Bülent ÖZTÜRK
bulent.ozturk@tvden.com.tr

TECAVÜZ!

31 Temmuz 2017, Pazartesi

     

TECAVÜZ(!)

 

Tecavüzün çok farklı şekilleri vardır. Biz millet olarak daha çok, birilerinin birilerine kendi istek ve rızası olmadan zor kullanarak fiziki ve insanlık dışı açlığını gidermesi için ortaya koyduğu zorlamayı algılarız…

Halbuki; insanların varlığını hissettiğimiz her alanda farklı farklı tecavüz şekilleri karşımıza çıkmaktadır…

Bunların başlıcası ise bana göre elde edilen hakkın tecavüzüdür…

Yani bu hak, ne tür bir hak olursa olsun, hak etmeyen birileri tarafından gasp edildiği an, bal gibi tecavüze girer…

Buradaki tecavüzün, (aklı başka şeylerde olanlara özel açıklamak da fayda var…) gerçek anlamı hak ihlaline girmektedir…

 

Hakların en önemlilerinden biri de ‘insan hakkıdır…”

İnsan hakkı, kulu var eden Yaradan tarafından da önemsenmiş ve ‘kul hakkı’ yiyenlerin asla affedilmeyeceği özellikle vurgulanmıştır…

Yine aynı şekilde ‘İnsan hakkı’ sadece ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde, anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış önemli haklardan biridir…

Ama ne yazık ki, medeniyetin yerleşmiş olduğu ülkelerde vazgeçilmez bir kazanım olarak görülen ve yasalarla çok ciddi bir şekilde korunan insan hakkı, bizim ülkemizde birçok alanda olduğu gibi yasalarla sadece göstermelik olarak korunmakta, insanların bu hakkı alenen gasp edilmektedir…

 

Özellikle en önemli insan haklarından biri olan, “özel hayatın korunması hakkı’, son zamanlarda ülkemizde adeta pazara çıkarılmış, siyaseten belirlenen iğrenç hedeflere ulaşmak için Anayasanın, yasaların, bunları uygulamakla mükellef bu ülkeyi yönetenlerin gözlerinin içine baka baka katledilmeye başlanmıştır.

Bu hakkın ihlali, internet ortamının da ortaya çıkmasıyla tam anlamıyla bir kıyıma dönüştürülmüştür…

İşin kötü yanı da, bu hakkın ihlalinin, yine bu hakkın korunmasıyla yetkilendirilmiş devletin çeşitli mekanizmaları tarafından gerçekleşir duruma gelmesidir.

 

Bugün doktrinde ve uygulamada kabul edilen ayrıma göre, her insanın hayat alanını üçe ayırmak mümkündür. Bunlar, kişinin kamuya açık olan alanı (ortak alan), dar anlamda özel alanı ve gizli (sır) alanıdır .

 

Ortak alanlarla ilgili haber yapılması, program yapılmasında geniş yetkiler bulunmaktadır.

Dar anlamda özel alan, kendisine yakın kişilerle, yani kişinin birlikte aynı evde oturduğu, aynı iş yerinde çalıştığı ve günlük sohbetler yaptığı kişilerle paylaştığı ve bunlar dışındaki kişilere gizli kalması gereken alandır.

Bir normal vatandaşın, kamuoyuna mal olmuş sanatçının, tarihe mal olmuş Kanuni gibi bir padişahın haremindeki, ya da Atatürk gibi yakın tarihin en önemli figürlerinden birisinin özel hayatındaki dar anlamdaki özel hayatlarının konu edinilmesinde dikkat edilmesi gerekir. Özel hayat alanına haksız olarak girme ve bu alandaki olaylardan bilgi edinme ve bunları resmetme hukuka aykırıdır.

Hele bir de Gizli Alan (Sır alanı) İhlalleri ise daha hassasiyet arz eder. Kişinin üçüncü kişilerce bilinmesini istemediği, gizli kalmasını öngördüğü ve ancak güven duyduğu kişilere, başkalarına duyurulmamak şartıyla açıkladığı davranışlarının başka bir deyişle sırlarını oluşturduğu hayat alanına gizli (sır) alan adı verilmektedir.

 

Ahlak; yanlış ve doğru, iyi ve kötü, erdem ve kusur ile yaptıklarımızı ve sonuçlarını değerlendirme ile ilgilidir. Ahlak felsefesi ya da etik, ahlakı konu edinen felsefe dalıdır. Kullandığımız ahlak terimlerini ve ahlaki yargılarımızın statüsünü analiz eden etik, takındığımız ahlaki tutumlarımızın ardında yatan yargılarımızı da ele alır.

Ahlak ve etik birbirini tamamlayan lakin ayrı düşünülmesi gereken konulardır. İkisi arasındaki ilişki; birinin toplum ve insanın vicdanı ile ilgili bir olgu olması diğeri ise bununla ilgili felsefeyi tanımlamasıyla açıklanabilir.

 

Şimdi; yayın ve haberler etik açıdan nasıl olmalı? Haber, bilgi iletme araçlarının (medya) etik kural ve kriterleri nelerdir? Herhalde. İçinde bulunduğumuz yüzyılda en çok sorulan sorulardan birisi bu. Çünkü bu dönem, komünikasyonun tepe noktaya ulaştığı bir yüzyıl oldu .

Türkiye’deki konumu itibariyle iktidar ortağı olan medya; bilgiyi toplayıp halka aktarma rolünü üstlenmiş durumda; ama bunu yapma yöntemlerindeki süreçte, bilgiyi işleme yöntemleri bazen insanı ürkütebiliyor.

 

Medya, elde ettiği bir bilgiyi birilerinin hayrına toplumdan gizleyebilir ya da birilerinin hayrına kendi tezgahlarında ürettiği “mal”ları bilgi ambalajında pazarlayıp üstüne “gerçekleri izlediniz!” diye slogan atabilir. Burada bir çıkar olgusu devreye girmektedir. Yani burada “etik”ten çok tavır geçerlidir .

Sözü geçen etik kurallarını göz önüne almadığı durumlarda medya kuruluşları; çok rahat bir şekilde insanların duygularını, inançlarını, görüşlerini sömürebilir. İnsanların politik seçimlerini belirleyebilir, istedikleri herkese karşı insanları provoke edebilirler.

Bugün yapılan da budur…

 

İnsanların “sır” diyebileceğimiz hayatları, sadece kendilerini ilgilendirir… Günahı ve sevabı da tamamen kendilerine aittir…

Ama bu özel hayatın, birileri tarafından siyaseten ve ticareten çıkar elde etmek amacıyla kullanılması hem insanlık suçu, hem de günahtır…

 

İnsanlar özel hayatlarında hata yapabilirler, bunun faturasını da doğal olarak kendileri ödemek durumunda kalırlar… Bu hataların, o insanın özel hayatına girip ifşa etme yoluyla çözümlenmesi mümkün değildir, kimseyi de ilgilendirmez… Hatta, bu şekilde özel hayata girerek insanları mağdur duruma düşürmek, o insanın yaptığı hatanın kat kat onarılmaz bir hatayı ortaya çıkarmaktadır…