Tuncer ALTINTAŞ

Bayramın ardından

10 Ekim 2014, Cuma

     

Tam yılını anımsamıyorum. 3-5 yıl önceydi. Televizyonlarda bir reklam kuşağı dönmeye başladı. Kent Şekerleri firmasının bayramda yayınladığı, fonda Aydın Zeybeği ve harmandalı oyun havası bulunan promosyon reklamı tüm Türkiye’yi şoke etti ve Türk halkını ağlattı. Aslında bu reklam filmi tüm Türkiye’yi suçüstü yakaladı. Bayramı evden kaçarak bir yerlerde tatil yapmak sananların yüzüne kırbaç gibi şakladı. Çoğu kimse bu reklam filmi televizyonlarda yayınlanırken, zaping yapma ihtiyacı hissetti ve reklamı baştan sona izleyemedi. Neydi bu reklam? Niçin Türk halkını bu kadar sarmıştı? Bayram sabahı en güzel giysilerini özenle giyip çocuklarının ve torunlarının yolunu gözlemeye başlayan bir yaşlı çiftin nafile bekleyişini hikaye ediyordu. Bu reklam filmi.

Yaşlı çift filmin finalinde akşam olup ta davulcular dışında kapıyı çalan olmayınca hazırladıkları şeker yığınları önünde gözyaşı döküyorlar. Dışarıda yağan yağmur ise onlara eşlik ediyor. Yaşlı çiftin ağır ve hüzünlü durumu suratımıza kamçı gibi şaklıyor.

Çoğu kimse fonda Aydın Zeybeği ve harmandalı oyun havası çalarken, yaşlı adamın ağlamaklı yüzünü ve onu teselli etmeye çalışan eşinin gayretlerini görünce dayanamadı ve kanal değiştirmek zorunda kaldı. Aslında ben o anne ve babayı bir çok değerin yozlaşmaya başladığı toplumumuzda bir simge olarak görüyorum. Yüreği korku ile titreyen yalnızca kuşlar uçup gittikten sonra yuvalarında yapayalnız kalan ya da kapısında ambulansların nöbet tuttuğu huzurevlerinde ölümü bekleyen yaşlılar değil.

 

Küçük kızının artık erkeklere alıcı gözle bakmaya başladığını, kendisine eskisi kadar şımarmadığını fark eden babalar, oğlunu ayrı tatil yapma, ayrı olma isteklerini ilk duyduğundan bu yana yüreğine kor düşen anneler; çocuklarının çoktandır eve gelir gelmez odasına çekildiğini fark eden bütün ebeveynler yağmurlu bir bayram günü pencerenin önünde gözyaşı döken o yaşlı çiftin dramını seyrederken aslında kendi geleceklerinden korku içinde acı, acı yutkunuyor. İlk gülücülüğünü gördüğümüz andan, kocaman bir insan oluşuna kadar koca bir hayat serüvenini birlikte yaşadığımız, sevinçlerini, üzüntülerini, coşkularını bütün benliğimizde paylaştığımız bir varlığın, bir gün kaçınılmaz bir biçimde bizden ayrı bir hayat yaşayacağını günlük hayat dediğimiz o güzel günleri artık onunla paylaşmayacağımızı dolayısıyla birbirimizle yabancılaşabileceğimizi kabul edebilir miyiz?

Bayramlar, en çok çocukları ve yaşlıları sevindiriyor. Çocuk dünyasında bayram harçlık ve şekerle eşdeğerde tutulurken, yaşlılar için bayramın çok daha büyük bir anlamı var. Onlar için bayram bütün sevdiklerinin bir araya toplandığı uzun zamandır göremediği torunlarını sevme imkanı bulduğu ve artık mazide kalan geleneksel Türk aile yapısının kısa sürede hatırlanması olsa da onları yeniden yalnızlıklarıyla baş başa bırakıyor. İşte o yaşlılar ya huzurevlerinde ya da çocukların bile uğramadığı yalnızlık hapishanelerinde ziyaretçi bekliyor. Tam yirmi senedir. Ayşe Teyze de onlardan sadece birisi.

İki oğlu, bir de kızı vardır. Hadi canım sende. Böylesine evlat mı denir? İki oğlan ve birde kız doğurmuş Ayşe Teyze ama onun çocuğu yok. O hala var zannediyor. Yirmi sene önce yağmurlu soğuk kış akşamı huzurevinin kapısına terk edip gitmişler analarını… İstanbul’da bir yerlerde yaşadıklarını biliyor. “Madem İstanbul’da yaşıyorlar neden beni buradan çıkarmıyorlar” diye sorabiliyor yirmi sene sonra hala kendi kendine. Ana yüreği işte, inanmak istemiyor. Her bayram yeniden umutlanıyor Ayşe Teyze. 39 bayramdır gelmediler elini öpmeye, bu bayram belki…

Yine gelmiyorlar. Halbuki üstünden çıkarmadığı pamuklu geceliğini atmış başucundaki çelik dolapta “Bayram için” sakladığı basma entariyi giymişti bu sabah. Yatak komşusu rahmetli Emina hanımın ördüğü kırmızı beyazlı hırkayı da geçirmişti sırtına. Hani torunları da getirirlerse… Vardır. Vardır. Torunları olmuştur. Kocaman olmuşlardır bile artık. Bayramın birinci günü gelen giden olmaz. "Kızım üşeniyormuş, oğlumun da eşi istemiyor. Torunlarda tanımazlar ki ninelerini…” diye dert yanar dostlarına, çocuklarına bahane bulur, ümidini ikinci güne saklar. İkinci gün de gelen olmaz. Daha sonraları da…

