Kendime Sözüm Var
Birine verdiğin sözü tutamadığında ne hissedersin?
Belki mahcubiyet, belki suçluluk. Bir açıklama yapma ihtiyacı duyarsın. Telafi etmek istersin. Çünkü karşındaki insanın sana olan güvenini önemsersin.
Peki, kendine verdiğin bir sözü tutamadığında?
“Yarın yaparım.”
Çoğu zaman bu iki kelime yetiyor galiba.
Bir arkadaşınla buluşacaksan gününü ona göre ayarlıyorsun. İş için bir şey yetiştirmen gerekiyorsa bir yolunu buluyorsun. Ama kendin için ayırdığın o bir saat, günün içinde ilk vazgeçtiğin şey olabiliyor.
Okumak istediğin kitap bekliyor. Çıkacağın yürüyüş erteleniyor. Uzun zamandır başlamak istediğin şey için yine uygun bir gün bulunamıyor.
Üstelik bazen bunların hepsi gerçekten yapmak istediğin şeyler. Yapınca iyi hissedeceğini de biliyorsun. Yine de kendine verdiğin söz, başka bir iş çıktığında ilk gözden çıkardığın şey oluyor.
“Bugün çok yoruldum.” “Şunu da halledeyim, sonra.” “Haftaya daha rahat olurum.”
Elbette yoruluyoruz. Günler her zaman planladığımız gibi geçmiyor. Bazen dinlenmek, yaptığımız plana uymaktan daha iyi geliyor. Ama ben burada arada bir değişen planlardan çok, sürekli ertelenen birinden söz ediyorum.
Kendimizden.
Sanırım kendimize verdiğimiz sözleri bozmayı kolaylaştıran şeylerden biri, hesabını soracak birinin karşımızda olmaması. Kimse arayıp “Hani bugün başlayacaktın?” demiyor. Açıklama beklemiyor. Biz de kimseyi hayal kırıklığına uğratmadığımızı düşünüyoruz.
Acaba gerçekten öyle mi?
Kendimize bir söz verirken bir beklenti de oluşturuyoruz. “Bu kez yapacağım.” diyoruz. Sonra yapmadığımızda, o beklentiyi yaşayan da boşa çıktığını gören de yine biz oluyoruz.
Birkaç kez ertelenen bir yürüyüşten büyük bir mesele çıkarmak istemiyorum. Ama insan sürekli “Yapacağım.” deyip yapmadığında, bir sonraki kararını da pek ciddiye almamaya başlayabiliyor.
Daha başlarken içinden bir ses, “Bunu da bırakırsın.” diyor mesela.
O sesin nereden geldiğini hiç düşündün mü? Bazısı, kendimize verip unuttuğumuz sözlerden geliyor.
Bir başkası bize defalarca söz verip tutmasa, bir süre sonra söylediklerine temkinli yaklaşırız. Beklentimizi azaltırız. Peki, aynı şeyi kendi sözlerimiz için de yapıyor olabilir miyiz?
Bana kalırsa burada biraz durmak gerekiyor. Kendimize bir söz verirken o sözü tutacak kişiye de güveniyoruz aslında. Bugünkü ben, yarınki bana inanıyor. Onun bana zaman ayıracağını, bugün önemsediğim şeyi yarın da önemseyeceğini düşünüyorum.
Ama her defasında başka bir şey daha önemli olduğunda, kendi sözümün bende ne kadar karşılığı olduğunu da görüyorum. Bir süre sonra “Yapacağım.” derken bile içimde bir tereddüt oluşuyor. İstediğimden eminim, yapabileceğimi de biliyorum; yine de kendime inanamıyorum.
Belki de kendimize güvenimizin bir kısmı böyle aşınıyor. Büyük bir başarısızlık yaşamadan, kimse fark etmeden… Kendimize verdiğimiz küçük sözlerin arkasında kendimizi bulamadıkça.
Burada bir başka soru daha var tabii. Kendimize verdiğimiz her söz gerçekten bize mi ait?
“Her sabah çok erken kalkacağım.” “Bir daha hiç ertelemeyeceğim.” “Bundan sonra her gün spor yapacağım.”
Bazen hayatımızı bir akşamda baştan düzenlemeye karar veriyoruz. Yorgunluğumuzu, alışkanlıklarımızı, günün koşullarını hesaba katmadan kendimize sözler veriyoruz. Sonra o sözleri tutamadığımızda kendimizi suçluyoruz.
Belki de bazı sözleri verirken kendimizi yeterince dinlemiyoruz. Nasıl yaşamak istediğimizle nasıl yaşamamız gerektiğini düşündüğümüz şey birbirine karışıyor. Bir başkasında görüp beğendiğimiz hayatı, kendi günümüze olduğu gibi yerleştirmeye çalışıyoruz.
O yüzden kendimize verdiğimiz sözü tutmak kadar, nasıl bir söz verdiğimiz de önemli galiba.
Gerçekten istediğim bir şey mi bu? Hayatımda buna yer var mı? Bugün ne kadarını yapabilirim?
Bir saat ayıramıyorsak on dakika ayırmak neden gözümüze bu kadar yetersiz görünüyor? Bir kitabı bitiremeyeceksek birkaç sayfa okumayı neden başlamak saymıyoruz?
Belki küçük bulduğumuz şeylerin bir değeri de sözümüzü tutmuş olmakta. Kendimize “Yapacağım.” dediğimiz bir şeyi yapıp günün sonunda bunu bilmekte.
Bir de vazgeçtiğimiz sözler var. Başlarken istediğimiz ama artık istemediğimiz şeyler. Onları da sırf bir zamanlar karar verdik diye sürdürmek zorunda değiliz. “Bunu artık istemiyorum.” demekle, hâlâ istediğimiz bir şeyi her gün yarına bırakmak arasında fark var.
Sanırım kendimize karşı dürüst olmak biraz da bu farkı görebilmek.
Şimdi dönüp düşünelim. Kendimize en son ne söz verdik? O söz hâlâ bir yerde bizi bekliyor mu? Tutmak için kusursuz bir zamanı mı kolluyoruz, yoksa içimizde çoktan vazgeçtik de kendimize söyleyemedik mi?
Belki bugün, tutabileceğimiz kadar küçük bir söz verebiliriz.
Sonra da günün içinde ona bir yer ayırabiliriz. Başka birine verdiğimiz söz için olduğumuz kadar özenli.
Çünkü karşımızda açıklama bekleyen biri olmasa da kendimize söylediklerimizi duyan biri var.
Tüm yolu birlikte yürüyeceğin ve inanmaya en çok ihtiyaç duyduğun bir “Sen” var.
Hatırla istedim.
Sevgiler,
Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.