Bülent ÖZTÜRK
bulent.ozturk@tvden.com.tr

KUTUP AYISI VE CHP

30 Haziran 2017, Cuma

     

Kutup ayıları derileri için avlanır ama bu iş o kadar kolay olmazmış.

Derilerinin altındaki ortalama 10 santimlik yağ tabakası, hem ayıların buzlu sularda donmasını engeller hem de onları bir zırh gibi korurmuş.

Küçük ateşli silahlarla ayılarda öldürücü yaralar açmak mümkün olmazmış. Büyük silahlar da derileri paramparça edip kullanılmaz hale sokarmış. Kutup ayısını avlamak için alnındaki özel bir noktaya yakından ve tek el ateş edilmeliymiş. Kutup ayılarının koklama ve işitme duyuları da güçlüymüş. İki metre yükseklikten karın altındaki fok balığının veya 30 km uzaklıktaki yaralı hayvanın kan kokusunu hissedebilirlermiş. Bununla birlikte en ufak bir çıtırtıyı bile duyabildiklerinden kimseyi yanlarına yaklaştırmazlarmış.

Avcılar kutup ayılarını avlamak için ilginç bir teknik kullanırlarmış.

Bir baltanın ağzı iyice ama iyice keskinleştirilirmiş. Sonra bu balta bir yere sabitlenirmiş. Üzerine sapını ve demirini tamamen kaplayacak şekilde fok balığı kanı sıvanır, ardından da olay yerinden uzaklaşılırmış.

Kan kokusunu alan kutup ayısı, baltayı kolayca bulur ve yalamaya başlarmış. Yalarken farkında olmadan dilini baltanın keskin ağzına da sürtermiş. Hafif hafif kesilen dilden sızan kanla, balta yalaması daha da keyifli hale gelirmiş. Zavallı ayı, yaladıkça kanayan, kanadıkça yalayan diliyle bir sure sonra iyice kendinden geçermiş. Hem zevklenir hem bitkinleşirmiş. Avcı ise sürekli ayıyı gözlermiş. Kan kaybından iyice halsiz düşüp bayılmasını beklermiş.

Bayılınca da ayının yanına gider, elindeki silahı hayvanın alnına yaklaştırıp, tek el ateş ederek ayıyı öldürürmüş. Böylece deriye zarar vermeden avlama işlemini tamamlarmış.

Yukarıdaki yazı, bir arkadaşım tarafından elektronik posta adresime gönderilmiş. Anlatılanlar da tamamen gerçekmiş.

Şimdi siz, “Kutup ayısının CHP ile ne alakası var?” diyeceksiniz.

Sizi bilmem ama ben yazıyı okuduğumda, inanın CHP’den başka bir şey aklıma gelmedi.

 

‘EVET, İŞTE BU’ DEMİŞTİM…

Ne yazık ki gelmiyor, gelemiyor…

CHP Genel Başkanı ‘Adalet Yürüyüşü’ kararını aldığı an, inanın ‘Evet, işte bu’ demiştim…

Demiştim, çünkü bu ülkede son yıllarda yaşatılan ‘hukuk’ rezaletini gördükçe, Ergenekon, Balyoz davalarını yaşadıkça kahroluyor, yok mu bu ülkede yaşanan bu rezaleti ortaya koyabilecek, tepki seli yaratacak eylemler yapacak bir parti, sivil toplum örgütü diye hayıflanıyordum…

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü’nün demokratik bir tepki olduğunu ve provokasyonlara izin verilmediği sürece de tüm dikkatleri Türkiye’deki yargının bulunduğu işler acısı durama çekeceğini savundum durdum…

Bu nedenle de bu yürüyüşü sadece medyadan değil, yürüyüşe katılan birçok gazeteci arkadaşımdan ve çok eskilerden tanıdığım CHP’li siyasetçilerden telefonla, mesajla da bilgi alarak takip ettim.

Özellikle yürüyüş sırasında, molalarda CHP’liler neler konuşuyor, havayı nasıl değerlendiriyor merak ediyordum…

 

NE FARKI VAR Kİ?

Etmez olaydım…

Çünkü, başlatılan ‘Adalet Yürüyüşü’nde bile, yol boyunca, bu yürüyüşün bu toplum geleceğine olan etkisinin ve yeni bir CHP’nin ortaya çıkışına vesile olması için neler yapılması gerektiğinden daha çok, her zaman olduğu gibi, yine parti içi dedikodu, küçük atraksiyonlar ve basit ayak oyunu muhabbetleri ile heba edildiğini gördüm…

Şimdi tekrar yazının başına dönelim ve gelelim kutup ayısına…

Tabi ki CHP’yi aklıma getiren kutup ayısının kendisi değil, asıl beni ilgilendiren yanı, kendi kanını yalayarak güçsüz düşüp, yavaş yavaş ölüme yaklaşma kısmı…

Geçmişten bugüne, yaşananlara baktığımızda bugünkü CHP’de öyle değil mi? Aslında çok güçlü temelleri olan bir partinin, kendi iç kavgaları yüzünden, kendi kanını emerek ölüme giden kutup ayısının durumundan ne farkı var ki?