Burçin İVREN
cavehve@gmail.com

Tanıdık bir tat ve uğrak bir mekan olarak hüzün

29 Mayıs 2019, Çarşamba

     

“İnsan diğer yanının yeterince uzağına düştüğünde, kendi ilerisinde kaybolmamak için gerisindeki o öze dokunmak ister.”

Her insan belirli duygu yükleriyle harmanlanmıştır. Bazıları için hüzün, bazıları için yoksunluk ve bazıları için yalnızlık. Her birinin karşılığını tek bir kelime ile ifade etmek ise ne kadar da “kaba” kalıyor. Oysa hüznün, yoksunluğun ve yalnızlığın kendi içinde tonları, şiddeti ve sahibiyle temas ettiği başka başka yerleri vardır.

İnsan uğrak bir mekan olarak o duyguya gitmek ister. Harmanlandığı şeye. Hiç de bir şey yokken durup hüznü özlemek gibi. Hiç bir sebep yokken, yalnızlık kuytusuna çekilmek gibi. Ve her şey tamken o yoksunluğu duyumsamak gibi.

Çünkü orada ona ait olan tanıdık bir tat vardır. Sahici olan. Duygunun tanıdıklığı, duygunun kimliğinin önüne geçmiştir. İnsan hüzne doğru gider ama gerçekte hissettiği şey hüzün değil, hüznün onda bıraktığı yanıyla kucaklaşmanın yalıtılmış sevincidir. Oraya gider ve yoklar onu. Onun orada onun için olup olmadığını yoklar. Onu kendi yapan o duygunun varlığını. Onunla karşılaşmaya gider. Onu ileriye atan duyguya. Çünkü o, ondan yapılmıştır. Minneti onadır. Evi onadır.

İnsan hüzne, hüznün dışarıdan gelişinin zorlayıcı yanıyla arasındaki farkı bilerek gider. Hüzne gitmek, hüznün gelişinden güvenlidir. O, orada istenildiği tonda, istenildiği şiddette ve istenilen anıyla yeniden yaşanır. İnsan, bir karşılaşma olarak gider hüzne. Bir tanık olarak. “Seni tanıyorum” tanıklığıdır bu. “Seni tanıyorum ve bana bağışladığın acıyı aldım, onu emdim, soğurdum, dönüştürdüm. Beni ben yapan o bağın yok olmaması için geliyorum. Gelip, hatırını soruyorum sana” demektir bu. İnsan gider, onu orada yaşar yapmak için. Kucaklaşmak için. Çünkü o, ondan yapılmadır. Onun unutulmuş bırakılarak yokluğu, temas ettiği sahibinin yönünü kaybettirebilir de.

İnsan, anılarından yapılmadır. Hatırlayarak yeniden ve yeniden yapar anısını. Anının her yapılışı, ilk yaşantının sahiciliğinden biraz daha uzaklaştırır insanı. İnsan unutarak ve hatırlayarak, her seferinde gerçekliği biraz daha değiştirilmiş anıyı yeniden kurar kendi için. Fark etmeden. İnsan anısını yeniden yapmak için ilkin onu unutur. Unutmak için çabalar da kimi zaman. Unutacak kadar ilerlediğinde, unuttuğu şeyin yoksunluğunu duyar. O yoksunluğun, onda eksilttiği şeyi. İlerlediği ileriden gerisin geriye dönerek. Unuttuğu şeyi unutup unutmadığını yoklamak için. Sınamak için kendini. Bakar ve yakınsar ona. O yüzden insan duraksar bazen. Anısına bakmak ister: “Orada öylece duruyorlar mı?”

İnsan ileriye adımlar. Duyguların onu eğdiği adımlarla. O, duygularla direlmiş, incinmiş ve direnmiştir. Onunla bürünmüş, ondan kaçmış, onu sahiplenmiş ve onu ret etmiştir. İnsan diğer yanının yeterince uzağına düştüğünde, kendi ilerisinde kaybolmamak için gerisindeki o öze dokunmak ister. Çünkü insan, kendi başlangıcını sever: Hüzünse hüzün, yoksunluksa yoksunluk, yalnızlıksa yalnızlık.