• 8 Ekim 2026, Perşembe

Yük Olmanın Ağırlığı

Yük olmak hissinin ağırlığını bilir misin?

Kendi ihtiyaçlarının, üzüntünün ya da varlığının bir başkasına fazla geldiğini düşünmek ve ardından gelen o berbat his.

Çok üzüldüğün bir şeyi, duygusal bağın olan birine anlaşılmak umuduyla anlattığında duyduğun “Çok abartıyorsun.” cümlesiyle içine çöreklenen o huzursuzluk. Kendini sorgulaman yetmezmiş gibi ona eşlik eden bir de değersizlik duygusu.

Bir sonraki üzüntüde aynı cevabı almamak için insan susmaya başlıyor galiba. Ya “Abartıyorum, millette ne dertler var.” deyip kendi derdini ve o derdin sende yarattığı üzüntüyü görmezden gelmeyi öğreniyorsun ya da tam anlatacakken “Neyse, geçer.” deyip kendini teselli etmenin en kestirme yollarından birini daha buluyorsun.

Zamanla yalnızca anlatacaklarını değil, isteyeceklerini de içine atmaya başlıyorsun. Hastayken yardım istemek için elin telefona defalarca gidip geliyor. Belki listende gezinip arayacağın kişilerin yerine bahaneler üretiyorsun: Bunun çocuğu var, bunun işi çok yorucu, bu uzakta oturuyor…

Maddi olarak zorlandığın bir dönemde destek istemek, yaşadığın zorluktan bile ağır gelebiliyor.

Belki de çevrende hep her şeyi halleden kişi sensin. İnsanlar sana danışıyor, senden yardım istiyor, sen bir şekilde yetişiyorsun. Ama bir gün senin gücün kalmadığında bunu nasıl söyleyeceğini bilemiyorsun. Sanki yorulmaya hakkın yokmuş gibi. “Bugün de bir başkası benim için uğraşsın.” demek boğazında düğümleniyor.

Birinin sana vakit ayırmasını isterken bile “Müsait değilsen hiç önemli değil.” diye ekliyorsun hemen. Aslında önemli. Yanında olmasını istiyorsun. Ama bunu açıkça söylemek, onu bir şeye mecbur bırakmak gibi geliyor.

Sanırım yük olmak hissi, insanın ihtiyaç duyduğu her şeyin yanına bir özür eklemesiyle kendini belli ediyor.

“Vaktini aldım.” “Seni de yordum.” “Benim yüzümden uğraştın.”

Bunları bazen nezaketen söylüyoruz elbette. Ama bazen de içten içe kendimizi bir zahmet olarak görüyoruz. Karşımızdakinin bizim yüzümüzden rahatının bozulduğunu düşünüyoruz.

İnsanın kendi ihtiyacına böyle yaklaşması çok yorucu. Hem zorlanıyorsun hem de zorlandığını belli etmemeye çalışıyorsun. Sana yardım edildiğinde bir yanın rahatlıyor, bir yanın da hemen bunun karşılığını vermek istiyor. Birinin sana gönüllü olarak destek olabileceğine inanmakta güçlük çekiyorsun.

Peki, bizi seven insanların hayatında yalnızca neşemizle, gücümüzle, onlara sağladığımız faydayla mı yerimiz var?

Yorulduğumuzda, hastalandığımızda, işlerimiz yolunda gitmediğinde varlığımız neden gözümüze bu kadar ağır görünüyor?

Belki de bu soruya cevap vermeden önce kendimize şunu sormalıyız: Sevdiğimiz biri aynı durumda olsa, onun için de böyle mi düşünürdük?

Hastalandığında yanında otururken, bir derdini dinlerken, zor bir gününde işini kolaylaştırırken onu hayatımızda fazlalık olarak mı görürdük? Yoksa yanında olabildiğimiz için memnun mu olurduk?

Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimize göstermekte neden bu kadar zorlanıyoruz, bilmiyorum. Bir arkadaşımızın yardım istemesini doğal karşılayıp kendi ihtiyacımızı bir kusur gibi saklayabiliyoruz. Sanki herkesin zorlanmaya hakkı var da bizim yok.

Bir de bunun pek düşünmediğimiz bir tarafı var galiba. Her şeyi tek başımıza halletmeye çalışırken karşımızdaki insanın bize yakın olma isteğini de geri çeviriyor olabiliriz. Biz “Seni yormak istemiyorum.” derken o, “Bana neden söylemedin?” diye düşünüyor olabilir.

Çünkü birinin hayatında yer almak, bazen onun için bir şey yapabilmeyi de istemek demek. Yalnızca güzel haberlerini duymak değil; kötü bir gününde neye ihtiyacı olduğunu bilmek, elinden geliyorsa ona yetişmek.

Elbette kimse her zaman yetişemez. Sevdiğimiz insanların da yorgunluğu, sorumlulukları, sınırları var. Ama birinin o gün bize ayıracak gücünün olmamasıyla bizim kendimizi onun hayatında yük saymamız arasında kocaman bir mesafe var. Bazen o mesafeyi tek bir cevapla geçiyoruz. “Bugün yapamam.” cümlesini içimizde “Seninle uğraşmak istemiyorum.” diye tamamlıyoruz.

Bazen de gerçekten bize böyle hissettiren ilişkilerin içindeyiz. Her yardımın hesabının tutulduğu, her ihtiyacın bir sitemle karşılandığı ilişkiler… Orada da kendimize dönüp sormamız gereken bir şey var: İhtiyaçlarım mı fazla, yoksa bu ilişkide bana ayrılan yer yalnızca sorunsuz olduğum günler için mi?

Sanırım insanı düşündüren asıl mesele bu. Hiçbir şeye ihtiyaç duymadığımızda kabul görmek kolay. Peki ya bir şey isteyecek kadar güvendiğimizde?

Bir dahaki sefere sevdiğimiz biri bizden yardım isterken peş peşe özür dilerse, hemen “Ne kadar düşünceli.” deyip geçmeyelim. Belki de yardım isteyebilmek için kendisiyle uzun uzun mücadele etmiştir.

Kendimiz yardım isterken de bir an duralım. O özür gerçekten verdiğimiz bir rahatsızlık için mi, yoksa ihtiyaç duymuş olmak için mi?

Çünkü insan, ihtiyacını her dile getirdiğinde özür diliyorsa, bir süre sonra başkasının hayatındaki yerini de kendisine verilmiş bir lütuf gibi görmeye başlayabilir.

Oysa sevdiğimiz insanlara yer açarken onların hiç yorulmayacağı, hiç üzülmeyeceği, hiç desteğe ihtiyaç duymayacağı bir hayatı beklemiyoruz.

Bunu kendimiz için de söyleyebilsek keşke.

Hatırla istedim.

Sevgiler,

Didar 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.