Hatice ALGÜN
[email protected]

Hala iyiler, kötülerden daha kalabalık!

7 Ocak 2017, Cumartesi

     

Birkaç gün önce çok uzun zamandır vizyonda olan ve imdb puanını 10 üzerinden 10'da sabitlemeyi başaran Dağ 2 filmine gittik kuzenimle. Birinci filmi de beğenmiştim, ikincisini de beğendim. Ama ikincisi için daha fazla bir emek harcandığı belliydi. İzlemeyenler varsa öneririm. Seans saatleri dolayısıyla genelde her sinema sonrası mecbur kaldığımız gibi yine gözlerimiz Forum Aydın'da taksi aradı. Belli ki çıkışta çok sayıda hızlı davranan sinemasever vardı, çünkü payımıza bir tane taksi bile düşmedi. Biz de biraz yürüyelim, ileride falan denk gelir nasılsa diye düşünüp yola koyulduk. Hava soğuk, üşüyoruz. Adımlarımız oldukça seri. Dört beş dakika yürüdükten sonra bir araç durdu yanımızda. Arabanın içerisinde bir kadın ve bir erkek vardı. İlk önce kibarca selam verdiler sonrasında da "Sizi görünce ta ilerden dönüp geldik, sizin için de bi sakıncası yoksa gideceğiniz yere kadar bırakalım arkadaşlar. Hava çok soğuk, yürümeyin hiç" diyerek bir teklifte bulundular. Biz de zaten taksi aradığımızı söyleyip teşekkür ettik. "Valla biz etrafta hiç taksi göremedik, ileride de yoktu" dediler, gülüştük. İkisini de çok hızlı bir şekilde süzdükten sonra yüzlerindeki ifade ve konuşma tarzları sıcak ve samimi geldi, güvendim. Yanımdaki kuzenim de erkek. O da güven verdi tabii. Gözlerimi kuzenime "Ne yapalım sence gardaş?" dercesine çevirdim. O da benimle aynı fikirde olduğunu kafasıyla onayladı. Atladık artık arabaya. Onlar da aynı filme gelmişler. Beraber izlemişiz haberimiz yok. 15 dakika kadar süren yolculuğumuz boyunca sohbet ettik tabii. Hem arabanın kaloriferinden, hem de bu genç çiftin sohbetinden ötürü baya bir ısındım. Evlilermiş. Biri polis, biri öğretmen. Bir yaz anılarını anlattılar. Çadır kampı yapıyorlarmış Bodrum yakınlarında. Eşyalar birken on olmuş falan filan derken başka bir koya geçmek isterken yanlarındaki eşyaları taşımak biraz mesele olmuş. Nasıl yaparız, nasıl ederiz diye düşünmüşler. Sonra bir zodyak görüp yanına yanaşıyorlar. "Durumumuz böyle böyle, parası neyse verelim, yeter ki eşyaları taşımamıza yardım edin" diyerek yardım çağrısında bulunmuşlar. Adam da eşyaları taşımayı kabul edip karşılığında para almayı reddetmiş. "Yok olmaz", "Olur olur" şeklinde süren tatlı atışmayı zodyağın sahibi "Bir gün siz de birine yardım edersiniz, ödeşiriz" diyerek noktalamış. İkisi de bize yardımcı olarak zodyak sahibine olan borçlarını ödemiş olduklarını düşünüp mutlu oldular. Ben de huzurunuzda Firdevs ve Ferit çiftini onların zodyaklı adamı anıp mutlu oldukları gibi anacağıma söz veriyorum. Ne güzel bir ulaşım yardımlaşma zinciri oldu. Bence asıl saadet zinciri budur sayın Denge okurları. Allah'ım sen bana araba almayı nasip et, gerisini ben hallederim! Zaten daha önce, özellikle kötü havalarda, bir yere yetişme telaşım olduğu zamanlarda falan kendi kendime verdiğim bir söz var. Bir arabam olsun, servis gibi kullanacağım. "Eşim-dostum 'Alo' desin, gitmezsem tekerim patlasın" gibi söylemlerim oluyor yani.

Bence Firdevs ve Ferit çiftinin yaptığı şey hiç de küçük bir şey değil. Yani içinden "Aman ne var bunda?" gibi şeyler geçirenler varsa diye söylüyorum, geçirmeyin kardeşim. Çünkü televizyon keyfinden ödün vermemek için, deposundan beş liralık benzini azalacak diye korktukları için, insanlık nedir bilmedikleri için komşusunu-akrabasını hastaneye bile götürmeyi reddedenleri gördüm. Kaldı ki bu arkadaşlar hiç tanımadıkları insanları düşündüler. Gülse Birsel'in de dediği gibi "Hala iyiler, kötülerden daha kalabalık!"

***

Geçen hafta "2017'de de kötü şeyler yaşayacakmışız gibi" diye kaygım olduğuna dair yazmıştım. Binlerce kez lanet olsun ki daha yeni yılın ilk saatlerinde 39 kişi patlamada katledildi. Halk olarak daha bunun üzüntüsünü atlatamamışken 5 Ocak'ta İzmir patlaması gerçekleşti. Kahraman Polisimiz Fethi Sekin şehit düştü. Kendini siper ederek yüzlerce insanın katledilmesini önledi. Başkalarının çocukları babasız kalmasın diye kendi çocukları babasız kaldı. Fethi Sekin'in evine gidip ailesine şehit olduğunu bildirmeye gittiklerindeyse karşılaşılan manzara hepten içimizi burktu. Kapıyı çaldıklarında, çocukları içeriden şöyle seslendi: "Babamız evde yok, size kapıyı açamayız."

Şehit düşen, katledilen masum insanların ve acı çeken yakınlarının vebalini kim, nasıl ödeyecek? Sürekli kayıp vermemiz ne zaman son bulacak? Gün bitimi, kim vurduya gitmediğimiz için şükretmeye devam mı edeceğiz? "Önlem" denilen kelimenin işlevi yoksa lügatımızda işi var madem? Yetti arttı, taştık. Halk bunu hak etmiyor. Güzel ve güneşli günlere kavuşmanın özlemini yaşıyorum. İyi kalabileceğiniz bir hafta daha diliyorum sevgili okurlarım, hoşça kalın!