Hatice ALGÜN
hatice.algun@aydindenge.com.tr

Anne, babamla nasıl tanıştınız?

25 Haziran 2016, Cumartesi

     

Merhaba sevgili okurlar. Her çocuk aynı şeyi merak eder ve aynı soruyu sorar, ama cevaplar oldukça farklıdır. Her cevabın ayrı bir de hikayesi vardır. Mutfakta yemek yapmakla meşgul olan annenizin kıyısına varıp "Anne, babamla nasıl tanıştınız?" sorusunu sormuşsunuzdur. Üzerinden geçen onca yıldan sonra birden bire bu soruyla karşılaşmak, hatırlama etkisi yarattığından mıdır nedir anneyi ağır çekime sürükler. Seri bir şekilde doğranan domates, bir süre ağır ağır alır bıçak darbelerini. Naif bir ses tonuyla "Babanla mı?" diye sorarak başlarlar hikayelerine. ("Yok nenemle" diyemezsiniz tabii.)

Bu esnada annenizin yüzü de size dönmüştür ya da dönmeye meyillidir. Eğer ki sorunuz mutlu ettiyse, gülümseyerek başlar "Biz babanla..." diye. Domatesin aldığı bıçak darbesi ise nokta görevini üstlenir. Yani her cümleden sonra bir "tık" sesi duyarsınız tahtadan gelen!

"Biz babanla okul arkadaşıydık" (tık) "O zamanlar, şimdiki kadar rahat görüşebilmek de yok tabii" (tık) "Mektup yazar, bilmem kim teyzenle gönderirdi bana" (tık)...

Olayın gidişatı ve hikayeler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir tabii. Yani hali hazırda seri doğranan domates, iyice delik deşik de olabilir. "Aman nereden çıktı şimdi bu soru? Bunları merak edeceğine, geç şuraya da marulları yıka!" cevabıyla da karşılaşılabilir; iki kelimeden oluşan "Görücü usulü" cevabıyla da...

***

Ekşi sözlükte gezinirken 'derelerde tepelerde kaybolmak istiyorum' adlı yazarın "Okurken Duygularınıza Hakim Olamayacağınız Bir Anne - Baba Aşk Hikayesi" başlıklı yazısına rastladım. Ağlamadım tabii ama sıcak buldum. Bu nedenle de sizlerle paylaşmak istedim. Buyrunuz:

Aşık olmamış bizimkiler ama annemin anlattığı bir olay vardır babamın pek dillendirmediği aşkını ispat eden. Görücü usulü evlenirler. Köylüdürler zaten. Annem de babam da ilkokulu zor bitirmişler. Babam bildiğin çoban. Dedem oraların zengini sayılır o zamanlar. Ağa gibi bir şey yani. Bin küsur tane hayvanı var, keçi. Babam da bunların peşinde geziyor, çobanlık ediyor. Annem evde. Dedeme, babaanneme, 3 tane amcama, 2 tane görümceye, 3 tane de eltiye hizmet ediyor. Öyledir hep. Son gelen gelin o evin tüm iş yükünü sırtlanır. Ezilir de ezilir. Herkes aynı evde. Evimiz de daha doğrusu annemle babamın evi de onlara ayrılan tek oda. Başka bir oda amcamla eşine, başka bir tanesi de öbür amcamla eşine. Halalarım ayrı odada, bekar daha. Ya da evde mi kalmışlar ne. Cümbür-cemaat, herkes bir evde, ayrı odalarda. Ama her şey ortak. Aynı sofrada yemek yeniyor, aynı banyoda banyo ediliyor, aynı tuvalete işenip-sıçılıyor. Yemek, bulaşık, çamaşır, çay-kahve her şey küçük geline yükleniyor. Görümceler bir kenara, eltiler ayrı bir kenara çekiliyor. Her işi annem üstleniyor. Uzaktan su çekiyor. Yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, ütü yapıyor. Hayvanları bile ekseri o sağıyor.

Biz de yokuz daha. Ne abim ne ablam ne ben, ne de kardeşim. Doğmamışız daha. Normalde gelin geldiğinden bir yıl sonra doğurması lazımmış annemin. Ama yok. Doğmamışız bir türlü. Bir yıl, iki yıl, ama nafile. Annem kısır ilan edilmiş. Döl tutmaz denilmiş ardından, hatta çok zaman yüzüne söylenmiş bu laf. Çok üzülmüş, ağlamış gizli gizli. Aşağılanmaya, hor görülmeye başlanmış gün geçtikçe. Bütün evin işleri değil de esas bu büküyormuş anamın belini. Artık kendisi de utanmaya başlamış, kendi kendinden şüphe etmeye başlamış. Hem evdekilerin baskısı hem de çevrenin baskısı, dedikodusu. Çekilmez bir hal almış annem için hayat. Bir çocuk olsa tamam, isterlerse bu ev gibi iki ev olsun, yüklenirmiş işleri. Ama çocuk olmayınca her şey zor gelmiş. Dile kolay 3 yıl olmamış çocuk. yıl..

