• 15 Ekim 2026, Perşembe

ÖNCE AHLAK GELİR...


Ekonomi tarihimizin en büyük skandallarından biri olarak nitelendirilen ve yan etkileriyle birlikte yaklaşık 90 milyar dolarlık ekonomik kayba yol açan "fon vurgunu" birkaç haftadan beri ana gündem maddesi olmaya devam ediyor...

Malum olay maddi kayba yol açan bir hadise olmanın yanısıra toplumsal buhrana yol açabilecek kapasite ve ölçekte. Doğrudan 455 bin, dolaylı olarak ise 3 milyondan fazla insanımızı etkileyen söz konusu krizde kayba uğrayanların önemli bir kısmı elindeki üç-beş kuruşluk birikimini korumaya çalışan veya geçimini güçlükle temin eden insanlardan oluşuyor. Bu insanların kayıplarını sadece para olarak görmek olayı çok hafife almak olur; zira insanlar paralarının yanında ne yazık ki umutlarını, güvenleri ve geleceklerini de kaybettiler...

Malum fon vurgunu hadisesi hukuken yasal ancak ahlaki açıdan tartışmalı olan kazanç konusunu tekrar gündeme getirdi. Cevabı merak edilen soru ise şu:

Yasal yoldan kazanılmış olsa bile her para helal midir?

Sorunun cevabını merhum yazar ne mütefekkir Alev Alatlı (özellikle devlet yönetiminde görev alanlar için adeta bir manifesto niteliğindeki) şu sözlerle veriyor;

Günümüzde, helal olsun olmasın haklı olma durumu yasalarca belirlenen bir durum haline gelmiştir. Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü, her yasal hak helal değildir ve olamaz. Örneğin, iflas eden kardeşinizin haraç-mezat satılığa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir, ama helal değildir...

21'inci yüzyılın en yaman toplum projesi, helal olanı yasal olanla örtüştürmek olsa gerektir. Yasaların tanıdığı haklardan, insanlık ve Allah adına feragat etmenin garipsenmediği bir düzen getirmek zorundayız...

Bana göre Alatlı'nın konuşmasındaki en can alıcı nokta, yasal kılıflara uydurulmuş ya da kâğıt üzerinde prosedüre uygun olan bazı kazançların gerçekte başkalarının hakkını ihlal edebileceği, bu nedenle de gayri ahlaki ya da haramlık riski taşıdıklarıdır...

Bütün bu anlatılanlardan sonra, gelelim fon vurgunu hadisesini helal-haram bağlamında değerlendirmeye;

Bilindiği üzere malum hadisede portföy şirketlerinin sebep olduğu olağanüstü kazançların spekülasyona ve manipülasyona dayandığı ortaya çıktı. Sistemde yer alan portföy yönetim şirketleri ve aracı kurumlar kağıt üstünde yasal mevzuata uygun lisanslarla faaliyet gösteriyor olsalar da spekülasyon ve manipülasyonlarla yasal kılıflı haksız kazanç çarkları ürettiler. Sonuç olarak, denetimsizliğin yol açtığı ortamda bazı insanlar kayıt dışı veya imtiyazlı bilgilerle kısa sürede devasa miktarda paralar kazandılar...

Şimdi bana bu paraların helal olduğunu kim söyleyebilir?

İmtiyazlı bilgiler ile kazanılan bu paraları iç etmek dürüst insanların hakkına girmek olmuyor mu?

Bu olanlarda Devleti yönetenlerin hiç mi suçu yok?

Şirketleri denetlemekle görevli Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ne için vardır?

Kriz patlayınca SPK bir açıklama yaptı ve topu eski yönetime attı. Eski başkan da fonlar üzerindeki gözetimin gayet sıkı olduğunu savundu ve dalga geçercesine, herhangi bir hissedeki ani ve olağandışı artış için "halkın teveccühü" sözünü sarfetti...

Ahhh memleketim ah! Hem soyuyorlar, hem soyduruyorlar, hem de milletin zekasıyla dalga geçiyorlar...

İşin en üzücü ve acıklı yanı ne biliyor musunuz?

Söz konusu kepazeliğin içinde (sözde) muhafazakar ve inançlı bir sürü insanın bulunması...

Lafa geldimi dindarlık adına mangalda kül bırakmayan bu insanların sakalları da var, başörtüleri de var, dillerinden de maşallahı inşallahı hiç düşürmüyorlar. Ne yazık ki pek çok insanımız kılık-kıyafet, söz ve sıfatlarına bakarak bu sahtekarlara güvendi, inandı ve peşlerinden gitti. Heyhaaat, hepsi de yanıldı; tıpkı Hz. Süleyman zamanında yaşanan "Derviş ve Kuş" hikayesindeki derviş tarafından kanadı kırılan kuş misali...

Sevgili Okurlarım,

Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, toplum nezdinde İslam'ın itibarını da zedeledi. Lübnan asıllı yazar Amin Maalouf'un "Doğu'dan Uzakta" adlı eserinde belirttiği üzere, ne yazık ki insanlar bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyaçları kalmamış gibi davranıyorlar. Oysa ki ahlak, insan olmaktan ve toplumsal yaşamdan kaynaklanan vicdani bir sorumluluktur...

Ne acıdır ki günümüzde dürüstlük, adalet, merhamet ve başkalarının haklarına saygı gibi evrensel ahlaki değerlerin yerini, neyin caiz ya da yasal olduğuna dair arayış ve söylemler aldı. Ne diyelim, Allah sonumuzu hayır eylesin. Nihayetinde bu dünya imtihan dünyası ve herkes birgün hesap verecek...

Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.