Burçin İVREN
cavehve@gmail.com

Eylül

14 Eylül 2020, Pazartesi

     

Eylül hep bana diğer aylardan daha özel bir aymış gibi gelir. Yazın taşkın neşesi yavaşlamış, kışın durağan soğukluğu henüz başlamamıştır. Kırılgan yaprakların rüzgarda savrulduğu, insanları evlere kapatan akşamların daha erken geldiği, çocuk seslerinin avlulardan eksildiği, soğuğun bir ürperti olarak belirdiği zamanların başlangıcıdır.

Akşamüstülerine en çok yakışan aydır eylül. Yapışkan sıcaklığın bunaltısı, yerini ılık bir esintiye bırakmıştır. Eylül serinliğinde balkonlar, tıpkı açılmış bir çiçek gibi, eviçlerindeki insanları ağırlamayı sürdürmektedir son kez. Küçücük de olsa bir balkon, yaşamı daha yaşanabilir kılmıştır hep insanlar için.

Tamamlanan kış hazırlıklarıdır eylül. Kışın bohçalanmasıdır. İplere dizilerek güneşe bırakılmış kızaran biberdir; salçanın koyu kıvamı, ufalanan tarhanadır; kurutulmuş patlıcanın morluğudur eylül. Kuruyarak içine büzülen meyve kıvrımlarıdır.

Bir göçtür eylül. Küre bakışlı dünyanın bir ucundan bir ucuna doğru boylu boyunca süzülmektir. Gündüzleri ve geceleri, gökleri ve denizleri bir yol yaparak göç eden çeşit çeşit kuşların; leyleklerin, kırlangıçların, karabatakların, saz bülbüllerinin, yaban ördeklerinin, kirazkuşlarının ve nicelerinin anlatısıdır.

Eylül, doğanın ve insanın içe kapanmasının ön hazırlığıdır da. Doğa, boynunda bir cömertlik olarak sunduğu renkli takılarını çıkartmakta ve kökleriyle yapacağı yüzleşimi bir başına ve çıplak şekilde gerçekleştirebilmek için geri çekilmektedir. İnsanlar eylülü, tüm gösterişlerden azade kılınan tarif edilemez bir geri çekilme, bir durulma olarak hissederler. Çünkü “kök” insanı çağırmaktadır. Davete hazırlıksız yakalananlar için rahatsız edicidir eylül. Onu bekleyenler için ise bir bebeğin ellerini yumması gibi bir yumulma halidir.

Ben aylardan en çok eylülü seviyorum. Ne yazık ki eylül, kendisinde yakaladığım anlamı yaşamaya fırsat vermeden kayıverdi yıllarca ellerimden. Uçup gidiverdi. Onu ellerimde hiç doyumca tutamadım. Onun bana verdiği tadı yaşamaksızın, kargaşanın içinden peşi sıra geçen ömür yılları gibi geçiverdi o da. Şimdi onu tutabilmenin bir işareti olarak yazıyorum bu yazıyı. Karşımda başka başka evlerin sarı ışıkları, kulağımda müzik, masamda kahve ve kitaplar, tabakta kalan yazın son meyveleri, boşlukta dolanarak balkonları ziyaret eden son insan sesleri içinde.

Ve içimde eylülün bendeki ikincil anlamı olan beklenemez bir yüzleşimi… Çünkü eylül, hiç değilse bunu hak eder. Hiç değilse, eylülde doğmuş olanların gözünden bunu hak eder. Çünkü eylül, kendinde doğanlara onca renk içinden sadece bakırı armağan etmiştir. Ve onun sahipleri, bakır rengini giyinen yapraklar gibi yaşarlar zamanı hep.