Burçin İVREN
cavehve@gmail.com

Çocukluk Anısı Olarak Sokaklar

22 Ocak 2018, Pazartesi

     

90 sonrası kuşağın tanımadığı sokağı, 80 ile 90 arasındaki son kuşak olarak tanıyorum ben. O dönemler sokak; evin önüydü, yan mahalleydi, ötelerdeydi ama güvenliydi. Annelerin gözü geride kalmıyordu çocuklarını sokağa gönderdiklerinde. Bir kız çocuğu olarak yaz gecelerine kadar sokaklardaydım ben. Sokağın gündüzünü de tanıyorum akşamüstülerini de.

 

Sokak; oyundu, küfürdü, saklambaçtı, kavgaydı, seksekti, yakan toptu, kaldırıma oturmuşluktu, ip atlamaktı, kiremitleri dizmekti, erik çalmaktı, zil basıp kaçmaktı, ateş yakmaktı, tepelere çıkmaktı, top sektirmekti, bisiklet sürmekti, laf yarıştırmaktı, pencereleri açık evlerin içine zararsız taşlar atmaktı, korkunç hikayeler anlatmaktı. Yemek sonrası kapı kapı dolaşıp herkesi dışarıya çağırmaktı. Ve sokak, bir övgü olarak kötü kokmaktı.

 

Evet bir övgü olarak kötü kokmaktı sokak. Çünkü kiri pası, koşturmaktan bitap düşmüş teri eve getirmekti. Ben kötü kokardım eve geldiğimde. Sokağı toplar getirirdim üzerimde. Doğru banyoya diye karşılayan bir ses olurdu annem.

 

Sokak, benim özgürlüğümdü. Gücümü sınadığımdı. Bisikletle şehrin uzaklarına gidişimdi. Kollarımı açışım ve rüzgarı hissedişimdi. Boş bir parkta banka oturup düşünüşümdü. Top sektirişimdi. Toprağı çamura, çamuru şekillere dönüştürüşümdü. Mahalleden mahalleye göçüşümdü. Dut ağacının altıydı. Salıncakta ellere sinen demir kokusuydu. Anane avlusundaki çitten koparılan kargıyı at sayarak koşturuşumdu. Salçalı ekmekti. Antik harabelerin ıssızlığından geçmekti. Peşime takılan arıydı. Bisiklet tekerinin altında ezilmesin diye bakındığım karıncaydı. Elleri boyayan yeşil cevizdi. Çekirdekti. Okulun karşısındaki evin önünden defalarca geçmekti. Yaz geceleri yanıp sönen uçakları izlemekti. Anneye, cama çıksın diye aşağıdan bağırarak seslenmekti. Kömürlükteki korkutan gölgeydi. Bisikleti başka mahallelerin akan çeşmesine götürüp temizlemekti sokak. Çıkan zinciri yerine takma becerisiydi.

 

Sokak, halı yıkayan anneye fırçayla yardım etmek ve ayakları şapır şapır suyun içinde gezdirmekti. Babanın kestiği kurbanın bacağından tutmak, parçaları tepsiyle eve taşımaktı. Bakkala gidene kadar alınacakları içinden tekrar etmek ve getir götür işleri için homurdanmaktı. Ekmeğin ucunu koparıp eve dönmekti. Komşunun kapısını çalıp “Müsaitseniz annemgil size gelecek” demekti. Düşmekti. Dizi kanatmaktı. Yüksek yerlerden uçacakmış gibi aşağıya atlamaktı. 'Üff gene felsefe yapma' diyen ağızdı sokak. Şikayete gelen komşu kadındı.

 

Sokak, arkadaşlıktı. Hoşnutluktu. Oğuz’du. Onunla aynı dershanede olma heyecanıydı sokak. Baba korkusuydu. Raif’ti. Ferayi’ydi. Ceylan’dı. Serap’tı. Bir gün öncesi taşlarda beraber oturduğum bir gün sonrasında ise ölümünü çığlıklarla duyduğum Emel’di. Kızını kaybetmiş annesinin beni yaşar görmesinden duyduğum gizli hicaptı. Sessizliğin çökmesi ve kuşların bir garip ötmesiydi. Ondan kalan sarımsı peçetelerdi sokak. Halen sakladığımdı. Yalvaç'tı. Yalvaç'ındı.

 

Büyüdüğümde sokaklardaki ‘çocuk Burçin’ kadar özgür olamadım hiç. Ve yer etmedi hiç bir yaşanmışlık. Biriktiremedim yaşamı yaşam üzerine. Beceremedim özgürlük duygusunu. Çocukluğum benim en güzel hikayem. Kendim gibi oluşumun cesareti. Ve sokaklar, çocukluğumun en güzel eviydi.