Tuncer ALTINTAŞ

BAYRAM

1 Temmuz 2016, Cuma

     

Dini bayramlar inananlar için kutsal hediyelerdir; sevinç ve ferahlık günleridir.

Ama bu bayramların en güzel yanı, inanmayanlara veya inanç iklimine uzak duranlara bile o sevinci tattırabilmesidir.

Bu açıdan baktığımızda Ramazan Bayramı elbette “Şeker bayramı falan değildir, ama şeker gibi bir bayramdır!”

Bir de bayram denince, hemen çocuklar ve çocukluğumuz gelir aklımıza. Bayram çocuklaştırır içimizi. Bayramlık elbiselerini başucuna koyup uyuyan çocuklar var mı hala bilemiyorum ama çocukların dün olduğu gibi, bugün de bayramları başka bir coşkuyla yaşadıklarını biliyorum.

Yine de bayramlarla çocukları ve çocukluğu özdeşleştirmeyi hem bayramın anlamına hem de yetişkinlerin ihtiyaçlarına karşı haksızlık olarak görüyorum.

TATİL FIRSATI DEĞİL

Ramazan boyunca kendini tutanların, sakınanların şimdi bayram etmesi en tabii haklarıdır. Ama ibadetini yerine getirsin, getirmesin, biz koca bebeklerin de azıcık gönül almaya, hatır sorulmasına ve barışa, barışmaya ne çok ihtiyacımız var!..

Peki yapıyor muyuz bunu? Doğrusu pek yapmıyoruz! Biz ne dersek diyelim, dünya değişiyor, gelenekler bile yeni kılık kıyafetlere bürünüyor. Ortaya konuşarak kaçak oynamanın alemi yok! Çünkü giderek yaygınlaşan “Bayram geldi, fırsat bu fırsat, şehirden gidelim” tavrına gıcık olmaya başladım.

Ben bayramlarda tatile kaçmayı hiç düşünmedim fakat yerimde kalıyorum da ne oluyor? Fark ettim ki her zaman görüştüğüm eş ve dostlar ortalıkta yoklar...

'Nerede o eski bayramlar' sözü ortak dillerde bir gülümsemeye dönüştü. Evet, gerçekten yok artık o eski bayramlar. İnsan çocukluğunda yaşadığı bayram hazzını düşününce bugününden zevk almaz oldu. Hep bir hasret ve iç çekmelerde anar oldu yaşadığı günleri. Neden böyle oldu ki?

Yaşanan ekonomik şartlardan mı yoksa çocukluğa duyulan özlem mi veya bir türlü alamadığı ruhsal doyum mu, doyumsuzluk mu? Belki de insanlığın süratle bir egoizme doğru gitmesidir.

Eskiden geniş ailelerde yaşarken artık daha bireysel bir yaşam sürmemizden de olabilir. Bunlar gibi binlerce soru çıkarılabilir aslında. Belki de hepsi. Herkes aynı şeyi söyleyip duruyor. 'Nerde o eski bayramlar' diye ama kendisine dönüp bir baksa, kendi ne yapıyor o eski günleri yaşatmak için o ayrı bir konu. Tabii ki yaşadığımız zaman, iş hayatı, stresler derken insan birazcık nefes alabilmek için bayram tatilinde fırsat bilip tatil yapmak, dinlenmek, gezmek istiyor. Beki de çekirdek ailesiyle, belki de arkadaşlarıyla, büyüklerini de telefonla aramakla yetiniyor keza yakınlarını da.

DEĞİŞİMİ KENDİMİZDE ARAYALIM

Tanıdığım herkesin mutlaka eski bayramlarla ilgili anıları vardır. Çocukluğundaki el öpme merasimlerinden, verilen kolalı mendillerden, harçlıklardan dem vurur, yediği o lokumlardan, bayram tatlılarından, annesinin ev baklavalarından bahseder veya bayram öncesi kendisine alınan bayram kıyafetlerinin, ayakkabılarının günlerce başucunda durduğundan bahseder. Artık bayramlarda değil her gün alınıyor ve dolaplara sığmıyor kıyafetler, yeni kıyafetlerin önemi mi kaldı?

Ve eskiden nesnel varlıklarımız bugünkü gibi çok değildi. Ama yine de insanlar mutlu olmayı biliyorlardı. Keza ben de öyle… Ortak noktalarımız çocukluğumuzda geçirdiğimiz bayramlar. Şimdi hangileri var? Herkes bir yerlerde birbirlerine bayram kutlamaları için sms’ler atıyor ve olay bitiyor. Eskiden bayramlar yoğun bir heyecan dalgası ve büyük bir beklentiydi biliyorum. Günler öncesinden evler temizlenir. Tatlılar yapılır ve bayram ilk günü sabahtan itibaren çocukların, yakınların ya da komşuların ziyareti beklenirdi.

Eski bayramlarda çocuklara demir para harçlık verilirdi. Eski bayramlarda gazeteler de çıkmazdı. Bütün yazarların ortak yazdığı bayram gazetesi çıkardı.

Değişimi bayramlarda değil, kendimizde aramalıyız. Manevi değerlerimizi daima hatırlayıp çocuklarımıza öğretmeliyiz.

Yok artık o eski bayramlar!..

Ama büyükler, anneler, babalar, dedeler, nineler, yaşlı akrabalar hala o eski bayramları yaşıyor ve bekliyorlar, bunu da göz ardı etmemek lazım. Bir gün onların yerine bizim geçeceğimizi de unutmadan.

Hepinize iyi bayramlar iyi hafta sonları diliyorum sevgili Denge okurları.



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...