İnsan anlam yüklemeden yaşayabilir mi?
Evet, insan hayatta bir anlam bulmadan da yaşamını sürdürebilir. Ama anlam; insanlarla bağ kurmak, amaçları için çabalamak ve geleceğe dair umut beslemek adına güçlü bir dayanaktır aynı zamanda. Yokluğu, hayatı boş, amaçsız veya taşınması zor hissettirebilir diye düşünüyorum.
Ölçüyü kaçırmadığın sürece… Lakin insanız ya, illa ayarı kaçırdığımız oluyor.
Anlam, merkezinde kendimiz varken hayatı daha yaşanılır kılmaya, değer yaratarak yaşamaya hizmet etmeli. Oysa bazen bir insana, bir olaya, bir cümleye, bir eşyaya o kadar çok anlam yüklüyoruz ki kendi yörüngemizden ışık hızıyla uzaklaşıyoruz.
Bu böyle bir şey olmamalı.
Bir insanı seviyoruz mesela. Varlığıyla güzelleşiyor günlerimiz. Onunla konuşmak, bir şeyler paylaşmak, birlikte bir gelecek düşünmek iyi geliyor. Sonra fark etmeden, kendimizle ilgili bütün güzel ihtimalleri onun varlığına bağlamaya başlıyoruz. O varsa sevilebiliriz, o yanımızdaysa değerliyiz, o bizimle kalırsa hayat güzel olabilir… Bir süre sonra onu kaybetmek, yalnızca sevdiğimiz birinden ayrılmak olmaktan çıkıyor. Kendi değerimizi, geleceğimizi, yaşama sevincimizi de kaybetmek gibi geliyor.
Bazen de bir hayale yüklüyoruz bütün anlamı. O işi kurabilirsek, o başarıyı elde edebilirsek, o hayata kavuşabilirsek yıllardır verdiğimiz emeklerin karşılığını bulacağımıza inanıyoruz. Olmadığında üzülmekle kalmıyor, kendimizi başarısız sayıyoruz. Sanki gerçekleşmeyen tek bir ihtimal, yaşadığımız bütün yılları boşa çıkarabilirmiş gibi.
Sanırım ayarın kaçtığı yer tam burası. Bir şeyin bizim için çok anlamlı olmasıyla, hayatımızın bütün anlamını taşımasını birbirine karıştırdığımız yer.
Üstelik yüklediğimiz anlam büyüdükçe, gerçekte olup biteni görmek de zorlaşabiliyor. Bir ilişkiye “yuva” demişsek, içinde ne kadar yalnız kaldığımızı kabul etmek ağır geliyor. Bir hayali kendimizi kanıtlama meselesine dönüştürmüşsek, artık onu istemediğimizi kendimize bile söyleyemiyoruz. Devam etmek canımızı yaksa da vazgeçmeyi kendimize ihanet sayıyoruz.
Çünkü o noktada yalnızca bir insanı ya da bir hayali korumaya çalışmıyoruz. Onun üzerine kurduğumuz hayatı, kendimize anlattığımız hikâyeyi de ayakta tutmaya çalışıyoruz. “Bunca zaman neye inandım ben?” sorusuyla karşılaşmamak için biraz daha bekliyor, biraz daha katlanıyor, biraz daha kendimizden veriyoruz.
Oysa bir zamanlar bize iyi gelen bir şey bugün iyi gelmeyebilir. Uğruna emek verdiğimiz bir hayat artık yaşamak istediğimiz hayat olmayabilir. Bunu kabul etmek, geçmişte hissettiklerimizi sahte kılmaz. O günkü sevgimizi, heyecanımızı, inancımızı değersizleştirmez. İnsan değişir. İhtiyaçları değişir. Hayata baktığı yer değişir. Anlamın da bizimle birlikte değişmesine izin vermek gerekir belki.
Bu yüzden çözümün hiçbir şeye anlam yüklememek olduğunu düşünmüyorum. Sevdiğimiz birinin sesini diğer seslerden ayıran, eski bir eşyanın önünde bizi durduran, zor bir sabah yataktan kalkmamıza yardım eden biraz da ona verdiğimiz anlam. İnsan bunlarla bağ kuruyor, bunlarla kök salıyor.
Ama kök saldığımız yerde kendimize de yer kalmalı.
Sevdiğimiz insanın yanında kendi sesimizi duyabilmeli, bir amacın peşinden giderken yorulduğumuzu söyleyebilmeli, artık bize ait hissetmediğimiz bir hayattan çıkabilmeliyiz. Bir zamanlar çok anlamlı bulduğumuz bir şeyden uzaklaşırken, kendimizi de geride bırakmış saymamalıyız.
İnsan anlam yüklemeden yaşayabilir mi, bilmiyorum. Ama yüklediği anlamların altında ezilerek yaşamak zorunda olmadığını düşünüyorum.
Çünkü bir gün bir insan gidebilir, bir hayal gerçekleşmeyebilir, inandığımız bir hikâye bitebilir. Ardından üzülür, bir süre ne yapacağımızı bilemeyebiliriz. Yine de bize anlamlı gelecek başka şeylerle karşılaşma ihtimalimiz sürer.
Yeter ki kendi hayatımızda, kendimize dönebileceğimiz bir yer bırakalım.
Hatırla istedim
Sevgiler
Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.