Derya DEMİR

Kişiliğimizden ödün vermemeliyiz…

30 Mayıs 2016, Pazartesi

     

Kimse ailesini seçerek dünyaya gelmiyor. Bize sunulan aile istesek de istemesek de bizim ve değiştiremeyiz.

Bazılarımız bu konuda çok şanslı, çünkü ailesi ile gurur duyacak bir ortam ve kültürde yetişiyor. Kendisine sunulan hayat için “Ne kadar şükür etsem az” diyor. Ben de bu şanslı insanlardanım, şükürler olsun ki. Kaliteli yaşam bir tarafa dursun, kaliteli kişilik sunan bir ailem var. Ben ve kardeşlerim anne ve babamdan doğru insan olma öğütleri ile büyüdük.

-Asla kimsenin eşyasına izinsiz dokunma,

-Asla gittiğin yerde müsaade istemeden mekan değiştirme,

-Asla yalan konuşma,

-Asla sana ait olmayana el uzatma,

-Asla insanlar hakkında düşündüklerinde yalan konuşma (Onlara düşüncelerini nazikçe ifade et) gibi daha nice tavsiyeler…

Ben bu zamanda çok az insanda gördüğümüz şeylerden bir kaç öneriyi baz alarak yazdım. Herkes karşısındakinin iki yüzlü, yalancı, menfaatçi olmasından şikayetçi. Oysa herkes biz değil miyiz? Ben de bu olayı anlayamadım. Herkes topu karşısındakine atarken, kendini hep pas geçiyor. Oysa neyi fark ettim biliyor musunuz? En çok da karşısındaki insanları suçlayan, onların açıklarını dile getiren ve kötü kelimeler ile her ortamda insanların eksikliklerini dile getirenler yapıyor söylediklerini.

İKİ YÜZLÜ DAVRANIŞLARI KABUL ETMİYORUM

En son iş ortamında yaşadım ne yazık ki bu karmaşayı. İnsanlar yalnızken sürekli bir şeylerden şikayetçi, sürekli bir şeyleri eleştirip, olması gerekenleri anlatırken, o şahıslar ile bir araya gelindiğinde; herkes durumundan harika ötesi memnun nerEdeyse.

Kimsenin tek şikayeti yok. Herkes tüm sorunu yoğunluğa bağlıyor. Yoksa o hakkında ileri geri konuştuğu, olumsuz tarafını eleştirdiği insanın kesinlikle tek kusuru olmadığı gibi, kendisi de halinden harika ötesi memnun..

Ya ben patavatsız olacak boyutta açık sözlü olarak, inanın bu gördüğüm, yaşadığım olaylara anlam veremediğim gibi asla ama asla tahammül edemeyip, insanların suratlarına çarpmaktan asla geri kalamıyorum yalanlarını.

Bulunduğumuz mekandaki çıkarlarımız her ne olursa olsun, asla kişiliğimizden ödün vermemeliyiz. Özümüz neyse, sözümüz de o olsun kardeşim. Neden anlık çıkarlar veya menfaatlerin bizden bir şeyler çalmasına izin verip, dışarıda görüldüğünde “Aaa bu insanda şöyle böyle” lakabını kendimize cuk oturtuyoruz?

Neden daha güzel anılmak, daha güzel paylaşımlarda bulunmak varken, görüldüğünde burun kaldırıp, yanak cıklayıp yaramaz insan profili çizdiriyoruz kendimize. Bizler de ilerde bir anne baba olacağız. Evlatlarımıza böyle bir insan profilinde anne baba vermek, bence bir insanın hayatta yapabileceği en iğrenç katılımsal!

SİZİ SAVUNMA DURUMUNA DÜŞMESİN

Düşünsenize çocuğunuz sizi koluna takıp ''Bu annem, bu babam'' diyemeyecek. Arkadaş ortamlarında bir konu hakkında kendi fikrini savunurken, bir arkadaşı dönüp “Sanki senin annen–sanki senin baban yapmıyor mu” dediğinde sizleri savunamayacak.

Aman tanrım ne büyük bir kabus. Düşünsenize o an çocuğunuzun yaşadığı o tarifi olmayan iğrenç duyguyu. ‘Yer yarılsa da girsem’ tabiri bile hafif kalacak. Ki belki de bir daha o insanlarla karşılaşmamak için sürekli gittiği yolu, kafeyi, arkadaş ortamını değiştirecek.

Alın size sorunlu bir birey. Sonra da diyoruz 'Gençlik şöyle, gençlik böyle.' Of of, yaz yaz bitmez, yaz yaz çözülmez! İnsanoğlu olarak elbette hepimizin nefsine yenildiği konular, anlar oluyor. Ama bunların kişiliğimizden çalıp, hayatımızda değil konuşulacak konu olması, nokta olmasına bile izin vermemeliyiz.

Unutmayalım ki çocuklarımız söylediklerimizi değil; yaptıklarımızı yaparlar. Biz neysek çocuğumuz da o olur. Doğru insan olursak hem hayatımız doğru olur, hem de çocuklarımızın doğru kişiliklerinde kral veya kraliçeleri oluruz. Şahsen ben çocuğumun telefonunda anne diye kayıtlı olmak istemem. Hepimize gurur duyacağı, menfaati için adını benliğini kirletmemiş, kendimize kılavuz edineceğimiz anne babalar diliyorum. Ama ne diyoruz işe kendimizden başlayalım. Haydi Bismillah…