Tuncer ALTINTAŞ

Aslında 'aşk'ta yok!..

28 Ekim 2016, Cuma

     

Çok yalnızım, aşık olamıyorum, kimse beni anlamıyor, bir türlü ilişki kuramıyorum, hani ruh ikizim nerede?, ben hiç mutlu olamayacak mıyım? diye çırpınıp duran ey aşktan, sevgiden yana dertli modern insan!...

Modern filozof Alain de Botton’un Hürriyet Gazetesi’nde Ali Tufan Koç’a verdiği nefis bir röportaj vardı.

Botton orada tüm bu dertleri duymuş gibi bir bir yanıtlamış. Ama öyle el bebek gül bebek bakılmamış, sert girmiş.

Örneğin demiş ki; “Ancak kendinden vazgeçebilince başlar aşk...” Modern hayatta başkasının mutluluğunu, kendi mutluluğundan önce düşünebilir misin? Geçmiş yüz yıllarda bu çok mümkündü. İnsan hayatının kapladığı alan sınırlı, dünyası küçüktü. Hayattaki seçeneklerin sonsuz olduğu bir düzende kendinden vazgeçebilmek kolay değil. Yani şu anda yaşadıklarımız aslında tam olarak aşk değil. İddia bu.

Botton diyor ki; “Önce yalnızlığınızı kabullenin. Sonra aşkı yaşamak kolay”

Aslında bunu sadece aşk ile sınırlamamak gerekiyor. İnsan diğerlerinden bağımsız bir birey olduğunu, tek başına olduğunu, tek başına doğduğunu ve tek başına öleceğini kabullendiğinde hayat başlıyor.

“Birey olamamak, yalnızlığı kabullenememek” deyince, kültürel kodlarımızla bakmamız gerekiyor.

ANA BABAYA BAĞIMLILIK

Bizim gibi anne ve babanın, çocuklarının saçlarındaki teller ağarıncaya kadar bakma vaadinde olduğu, bunu iyi anne ve babalık olarak gördüğü kültürlerde, insanın birey olma yaşı hayli geç. İyi anne ve babalık, çocuğu tek başına var olabileceğine inandırarak, anne ve babasız kalacağı güne hazırlamak esasında. Sürekli ebeveynlerinin desteğini sırtında hisseden çocukların tek başına kaldıkları an yaşadıkları düşüş sert oluyor. Tek başına kalmayı hayli zorlu tecrübelerle ileri yaşlarda öğrenen “Yetişkin çocuk”ların gerçek hayat macerası doğal olarak geç yaşlarda başlıyor.

Tek başına ayakta duramayacağını hisseden insanın tek derdi aşkla meşkle değil tabii…

Dert daha büyük aslında, hayat kadar, yaşam kadar büyük. Hayattaki tüm kavramlara karşı çarpık bir algı mekanizması geliştiriyor anne babaya bağımlı çocuk…

Örneğin mutluluğun anlamı değişiyor, bir başkasına bağımlılığa dönüşüyor.

Yetişkinlik denemelerinde, anne ve babanın yerine koyabileceği bir eş, bir iş veya bir arkadaş bir başka kavram arıyor kendine.

“Eş”koliklerin, işkoliklerin bir kısmının motivasyonu, bu duygusal boşluğu doldurma ihtiyacından ileri geliyor.

Konu ilişki, evlilikler olduğunda, insanın içinde yaşadığı kültür, onun “birey olma” konusundaki yaklaşımını şekillendiren en büyük faktörlerden birine dönüşüyor.

Türkiye’de yalnız yaşayan bir kadının hayatı kolay değildir. Daha doğrusu; kazık kadar olana dek anne-baba evinde yaşayan, ardından da evlenerek ‘Başında bir erkeği olan’ kadının hayatı toplumsal normlara göre daha uygun görülür. Erkek egemen kültürde erkek çocuk için vaziyet daha farklı elbette.

HAYATLA MÜCADELE

Kadın çocukluğundan itibaren anne-baba evinde yaşar, gelişim yaşlarını (doğal olarak) burada geçirir.

Genç bir yetişkine dönüştüğünde okulu bitmiştir. Çalışmaya başlar fakat hala anne-baba kanatları altında yaşamaya devam etmektedir. Arkadaşlarıyla yaşasa, uzaklarda okusa bile o “Anne-baba kanadı” veya desteğini hep arkasında hisseder. Düştüğü zaman sığınacağı bir yer vardır, o yüzden “hayatla mücadele” kavramıyla tanışma fırsatı elde edemez.

Erkek çocuk da olsa, kız çocuk da olsa ortak pek çok özellik taşırlar bu yetişkin çocuklar…

29 yaşında anne-baba evinde hala “Anneee! Yemekte ne var?” diye odadan bağıran “paşa” oğlunun veya prenses kadının “evlenme yaşı” gelir. Ve evlenirler… Hiç yalnız kalma, kendini bulma fırsatı yakalamadan bir başkasıyla hayat paylaşmak üzere yeni bir eve taşınırlar…

Bizimki gibi birey olmayı desteklemeyen ” tek başına uçma evladım, zaten uçamazsın, uçsan da düşersin, başına bereni tak, içine de yün fanila giy”ci kültürlerde, “en rahat” birey olma deneyimi yalnız yaşamak değildir, evlenmektir. Dolayısıyla bizimki gibi kültürlerde, bilhassa kadın için özgürleşmek demek (tuhaf ama) evlenmektir.

KAÇINILMAZ SON: BOŞANMAK

Buradaki büyük problem şu; kişi henüz tek başına ayakta durma fırsatı yakalamamıştır ki hayat kurabilsin…

Birey olma fırsatı elde edememiş insanların yanlış sebeplerle, yanlış kişilerle evlilik yapması ise kaçınılmaz. Sonuçta kaçınılmaz: Boşanmak.

Boşanma oranlarını “zamanın ruhu” na bağlamak, seçenek çokluğu, “uyaran” çokluğu, tahammülsüzleşecek gibi faktörlere bağlamak da mümkün fakat birey olamamış, hiç yalnızlığı tatmamış insanların ilişkilerde bocalamasını, tüm bunlardan önce değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Bu konu uzar gider, üzerine daha çok satır döşenilir ama tüm aşk/ilişki olaylarında damar şu galiba; Hafiflemek…

Çünkü kafamızda bin tilki dönüyor. Ayrıca çevremizde yüz bin tane uyarıcı var. En basiti eldeki telefon. Hafiflemeyi başarınca gerisi geliyor. Yani en azından ben öyle düşünüyorum.

 

Hepinize iyi hafta sonları sevgili Denge okurları… 



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...