Burçin İVREN
cavehve@gmail.com

Mutsuzluk Üzerine

14 Şubat 2018, Çarşamba

     

“… sonbaharda düşen yapraklara ve kelleşen ağaçlara bakıp melankoliye kapılmayan, hayatta bir şeyleri yanlış yapıyor demektir.” Wilhelm Schmid

 

İnsanların, sürekli mutlu olmaları gerektiğine inandırıldıkları bir çağda yaşadığını söylüyor Alman felsefeci Wilhelm Schmid. “Mutsuz Olmak” adlı kitabında. Ona göre, hayatta tek meselenin mutluluk olduğu söylentisi, modern hayattaki anlam kaybını mutlulukla ikame etmek isteyenlerin bir masalı sadece. Mutluluk diktatörlüğü, mutsuz olmaya alan bırakmadığı gibi mutsuzların da kendilerinde eksiklik bulup kendilerini suçlamalarına ve başarısız hissetmelerine neden oluyor.

 

Mutluluk idealinin egemenliği altında “mutsuzluk”, bir sapma olarak düzeltilmesi ve kaçınılması gereken bir mesele olarak algılanıyor. Sanki mutsuzluk, insan olma imkanına dahil değilmiş gibi. Mutsuzluktan kaçınmak, bir duygu olarak mutsuzluğu tanımamızı ve onun üzerinde düşünmemizi engelliyor. Ve anlaşılamadığı için onunla baş etme mekanizması da geliştirilemiyor. Her duygu gibi bu duygunun da kendi içinde insana fark ettirmek istedikleri şeyler olabilir. Belki de herhangi bir durum karşısında mutsuz olmak, o an verilmesi gereken en sağlıklı ve hatta en “haklı” tepkidir. Karşılığı mutsuzluk olan bir durum içinde mutlu olmak için tepinmek, belki de daha yanıltıcıdır.

 

“Mutlu yaşamak” gibi bir ideal, insan üzerinde şuna benzer stresler yaratıyor bana kalırsa: Mutlu olamamak yönündeki kişisel sanılan beceriksizlik, mutlu olma aracı olarak eldekilerin yetersizliği (örneğin para, aşk, iş), hayatın kaçırıldığı hissi ve sanki başkalarının çok daha mutlu bir hayatı varmış gibi ön kabuller... Mutsuzluk duygusu ile baş edememek yetmiyormuş gibi bir de buna benzer değerlendirmeler abanıyor insan üzerine.

 

Mutsuzluk zamanı geldiğinde, yüreği yavaşlatıp mutsuzca konaklasak, oradan hemen kaçmak istemesek, mutsuzluk duygusunun neden kaynaklandığı ve nelerin nasıl değiştirileceği üzerinde düşünsek, acaba o zaman daha mı kabiliyet geliştirmiş oluruz yaşama dair? Schmid’e göre keyifsizlik, hoşnutsuzluk ve mutsuzluk aslında mutluluğun dinlenip kendini toparlaması için bir yenilenme alanı. Ona göre haz hırsına kapılıp bu tür bir durgunluğun hakkını çiğnememek gerekiyor.

 

Günlük hayatımız ise nasıl daha mutlu olunur ile ilgili vaadler, görüntüler, yaşam biçimleri ile kuşatılmış durumda. Ve mutluluk daha çok “haz ve eğlence” ile ilişkilendiriliyor. Mutluluk, “kesintisiz hoşluk, daimi neşe, keyifler hep yerinde olsun ve bol eğlence”yi mi ummaktır? Eğer öyleyse Schmid’e göre mutluluğu bu tür bir daimi zevkte aramak, mutsuz olmanın en emin yoludur. Çünkü daimi bir sevinç yoktur.

 

Belki de yeniden bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Örneğin mutluluk, bu kadar çok önemsenmemiş olsa, mutsuzluk da bu kadar rahatsız edici olur muydu? Yoksa mutsuzluk duygusu, mutluluk idealinin kusursuzlukla eşleşmesi ve yüksek kriterlere denk düşmesi nedeniyle mi kolaycacık açığa çıkıyor? Daha önemli olarak mutsuzluğun; hayatın içinde, çevrede ve toplumda nelerin yanlış gittiği hakkındaki uyarısı ne? Koşulları değiştirilemeyecek veya seçimli bir mutsuzluksa söz konusu olan, onunla birlikte nasıl yaşanır? Mutsuzluk, sahibine bir beslenme, direnme ve duyarlılık alanı sağlıyor olabilir mi? Ve dahi insan bazı yetilerini mutsuzluğuna borçlu olabilir mi? Gibi gibi sorular…

 

Ve son olarak Schmid’in yüreklendirme amacı taşıyan söylemiyle, “…kendini mutsuz hissetmek, anlam üzerinde düşünmek için, yani vakitlice anlamı sorgulamak için bir vesile”dir belki de. Çünkü ona göre ancak zıtlıklar arasındaki tecrübelerin olağanca genişliği, dolgun bir hayatın heyecanını kazandırabilir insana.