Bülent ÖZTÜRK
bulent.ozturk@tvden.com.tr

İkisine de prim vermeyin!

29 Mayıs 2017, Pazartesi

     

Mübarek ramazan ayının ilk köşesini yazarken, hepimizin sağduyu ve hoşgörü seviyesinin en yüksek seviyede olacağına olan inancımla, iki noktaya dikkat çekmek istedim. Hem de, geleceğimiz açısından çok önemli olduğunu düşündüğüm iki nokta:

Birincisi; kendilerine ‘Atatürkçü’ diyen, fakat Atatürk’ün dine bakışını bilmeden tamamen din düşmanı kesilmeyi siyaset sanarak bu gibi ortamlarda ‘kuyuya atılan taşı’ çıkararak siyaseten nasiplenmek isteyenler…

İkincisi de; takiye yaparak kendilerini saklayan, kimliklerini ve inançlarını açıkça savunma cesareti gösteremeyen, dini siyasete ve ticarete alet eden kesimlerin, bir kişiyi hedefe koyup, onun arkasına saklanarak nasiplenmek istemeleri…

Önce birincisini ele alalım…

Atatürk’ün ölümünden sonra onu putlaştıranlar, özellikle son 20 yıldır iyice sapıttılar…

Halkın önüne çözüme dayalı politika üretmeyi başaramayan anlayış, işin kolayına kaçarak siyaset yapmayı tercih etti…

Etti de ne oldu? Atatürkçü ruhtan toplumun uzaklaşmasına neden oldular ve halkın tercihi dışına itildiler.

Yani kendi beceriksizliklerine, Atatürk’ü alet ederek onun da yıpranmasına neden oldular… Kalkıp gençliğe, çocuklarımıza ve halka Atatürk’ün beyninden akanları anlatmak yerine, onun heykellerinin arkasına saklanarak parsa toplamaya çalıştılar…

Atatürk’ün dine bakışını bir tek yerde dillendirmediler…

Atatürk’ün dediği gibi “Şüphesiz ki din, demokrasinin ve milli bütünlüğümüzün vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. Bir milletin fertlerini bir arada tutan en güçlü bağ olan din, aile, ahlak ve devlet müesseselerinin de devamını sağlayan en önemli unsurdur” demesini bilemediler ve insanlığın vazgeçilmez bir gerçeği olan dine sahip çıkma işini yobazlara teslim ettiler…

Toplumun değer yargılarına saygı göstermediler…

Kendi aralarında Atatürk’ü beş on parçaya böldüler, mekan ve makam kavgası vermeye başladılar…

Atatürk’e, onun ışık saçan düşüncelerinden ürkenlerden daha çok zarar verdiler…

Sonları mı ne oldu? Liyakatlerini ve müstahaklarını buldular…

 

Gelelim ikincilerine…

 

Sorun İslamiyet’te veya İslamiyet’i kendi algılama seviyesine göre yoğurup saf ve temiz duygularla inanan Müslümanlarda değil…

Asıl sorun İslamcılarda…

Yani din adamları, islam bilginleri, araştırmacılar, tefsirciler, televizyonlara çıkıp da din adına yorum ve felsefe yapma hakkını kendilerinde bulanlarda…

Bunların ciddi bir bölümü, İslamiyet’i tartışıyor; ama hepsi farklı tellerden çalıyor… Bir bölümü ise kendisini, Allah’ın çok büyük önem verdiği işletilen aklını şeyhe, şıha, din çetelerine ve bezirganlarına emanet etmiş durumdalar…

Sürü psikolojisi ve körlüğünü peşinen kabul eden anlayış, İslamiyet’e de en büyük darbeyi vuruyor doğal olarak…

Durum böyle olunca da masum yığınlar, din adına oyuna getiriliyor.

Dinin siyasete ve ticarete alet edildiğinin farkına bile varamıyor.

Aktarılan dini bilgilerin İslamiyet’le alakası olmayınca da ortaya tam bir kargaşa çıkıyor. Kısacası ortaya çıkan kargaşanın gerçek sahibi, İslam’ı savunduklarını söyleyenlerdir.

Bu nokta da kafa karışıklığının ileri aşaması olan ‘obsesif’ haller bireylerde kendini gösterir, hatta daha da ileri gider ve kendisini ‘mehdi’ bile ilan edebilir…

Bu karışıklık da en çok, dini kullanarak çıkar elde etmeye çalışanlara yarıyor, yaramaya da devam edecektir…

Ta ki; Allah’ın verdiği akla sahip çıkıldığının ve dinin Allah’la kul arasında ‘bireysel bir kabul ediş’ olduğunun anlaşıldığı güne kadar…

Atatürk diyor ki;

"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, suni, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız."

SÖZÜN ÖZÜ:

Gelin hem Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü hem de dinimizi, kişisel ve siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışanların elinden kurtaralım…

Yani hem inanalım, hem Atatürk’ü düşüncelerde yaşatalım, hem de ulusal kimliğimize sahip çıkalım…

İnanın hepsi bir arada olur…