Hatice ALGÜN
hatice.algun@aydindenge.com.tr

Hola Español!

1 Nisan 2017, Cumartesi

     

Merhaba güzel gazetemin güzel okurları!

İlkokul birde Türkçe okuma-yazma ile başlayan dil öğrenme serüvenimiz, kızarmış elmaları, ödev yıldızlarını toplaya toplaya başlıyor. Bu serüven boyunca daima yanımızda olan ortak arkadaşlarımıza selam yollamak istiyorum. Ata bakan Ali, ılık süt içen Işık, daima ip tutma görevi olan İpek, şarkı söyleyen Şenay ve daha niceleri... Parmağımızı yalayarak çevirdiğimiz defter yapraklarındaki yıldızları saya saya matematiğimizi de bir nebze geliştirip arkamıza yaslanıyor ve "Hayatı çözdüm" sanıyorduk.

Üst sınıftaki ablalar ve abiler hep derdi, "Sizin sınıf kolay ki sen bir de dörde geç, o zaman gör" diye. Üç senemiz "dört" korkusuyla geçti. Bir bildikleri olmalıydı çünkü ezberlemişçesine hepsinin dilinde aynı cümle vardı. Salına salına geldi çattı dört. Elimizde bir ders programı vardı ve şöyle bir göz attığımızda, "Hayat Bilgisi" dersinin olmadığını gördük. Yukarıda "Hayatı çözdük" ya? O yüzden yok sanıp kendimizi haklı çıkardık. Ama Türkçe'den sonra iki saat de İngilizce gözüküyordu programda. Hadi bakalım, buradan yak.

Valla şu anda dört-beş yaşındaki çocuklar İngilizce birkaç kelime bilmiyorsa ayıplanıyor fakat benim jenerasyonda böyle bir dil hakimiyeti yoktu. İlk İngilizce dersimizi hatırlıyorum. Tanışma faslını geçtikten sonra tahtaya "book" yazdı öğretmenimiz Doğan Bey. Biz de güldük. Koskoca öğretmen, neler yazıyor böyle diye. Anlamını bilip bilmediğimizi sordu. Bu sefer daha çok güldük. Ama o neye güldüğümüzü bildiği için biraz sinirlenmişti. Çocuğuz len, tabii güleceğiz. Başka kelime bulsaydın ama di mi? Bir arkadaşımız çıkıp "Book, İngilizce'de kitap demek" demişti. Nihayet Doğan Bey'in gözüne girmeye layık bir öğrenci çıkmıştı sınıftan. Onun da annesi İngilizce öğretmeniydi bu arada.

ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK

Böyle böyle yeni bir dil öğrenmeye başladık. Kelimeleri beşer kez yazmamızın faydalı olacağını söyleyen İngilizce öğretmenimiz, haftaya karşılaşacağı manzaradan habersizdi. Sınıftan çakal bir arkadaşımız, kelimeyi bir kere yazmış, alt alta dört tane de "denden işareti" kullanmıştı. Doğan Bey yine sinirlendi, biz yine güldük. İngilizce'de mi bir sorun var, İngilizce öğretenlerde mi yoksa bizde mi bilemiyorum ama olmuyor kardeşim. Lise mezunu bir insan, sekiz sene İngilizce eğitimi almış oluyor. Sonuç? I like to movik movik.

"Dört" korkusuyla, "book"tan bir başlangıç yapıp her senemize "denden" koyduktan sonra fazla da bir şey beklememek lazım, ben bunu anladım.

Latin Amerika ülkelerinin göz bebeği olan İspanyolca'ya ezelden beri sempatim vardı. Dünya'da en çok kullanılan ikinci dil. Bazı hayallerimi, "hedef" olarak güncelleyince de bir baktım ki İspanyolca bana çok yardımcı olacak bir dil olarak yine karşıma çıktı. Kayıtsız kalamadım, öğrenmeye başladım. Keyif alarak çalışıyorum. İspanyolca ders kitaplarımı gören arkadaşlarımdan en çok duyduğum soru, "İngilizce biliyor musun?" oldu. "Bilmiyorum" dediğimdeyse kıskıskıs gülüşmeler yaşanıyor tabii. Sanki İngilizce bilmeden başka bir dil öğrenilemiyormuş gibi... Elma yiyene, "Armut yedin mi?" diye sormak gibi bir şey. Manasız. Ben uyandım, siz de uyanın. Eğer İngilizce öğrenemiyorsanız ve yabancı dil öğrenmek istiyorsanız, kendinize yakın bulduğunuz bir dil seçin. Not veren yok, zorunlu ödev yok, yanlış telaffuz ettin diye kızan biri yok tepenizde. Patron sizsiniz. Bu rahatlıkla kolay bir şekilde programınızı yapma lüksünüz var. İngilizce, öğretilmiş çaresizlik oldu benim gözümde. Yıllarca eğitim gördük, olmuyor. Bir kere kafada "Olmuyor" ışığı yandı mı pek de hayır bekleyemiyor insan. "Bir lisan, bir insan" demişler. Çevremizi geniş tutalım. Aranızda İspanyolca öğrenen, bilen varsa pratik yapabiliriz. Güzel olur. "Hasta la vista" sevgili okurlarım!