seçiyoruz; egolarımız yüzünden hatalarımızla yüzleşmekten korkuyoruz; kendimizde de olan kusur veya hataları başkalarında gördüğümüzde egoistçe saldırıyoruz. Kendi hatalarını düzeltmeye cesareti olmayanlar, başkalarını eleştirerek bir nevi huzur bulmaya çalışıyorlar...

Gençlere yönelik acımasız, yersiz ve haksız eleştirilerde bulunmak, kendimizi temize çıkarıp suçu başkalarına yüklemenin en çarpıcı örneklerden biridir...

Ne hikmetse her nesil kendinden sonra gelen nesli daha tembel, daha vurdumduymaz, daha saygısız veya daha yozlaşmış olarak görme eğiliminde. Yaşlılara göre gençlik hiç de iyi yere gitmiyor ve başımıza gelenlerin çoğu gençlerin başıboş, kötü ve vurdumduymazlıkları yüzünden...

Oysa ki kazın ayağı hiç de öyle değil...

Bilinmelidir ki günümüz gençleri internet, sosyal medya ve yapay zekanın son derece yaygın olarak kullanıldığı bir dünyada yaşıyorlar ve kendilerinden önceki nesillere göre öncelikleri çok daha farklı. Önceki nesiller için hayatta kalma, aidiyet ve gelenekler ön plandayken, bugünün gençleri bireysellik, özgürlük ve küresel gelişmelere önem veriyorlar. Bu nedenle, toptancılık yaparak hunharca yargılamak yerine, onların yetiştikleri dijital ve küresel dünyayı göz önüne alarak değerlendirmek muhakkak ki çok daha doğru olacak ve nesiller arası iletişimi daha kolay hale getirecektir...

Her ne kadar günümüz dünyasında genç olmak şanslı olmak gibi görünse de aslında gerçek hiç de öyle değil.

Günümüzde genç demek;

Gelecek kaygısı yaşayan ve belirsizliklerle baş etmeye çalışan birey demek...

Sınavdan sınava koşan bir yarış atı demek...

Güvensizlik, yetersizlik ve adaletsizlik hissine sahip insan demek...

Anlaşılmamaktan yakınan ve kalabalıklar içinde yapayalnız insan demek...

Kendi değerlerini keşfetmeye çalışıyorken bir taraftan da ailesinin, okulunun ve toplumun beklentilerini karşılamaya çalışan, bunalmış ve öfkeli insan demek...

Geçenlerde internette karşılaştığım ve bir gencin serzenişlerini içeren yazının özeti şöyleydi:

Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Madem bu ülkede yaşayan insanları 'gençler ve yetişkinler' olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.

Biz gençlerin nereye gittiğinden çok sizin nerede durduğunuzla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?

Ülkenin başını belaya sokan olayların baş aktörleri ağırlıklı olarak gençler mi, yoksa yetişkinler mi?

Bu ülkede yüz binlerce öğrenci tek bir soru fazla yapabilmek için dirsek çürütürken, sınav sorularını ve bu sorularla birlikte hayallerimizi çalanlar lise öğrencileri miydi?

Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyorlar?

Sanatçı kimlikleriyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?

Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?

"7 yaş üstüne uygundur" diye işaretlenmiş sinema filmlerinde bel üstüne çıkamayan, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran yapımcılar ile şiddet kusan senaryoları yazanlar kaç doğumlu?

Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştürenler de sizlersiniz...

Ülkenin bugünü olan sizler, bizlere “Bu ülkenin geleceği sizsiniz” gibi klişe sözler söylemekten vazgeçin. Sizler yaşadığınız günü bile kurtaramazken, bizler yarınları kurtarma işinin ihalesini alamayız...

Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz...

Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz...

Para hırsıyla sürekli inşaat yapıp şehri betona boğarken, bizlerden geleceği inşa etmemizi bekleyemezsiniz...

Alttan bir sürü dersiniz varken, bize üst perdeden ahlak dersi vermeye kalkıyorsunuz. Size bir şey söyleyeyim mi? Yeni nesil pırıl pırıl, hiçbir sıkıntı yok. Asıl sıkıntı, yeni nesile eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.

Tarihimizi doğru anlatan kaç tane Türk filmi çekildi ve sizce kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi ecdadımızı sevdirmek için yazıldı?

Eğer siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de belki yarınları emanet olarak kabul ederdik; ama hiç kusura bakmayın şu anda emanet kabul edecek durumda değiliz...

Geçmişini unutturduğunuz bir nesile, gelecekten ödev veremezsiniz. Bu yüzden aranızda “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle” diye konuşup durmayı bırakın ve “Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti” diyerek demagoji yapmayın. Evet, 21 yaşındayım ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim. Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil. Zaten sayenizde İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil...

Bu genç özelinde bütün gençlerin isyanını öğrendikten sonra şimdi tekrar soruyorum; suç kimde?

Gençlerde mi, yaşlılarda mı, yoksa hepimizde mi?

Ne yazık ki herkes kuyunun derinliğinden şikayet ediyor da kimse ipim kısa demiyor...

Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.