• 15 Ekim 2026, Perşembe

Kendimiz Sandığımız

Bir kader örüntüsüne doğduğumuz ve henüz seçim yapma hakkımızın olmadığı çocukluk günlerimiz, nasıl da bir örümcek ağı gibi işler zihnimizin içini.

 

Korkuyla ilk yüzleştiğimiz, çaresizliği iliklerimizde ilk kez hissettiğimiz zamanlar…

 

Ya susmayı öğreniriz ya da duyulmak için bağırmayı öğreniriz.

Ya başlamadan pes eden ya da “Ben hallederim,” diyen bir insan hâline geliveririz.

 

O yaşlarda hayat, içine doğduğumuz ev kadardır. Bir kapının kapanışından, bir yüzün değişen ifadesinden, sofraya çöken sessizlikten anlam çıkarmaya çalışırız. Ne zaman konuşabileceğimizi, ne zaman görünmez olmamız gerektiğini öğreniriz. Bazen daha ne hissettiğimizi bile bilmeden, o hisle ne yapmamız gerektiği öğretilir: Ağlama, kızma, karşı çıkma, büyütme…

 

Biz de büyütmeyiz. İçimize koyarız.

 

Sonra büyürüz. Kendi kararlarımızı verebildiğimiz, kendi hayatımızı kurabildiğimiz yaşlara geliriz. Çocukluğun çok geride kaldığını düşünürüz. Oysa bir tartışmanın ortasında boğazımıza düğümlenen sözde, yardım isterken duyduğumuz mahcubiyette, birinin hoşnutsuzluğunu gidermek için gösterdiğimiz telaşta geçmiş hâlâ kendine yer bulur.

 

“Ben böyle biriyim,” deriz.

 

Kolay kolay yardım istemem. İnsanlara hayır diyemem. Tartışmayı sevmem. Her işimi kendim görürüm.

 

Bu cümleleri kendimizi tanımanın rahatlığıyla söyleriz. Fakat insanın kendisini tanıması, bazen bu cümlelerin nereden geldiğini de merak etmesini gerektirir. Her şeyi tek başına yapmayı gerçekten seviyor muyuz, yoksa birine ihtiyaç duymanın hayal kırıklığını yeniden yaşamaktan mı çekiniyoruz? Susmak bize huzur mu veriyor, yoksa konuşmanın ardından geleceklerden mi korkuyoruz?

 

Bir zamanlar işe yarayan davranışlar, yıllar sonra bizi yorabilir. Çocukken ortamı yatıştırmak için kendi üzüntüsünü saklayan biri, yetişkinliğinde de herkesin duygusuna yer açıp kendi duygusunu kapının önünde bırakabilir. Güçlü olduğu söylenir ona. Anlayışlı, uyumlu, olgun…

 

Kimse bütün bunların ne kadar yorucu olabileceğini sormaz. Bazen kendisi de sormaz. Çünkü övüldüğü hâlinden vazgeçerse geriye ne kalacağını bilemez.

 

Üstelik bu alışkanlıklar yalnızca zor zamanlarda ortaya çıkmaz. Sevilirken de tetikte olabiliriz. Güzel giden bir şeyin bozulmasını bekler, birinin sessizliğini bize duyduğu sevginin azalması gibi okuyabiliriz. Karşımızdaki henüz bir şey söylemeden açıklamalar yapar, ortada bir suçlama yokken kendimizi savunuruz. Bugünün insanına, dünün korkusuyla cevap verdiğimizi çoğu zaman konuşma bittikten sonra anlarız.

 

İşte o zaman kendimize kızarız. “Yine aynı şeyi yaptım,” deriz. Bunca şeyi fark etmişken hâlâ değişememiş olmayı bir başarısızlık sayarız.

 

Oysa fark etmekle başka türlü davranabilmek arasında bir mesafe vardır. Yıllarca düşünmeden verdiğimiz bir tepkinin yerine yeni bir davranış koymak, biraz da acemiliği göze almaktır. İlk kez hayır derken sesimiz titreyebilir. Kırıldığımızı söylerken gereğinden fazla açıklama yapabiliriz. Yardım istediğimizde, hemen ardından “Olmazsa ben hallederim,” diye ekleyebiliriz.

 

Yine de o ilk cümleyi söylemiş oluruz.

 

Değişim bazen tam burada başlar: Kendimizi alıştığımız yere geri çekmek isterken bir an durabilmekte. Birinin bize kırılmasına dayanabilmekte. Her huzursuzluğu gidermenin bizim görevimiz olmadığını yaşayarak öğrenmekte.

 

Geçmişimize bakarken bizi büyüten insanların hikâyelerini de görebiliriz. Onların korkularını, eksikliklerini, bildikleri kadarını… Ama onları anlamaya çalışırken kendimizi yeniden susturmamamız gerekir. “Ellerinden geleni yaptılar,” diyebiliriz. “Bana yetmedi,” demeye de hakkımız vardır.

 

Çocukluğumuzda seçim hakkımız yoktu. Bugün de her şey bizim elimizde değil. Fakat bazı anlarda kendimize söz hakkı verebiliriz. Ne istediğimizi hemen bilemesek de sorabiliriz. Yorulduğumuzu kabul edebilir, incindiğimizi söyleyebilir, taşıyamadığımız yükü yere bırakabiliriz.

 

Bir zamanlar bizi koruyan o çocuğa kızmadan, onun öğrendiği yolları değiştirebiliriz.

 

Çocukken susmak zorunda kalmış olabiliriz.

 

Ama ömrümüzün geri kalanını o sessizliğe borçlu değiliz.

 

Hatırla istedim

Sevgiler

Didar 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.