Burçin İVREN
cavehve@gmail.com

Yakınlık Kurma Cesareti

12 Mart 2018, Pazartesi

     

“Yer, her ayak yere düştüğünde onu karşılamak üzere oradadır ve yürüyüşümün ritmi yerin orada olacağına olan inancımızdan gelir.” Rollo May

 

Rollo May, yerin orada olacağına dair sarsılmaz inanca bağlar yürüyüşteki ritmi. Yer, ayaklarımızı güvenle karşılar ve boşluğa düşmeyeceğimize dair inancımız pekişir. Tıpkı ilişkileri yürütmekte güven duymaya ihtiyaç duymamız gibi. Ancak ilişkiler, yerin güveni kadar güven vaad etmez insana. Risklidir.

 

Romantik ilişkilerde, sevilmek ve değer görmek isteriz. O ilişki içinde kendimiz olarak sevilmek, hayatı birlikte deneyimlemek, duygularımızı açmak, güvenmek ve zayıflıklarımızı karşılıklı becerilerle tamamlayabilmek isteriz. İlişkilerde, kaygıların da yargılanmadan açıkça konuşabildiği bir yakınlığa sahip olmak hepimizin arzusudur. Bu beklentiler, başlamış bir ilişkinin olgunluk zamanına denk gelir.

 

Bir de ilişkilerin başlangıç noktası vardır. Taraflar, ilk karşılaşmadan olası bir başlangıca doğru yönelirken, sadece heyecan değil aynı zamanda belirsizlikler ve gerilimler içinde bulurlar kendilerini. Yakınlık kurmak istemek ama karşı tarafın yakınlığa meyli olup olmadığını kestirememek veya önceliklerin ne derece uyuşacağını bilememek gibi. Belirsizlikler kişinin kendi içinde de gerçekleşiyor olabilir: Hayatında birinin olmasını istemek ama bir amaca doğru yönelmişken romantik ilişkileri bir engel olarak görmek veya sorumluluk almak istememek gibi. Bir ilişkiye bağlılık göstermek ve bağımsızlığa ihtiyaç duymak da yaşanabilecek gerilim türlerinden.

 

Dolayısı aynı anda üstelik haklı gerekçelerle hem yakınlık ve hem de uzaklık gibi karşıt duyguları yaşayabiliyor insan. Çelişki, kaos ve kutsal diyalektik! Çünkü kişi sanki biraz daha yakınlaşsa her şey nasıl da güzel olacakmış gibi hissederek ileri gitme cesaretine erişir ama öbür yandan da çekinceleri nedeniyle geride ve güvende kalmak ister. Yönelim, yakınlık yönünde ağırlığını gösterdiğinde bu ise başka bir süreci başlatır. Bu cesaret adımı, gösterilen yakınlık nezdinde bir yakınlıkla karşılanmadığı sonucunu bize yaşatabileceği gibi her şeyi güzelleştirebilir de.

 

Rollo May, “Yaratma Cesareti” adlı kitabında şöyle der: “Yakınlık cesaret gerektirir, çünkü risk kaçınılmazdır. İlişkinin bize nasıl etki edeceğini daha baştan bilemeyiz... Emin olabildiğimiz tek şey, eğer kendimizi ilişkiye, iyisine kötüsüne, tüm varlığımızla bırakırsak bundan etkilenmeksizin çıkamayacağımızdır."

 

May, yeni insanlarla karşılaşmanın hem coşku hem kaygı getirdiğinden de bahseder. Ona göre, ilişkilerin derinliğine indikçe her yeni derinlik, yeni coşkuları kaygıları ile beraberinde getirecektir. May’e göre her karşılaşma, bizi bekleyen bilinmeyen bir kaderin habercisi olduğu gibi aynı zamanda bir diğer kişiyi tanımanın heyecanını da içinde barındırır.

 

İnsana dair kendini gerçekleştirmeye doğru bir yolculuk varsa, bunun kişinin sadece kendisi olmayı başarabilmesi ile değil bizzat benliğini diğer benliklere katabilmesiyle de ilgisi bulunuyor. Çünkü iletişim ve etkileşim; deneyimlemenin, öğrenmenin, değişmenin, olgunlaşmanın ve kendini tanımanın önemli bir aracıdır. Bazen tüm yaşadıklarımız bizi birine hazırlar. Bazen ise biri bizi bir başkasına. Çünkü insanlar, birbirlerinin kaderidir. Hayat örgüsü, insanın insana karşılaşmasıyla ilerler.

 

Her karşılaşma, hayatların bir birine dokunmasıdır bu sebeple. Yarım kalan ve hiç yaşanmamış şeyler dahil. Her insan, üzerine aldığı izle “bir başkasının birazı”dır çünkü. Tıpkı Turgut Uyar’ın “Her şeyden biraz kalır" dediği gibi. Ve Uyar şöyle devam eder: "Kavanozda biraz kahve, kutuda biraz ekmek, insanda biraz acı, insanda biraz mutluluk…”