Tuncer ALTINTAŞ

Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin

10 Temmuz 2015, Cuma

     

Geçtiğimiz 6 Temmuz Pazartesi günü ünlü mizah yazarı Aziz Nesin’in ölümünün 20'nci yılıydı. Çeşitli anma törenleriyle anıldı. Asıl adı Mehmet Nusret olan yazarın kitaplarının tirajı 8 milyonu aşmıştı.

"Türk milletinin yüzde 60'ı aptaldır" diyen Aziz Nesin, aşırı tepkiler üzerine, "Niye kızılıyor ki oranı oldukça düşük tutmuştum oysaki" demişti.

Aziz Nesin’le ilk tanışmam bir kitapla oldu: Hayvan deyip de geçme…

Acayip, kimi hüzünlü, kimi gülünç hayvan hikayeleri anlatıyordu ve sevmiştim kitabı. Orada durulur mu? Tiryakisi oldum ve bütün ortaokul yıllarım da Aziz Nesin kitapları okumakla geçti. Günlerimi Fil Hamdi, Damda Deli Var, Kazan Töreni, Gözüne Gözlük Sosyalizm Geliyor Savulun, Şimdiki Çocuklar Harika, Vatan Sağ olsun, Gol Kralı, Zübük… Müthiş bir hazine bulmuştum ve hem okuyup eğleniyor hem de o türden öyküler yazmaya çalışıyordum.

Aziz Nesin'den Varlık Yayınları'nın o küçük boy kitaplarına geçecektim. İlk okuduğum şairler, her nasılsa Enver Gökçe ve Hasan Hüseyin olacaktı. Sonra yolumun üstüne John Steinbeck, Maksim Gorki, Hemingway ve Neruda gibi yeni dostlar çıkacaktı. Kitaplarında bir kader olduğunu nereden bilecektim?

Bir ortaokul çocuğunun dikkatleri ve dünya algısıyla Aziz Nesin’i okuyor ve bu kitaplardan zevk alıyordum. Fakat bir şey beni rahatsız ediyordu. Aziz Nesin’in çoğu kasabalı siyasetçileri, genellikle dindar insanlardı fakat her türlü ahlaksızlığı işliyorlardı. Kurnazlık, düzenbazlık, çıkarcılık, ikiyüzlülük sonradan görmelik onlardaydı. O zamanlar politikacılar ve onların hayatları bizlere çok uzaklardaydı. Haklarında pek bir şey bilmezdik. Bu yüzden bir politikacının hem dindar hem de yalancı, sahtekar ve üçkağıtçı olabileceğini aklıma sığdıramıyordum. Aziz Nesin’in onlara haksızlık ettiğini düşünürdüm, kızardım ona fakat onu okumaktan da geri durmazdım. Çünkü fena halde eğlenceliydi anlattıkları. Bir "Zübük" vardı ki sormayın! İnsan, onun haline gülsün mü ağlasın mı bilemezdi. 'Bu kadar da olmaz' derdiniz. Göz boyacılığının alasını yapıyordu.

Ne kadar çetin vaziyetlerle karşı karşıya kalsa da her defasında dört ayak üstüne düşmeyi başarırdı. En kötü, en aşağılık, en süfli hallerden bile kazançlı çıkmayı bilirdi.

Konuşmaya başladı mı akan sular dururdu. Bir nutuk attı mı, muhaliflerini anasından doğduğuna pişman ederdi. Bir "Muhterem ve aziz vatandaşlarım’’ deyişi vardı… ‘’Bu Zübük ne Zübükoğlu Zübük'tür bir bilsen bey…’’derlerdi onun için. "Bunun oyununa Zaloğlu Rüstem dayanamaz. Çünkü alttan güreşir ve kancıklığın her bir kanunu bunda toplanmıştır." O günlerden sonra Aziz Nesin’e bir daha dönmedim. Aradan uzun yıllar geçti. Yakınlarda yeniden aklıma düştü Aziz Nesin, okumak istedim. Kitaplarının hepsi dağılıp gitmişti. Kitapçıya gidip bir kaçını aldım ve o eski tatları bulmak hülyasıyla okumaya koyuldum. Evet, bazı öykülere yine gülüyorum. Aziz Nesin’in gözlem yeteneğine, insan tiplemelerine, duru diline bir kez daha hayran kaldım. Fakat daha önemli bir şeyin farkına vardım. Henüz acemi okurken, yazarın dindar politikacı tiplerini çizerken fazla aşırıya gittiğini, bu insanları aşağıladığını düşünüp ona kızmakla haksızlık etmişim. Aziz Nesin, haklıymış ve kişisel çıkarları için halkın dini duygularını sömüren insan var olabilirmiş, hem de çok fazla...!

Şüphesiz Aziz Nesin’in anlattığı dindar görünümlü, üç kağıtçı kasaba siyasetçileri birer prototipti. Her zaman, her çağda, her partide rastlanabilecek insanlar… O politikacı tipi, şimdi kasabadan çıkmış ülkeyi yönetiyor. Üstelik her hali ve tavrıyla her konuşmasıyla Aziz Nesin öykülerinde tasvir edilen tipleri çoktan geride bırakarak… Sanki Aziz Nesin, yazmış bunlar oynuyor, muazzam yalan söylüyorlar hatta yalanı bir devlet politikası haline getirmişler. Dünyalıklara fazla düşkünler. Pervasızca ülkenin bütün servetini eşe dosta peşkeş çekiyorlar. Hak hukuk adalet tanımıyorlar. Bin türlü pislikleri ortaya çıktığı halde sihirbaz gibi sıyrılıp çıkmayı biliyorlar, yüzleri bile kızarmadan ortalıkta dolaşıyorlar. Elbette vatan, bayrak, ecdat, din, iman, ahlak diye gürlemeyi ihmal etmiyorlar. Halkın değer verdiği ne varsa onları istismar ediyor, benzeri görülmemiş bir beceriyle siyasi rantta çeviriyorlar, 'cami' diyorlar, 'ezan' diyorlar, 'ecdadı fatih han' diyorlar. Ahali dayanamayıp ayağa kalkıyor coşkuyla alkışlıyorlar tıpkı Zübük'te siyasi rakibi Avukat Burhan'ı "yenmek" için kasabaya ikinci bir cami yaptırmaya karar verip törende ateşli nutuklar atan Zübükzade İbraam gibi… "Hep din kardeşiyiz, aramızda ayrılık gayrılık yok. El ele verelim, birlik olalım.’’

Aziz Nesin’e özür borçluyum. Orhan Kemal’e ve başkalarına da. Yazdıklarının eksiği var, fazlası yok. Halkın dini duyguları üzerinden saltanat kuranlar artık kasabalarda değil, saraylarda yaşıyor. Dilimizde bir deyiş vardı; "Absürt, komik, gerçek olması mümkün görünmeyen, akla gelmeyecek olay ve durumlar için Aziz Nesinlik" derdik. Bu söz, bugünlerde olup biteni karşılamıyor, bugünlerin icraatı Aziz Nesin'i çoktan aştı. Bunlar artık Mahzar Osmanlık…

Hepinize mutlu hafta sonları sevgili Denge okurları. 



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...