Burçin İVREN
cavehve@gmail.com

Yapamama Olanağı İçin Zaman Tanımak

10 Şubat 2020, Pazartesi

     

Olanaktan bahsediyorsak, genelde onu istenen bir halin koşulunu yaratmak olarak kullanırız. Olanak, “olmayı” istenen, “olmamayı” ise istenmeyen şeklinde iki ayrı taraf olarak kodlarken olma eşiği için gerekli olan deneyim zamanını göz ardı eder. Tekçe olsundu der: “Olsun”. Oysa ben şimdi yapamama olanağından bahsetmek istiyorum. Her ikisinin birbirine dolaşıklığından ve yapamamanın da yapabilmeye dahil olmasından...

Hep kendimizi önemsediğimiz şeylerde daha iyisi için zorlarız. Bu zorlayış; koşullarımız, becerilerimiz ve kapasitemiz olacak şekilde hemen hemen her şey için geçerli olabilir. Bu zorlayışın ise somut olarak karşılanması gereken adımları vardır. Eğer söz konusu adımları yerine getirecek gücü kendimizde -şuan- için göremiyorsak veya kendimizi -şuan- için hazır hissedemiyorsak, zorunlu bir duraksama ile karşı karşıya kalacağızdır. Ve o duraksama için endişeye kapılıp işleri daha da zorlaştırarak.

Peki ya, hazır hissedilmediği için bir türlü başlanılmayan veya başlanılsa da gerekli performansın yeterli oranda gösterilmediği o deneyim zamanları, evet tüm bunlar, -e bilme- eşiği için bir birikme zamanı ise? Yani tüm “yapamamalar” bizi bir “yapma”ya hazırlıyorsa? Ve tüm yapamamalar, gerçekten de o anki imkanların doğal bir sonucu olarak haklı bir yapamamaysa?

Her yapamamanın eninde sonunda bir yapma imkanına ulaşacağını savunmak güç. Yapamamaların birikimli olarak bizi bir yapma imkanına taşıma potansiyeli olduğunu savunmak ise güç değil. İşte bu yüzden olsa gerek, tüm yapamamalar da bir olanak olarak yapabilir olmaya dahil. Bırakalım da bir sefer, “yapamamak” kendi yatağında bir hak olarak bocalamayı sürdürsün. Onu, yapay bir zorbalıkla o anki potansiyelinin çok üstünde bir şekilde hareket ettirmeye zorlamak ve üzerindeki baskıyı arttırmak yerine; devinimini içeriden gelen bir itilimle oluşturması için zaman tanımak ve ona hazır bulunuşluk oranında küçük küçük ama ileriye taşıtan deneyimler yaşatmak en iyisi.

Çünkü yükselişler takdiri hak eder; düşüşler ve duraksamalar ise anlayışı… Yükselişler bir raddeden sonra yolunu bulur, ancak düşüşler ve duraksamalar ise bir raddeye kadar özel bir anlayışa ve desteğe gereksinim duyar… Ergin bir zamana dek kendisinin yanında durabilecek bir “kendi”ye…