Dedem, babaannem ve amcalarım toplanmışlar, kendi aralarında karar almışlar ve babamı çağırmışlar. Babam akşam gelince hayvanları ağıla çekip çıkmış bunların karşısına. Dedem konuşmuş, öbürleri yanında oturmuş öyle. Dedem başlamış lafa:

+ Bak oğlum, senin bu karın çocuk doğuramıyor, kısır. Bundan çocuk da olmaz bu saatten sonra. Sen de kurur gidersin bir süre sonra. Hem yaptığı yemek yemek değil, yıkadığı çamaşır da çamaşır değil. İşi pis, kendi pis. Her şeyi yarım. Zaten bunların sülalesi böyle. Bu kadını sana almakla hata ettik. Kaç yıl oldu döl tutmadı bak. Uğursuz bunlar. Bunun babası da beynamazın teki. Ne namaz bilir ne oruç ne de Allah-Peygamber. Ayyaşın teki. Bilemedik biz bundan hayır gelmeyeceğini. Hem dedikodu da aldı yürüdü. Bugün karına kısır diyorlar, yarın-öbür gün seni kısır eder bu millet de adın çıkar. Daha kimse de gelmez sana. Öyle Dölsüz Deli Hüseyin gibi kalırsın ortalarda. Götür bu kadını evine, çeyizini de at kapılarının önüne. Sana kız oğlan kız bir temiz kadın alalım.

Babam hiçbir şey demeden ayrılmış huzurdan. Gitmiş annemin yanına. "Eşyalarını topla, bohçanı hazırla" demiş anneme. Eşeğe yüklemişler birkaç parça eşyasını annemin, bohçasını da annem sırtına yüklenmiş, sandığı da babam. Düşmüşler yola. 3-5 kilometre uzakta, asfaltın kenarına durmuşlar. Eşeği salmış. Geçen minibüsün bir tanesini durdurup binmişler. Hareket etmiş minibüs.

Annem neredeyse ağlayacak. Baba evine dönüyor, sevdiği adam terk ediyor, bırakıp gidecek annemi. Hiç mi sevmemişti kocası onu? Bu kadar mıydı her şey? Babasının bir lafıyla bitecek miydi her şey? Düşünüyor da düşünüyor annem. Gözlerinden yaşlar damlamaya başlıyor düşünürken. Dul kalmasına mı, sevdiği adama mı, yoksa her şeye mi ağlıyor bilmem ama annemi bir ağlama tutmuş minibüste. Babam sessiz, en fazla arada bir "Ağlama kadın" diyor, o kadar. "Sus" diyor anneme. Annem dinlemiyor, ağlıyor. Annemin köyüne yaklaşırken daha da şiddetleniyor ağlaması. Az sonra baba evi. Ne acı.

Ama kimse minibüse dur demiyor. Minibüs köyü geçip gidiyor. Annem şaşkın. Ağlaması da duruyor. Babama "Nereye gidiyoruz?" diye soruyor sessiz, ağlamaklı. Babam "Ben seni bırakmam, ölürüm de bırakmam ben seni. Nereye olursa oraya gideriz. Nerede olsa bakarım ben sana. Hele şehre bir varalım, bakarız nereye gideceğimize. Seni bırakmam." diyor anneme.

Aşk mıdır bilmem ama babamın o "Seni bırakmam" demesi aşktan da büyük, aşktan da güçlü gelir bana, anneme de. Onların da hikayesi bu işte. "Seni bırakmam." Çok yaşa baba. Sen de çok yaşa anne.

***

Umarım aldığınız cevaplar böylesine güven dolu olmuştur. Ve yine umarım ki güven dolu cevaplar verebiliriz. Bu sıcaklarda eriyip asfalta yapışmazsak haftaya tekrar buluşmak dileğiyle sevgili okurlar! Not 1: Esmiyor! Not 2: Vantilatör yetmiyor! Not 3: Klima yok! Not 4: Evinde kliması olan arkadaşlar edinmek için harika bir dönem! Not 5: Mümkünse yatıya kalabilecek kadar iyi ilişkiler kurulabilir! Çünkü, bakınız: Not 1.

***

Bu sıcak mı sıcak Cumartesi gününde "İçim yanar, içim kanar da... İsyaaaaaan!" diyerek Halil Sezai'yi anıyoruz sevgili okurlar. Şapkanızı takmadan önce ıslatmayı unutmayın!