Tuncer ALTINTAŞ

Ya o gelmeseydi?

20 Şubat 2015, Cuma

     

O, gelmeseydi kaderleri savuşturmak kolay olmazdı. Pek yaptığı bir şey değildi aslında. Bu kez en zor günümün hatırına çıkıp gelmiş. Acı haber duyulur duyulmaz yanımdaydı. Birlikte üzüldük, birlikte ağladık. Herkes, dağılıp gittiğinde de o yanımda kaldı. Çoğu zaman sustu , öyle anlaşıyorduk. Uzun susmaların birbirimize iyi geldiğini biliyorduk. Bunu ancak eski, çok eski arkadaşlar anlayabilir. Birbirinin gözlerine bakarak içini okuyabilme yeteneği verilmiştir onlara… “Sen kedere alışıksın ama acılara dayanıklı değilsindir” dedi. Cevap veremedim. Annem ile aramızdaki tarifsiz sevgiyi ondan daha iyi bilen yoktur. “Ama o senden razı, senden memnundu, buna sevinmelisin.”

Annemin mezarını babamın mezarının yanına kazmışlar. Daha doğrusu biz öyle istedik. Dünyada oturup konuşmaya pek vakitleri olmadı çalışmaktan, bizleri büyütmekten. Dilerim şimdi orada, şu soğuk Şubat ayı içinde uzunca konuşma ve sohbet etme olanağı bulurlar.

Annem, babamın hemen yanında. Herkes gitti mezarlıktan onunla ikimiz kaldık. Dedim ki “İşte bak bütün varım, yoğum, en sevdiklerim uzanmış yatıyor yapayalnız kaldım.” Yüzüme baktı hiçbir şey söylemedi.

Eski mekanlarda dolaşırken rehberim oldu. İnsanları benden iyi tanıyordu.

Ben misafirdim. Ne de olsa o yerliydi. “Emir Allah’tan”a gelenlerin hepsini iyi tanıyordu. Sokaklarda birlikte yürüdük. Onlarla beraberken belki yıllar sonra ilk kez oralı olduğumu hatırladım. Bir yerin yerlisi olmanın huzurunu duydum. Hayırlı sabahlar Murat Bey dedim. Komşuların hatırını sordum. Kahvede oturup sabah çayı içtim. Muhtara kilo aldığını söyledim. Benim bu halime herkes şaşırdı. "Sen eskiden böyle değildin, yabancılar gibi davranırdın” dediler . Haklıydılar.

Bunca yıl sonra beni bu kadar sıcak ve sevecen karşılamasına, dahası hiç ayrılmamışız gibi hakkımda her şeyi biliyor oluşuna şaşırmadım değil. Buna elbette sevindim. Evdeki odamın penceresinden bakarken “senin ağaçlar görünmez olmuş” demesine hayret ettim. Demek yazdıklarımı okuyordu.

Eski bahçeli kahvemizi içindeki dut ağaçlarını kaldırıma dökülen dutları nasıl yediğimizi… Bir sabah oraya bir kepçenin girdiğini ve ağaçların da bahçenin de nasıl yok olduğunu anlattım.

“Eski kitaplarını saklıyor musun?” “Hangilerini ?” Hatırlar mısın Küçük kemancı, Alis Harikalar Diyarında, Robinson Crusoe … İlkokulda küçük bir kitaplık vardı.

Kitaplarıma baktı uzun, uzun. Eliyle rafları taradı. Kitaplarla ilişkisinin çok gerilerde kaldığını düşündüm. Çocukluk kitaplarımızın adını anarken değişiverdi, gözlerinde başka bir ışıltı ve sevecenlik belirdi. Sonra sözü yazılarıma getirdi. "Hep eski günleri yazıyorsun, bıkmadan. Nedir seni hep gerilere götüren? “ cevap vermedim, veremedim. Anlamış olmalı…

Ona, biliyor musun dedim.Annemin cenazesi düğün gibiydi. Sözümü tamamladı: “Gelin alma töreniydi sanki kabristana gidişimiz. Uzayıp giden araç konvoyu, ucunda çiçekler olan sırıklar taşıyordu birileri.” “Gelin alma merasimi gibiydi” diye tekrar etti.Öyleydi dedim. Annem gelin oldu.

Yıllar, yıllar sonra geldi ve acılı, kederli günlerimi mahirce, ustaca yumuşattı. Kederin, acının dilini inceltti. Dostluk, böyle bir şey olmalıydı. Külfetsiz ve hesapsız… Birlikte uzun yürüyüşlere çıktık, hep susarak, dağlara,gökyüzlerine baktık. Vakitlerin anlamına uygun dizeler mırıldandık. Beni en iyi sen anlarsın dedim. "Elbette der" gibi baktı. Araya uzun yıllar ve şehirler girdi. Ama dönüp birbirimize geliyoruz işte! Bundan sonra daha sıkı, sıkıya tutunacağımıza söz verdik. İnsan, yaş aldıkça geride bıraktıklarını, toprağını özlüyor. Onlara dönmek istiyor. Artık, bu kadar uzun olmasın ayrılık. Olmayacak. Sen gelmeseydin, geçiremezdim bu acılı günleri dedim. Geçmezdi, kederin, acının yarısı tutup omuzlayacak birini arıyor insan. O da kolay bulunmuyor. Allah’tan biri uzaklardan gelip alıyor içinizin ağrısını. Yaşamaya bir sebep buluyorsunuz. Gülümsüyor ve güzelleşiyor hayat. İspanyol şair ve yazar Cesare Pavese “İnsan, hiçbir zaman büsbütün yalnız değildir dünyada” demişti. Yaşama Uğraşıp adlı eserinde. “En kötü durumda, bir çocuğu, bir delikanlıyı ve zamanla olgun bir adamı, yani kendisinin eski halini bulur yanında.”

Bana gelen hatırladığım en eski halimdi, çocukluğum, gençliğim…

Hepinize iyi hafta sonları değerli Denge okurları.

Not: Annem isimli yazımda (Denge arşivinde var) annemi anlatırken onun çok sevdiği sözü hatırlatmıştım "Üstüme gün doğuyor" derdi.Artık annemin üstüne gün doğmuyor 16 Şubat'ta onu kaybettik. Bu vesile ile gerek cenazemize gelen, gerek telefonla ulaşan, çelenk gönderen tüm dost ve arkadaşlara teşekkürü bir borç biliyorum.Tüm dost ve arkadaşlarıma minnetlerimi buradan bir kez daha tekrarlıyorum, sağolun dostlar. 



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...