Göbeğine sis çöken huzurevi bahçesinde, çıplak çınarların altında soğuk banka oturur, oturur. İçinin ürpermesi rutubetten midir, yüreğindeki hüzünden mi artık bilemez. O akşam yemeği boğazında düğümlenir. Her bayramın sonunda olduğu gibi. İzmir Köftesi soğur, ekmek içini sosa banıp dişsiz damağında ezerken, ağlamamaya çalışır. İstemez öbürleri görsün ağırına gittiğini. Dizi seyretmeyi canı çekmez bu akşam. Odasına çıkar, yatağına oturur, sarımtırak başucu dolabının bir türlü yerine oturmayan çekmecesinden bir çizgili dosya kağıdıyla kalem çıkarır, bir mektup yazar çocuklarına dizlerinin üzerinde.

Bayramlarını kutlar, tek tek. Önce büyük oğlanla gelinin varsa çocuklarının. Sonra kızıyla damadın, küçük oğlanla hayırsız karısının. Onlara huzurevinde ki tekdüze hayatından haberler verir. Ama dizinde ki ağrıları affedersiniz küçük ihtiyacını giderirken yanma yaptığını saklar. Bayram günü keyiflerini kaçırmanın ne alemi var?

Cümlenin orta yerinde sitem ettiğini fark eder. Hazır kimse yokken ağlar. Biraz kendi kendine.

“Evlatlarım sizleri çok özledim. Bari iyi olduğunuzu bilsem, bir haber gönderseniz. Neyse siz iyi olun da, Allahım’a şükürler olsun. Benim için üzülmeyin… Gözlerinizden öperim” diye bitirir. Anneniz Ayşe diye yazar en altına. Çocuklarına yazdığı kırkıncı bayram mektubunu sararmış diğerlerinin üstüne koyar.Adreslerini bilmez ki göndersin. Artık soyunmaya mecali kalmamıştır. Yatağına uzanır yüzünü duvara doğru döner, ellerini dizlerinin arasına sıkıştırır Allah’ına sitem eder biraz. Bir Rabbiyesir okur mırıldanarak. İki damla gözyaşı akar yastık yüzüne. Yumar gözlerini Ayşe Teyze… Bir daha ki bayrama şurada ne kaldı ki?

Neden dudağınızda küçük bir tebessümle hem kendi yaşlılarınızın, hem de yakınlarının unuttuğu yaşlıların bayramlarını kutlayıp, yalnızlıklarına kısa bir süre içinde olsa ortak olmuyorsunuz veya olmuyoruz?

Hepinize iyi hafta sonları sevgili Denge okurları. 



Yazarın Tüm Yazıları
M. FATİH ATAY
BİZ ONLARI İLK DİDİM’DE GÖRMÜŞTÜK
AZALMAK ÜZERİNE…
BU DA GEÇER!
BU NASIL TAM KAPANMA!
KENDİ ELLERİNDEKİ KANI GÖRMÜYORLAR...
KAMİL AMCA…
ONBİR AYIN SULTANI
ÖLMÜŞ EVLER!
YAŞAMA VE YAŞLANMAYA DAİR
AYDIN OVASI YOK MU OLUYOR?
GAZETECİLERE SALDIRILAR
KAYIP NESİLLER…
BENZİNCİ KÖR HAFIZ
BİR SOĞUK YEL ESER ÜŞÜR ÖLÜM, ÖLÜM BİLE…
ANNEM
İLK GÖREV YERLERİ AYDIN OLAN İKİ VALİ…
RENGARENK BİR FUTBOLCU…
DİJİTAL DİKTATÖRLÜĞE DOĞRU MU?
QUO VADİS AMERİKA?
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE…
GELEN GİDENİ ARATIR MI ?
YENİ YIL, YENİ UMUTLAR...
“ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK”
"YA EŞİN, YA İŞİN ?"
KİRLİ DİL VE KELİMELER
KARANLIĞIN AYAK SESLERİ…
“ADALET YERİNİ BULSUN İSTERSE KIYAMET KOPSUN”
AYDA BEBEK
BİR İSTANBULLU'NUN GÖZÜNDEN İZMİR…
AŞIRI VERGİ, VERGİYİ ÖLDÜRÜR!
BABAN GİDERSE…
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…3
TÜM OKULLAR AÇILMALI
GIDA HIRSIZLARI!
İSYANLA GELDİ, ÖYLE DE GİTTİ!
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ… 2
KIVILCIM ANI…
BELEDİYE SAĞLIK HİZMETLERİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...
HİJYEN MASKE MESAFE YOKSA HEPSİ HİKÂYE Mİ?
ZEHİR KOKTEYLİ
YANAN SADECE ORMANLARIMIZ DEĞİL Kİ!
LOZAN ve AYASOFYA
PANDEMİ EKONOMİSİ
DİSLİKE
YENİ NORMAL
BIRAKMAM SENİ…
MERVE NİÇİN AĞLADI?
HANGİ BİRÜSÜ?
65+
HÜZÜNLÜ BİR BAYRAM SONRASI
NE ÇOK ACI VAR BE!...
I Know What it is to be young
ÇOCUKLARIN AHI TUTTU!
HAYAT ARTIK EVE SIĞMIYOR!
ONBİR AYIN SULTANI
ÇOCUK GÖZLERİMLE GÖRDÜM…
KARTALLAR VE TAVUKLAR
KORONA GÜNLERİ
BİRLİK BERABERLİK ZAMANI
BU DA GEÇER YA HU!
KAÇ ÇOCUK KAÇ!
AĞZI OLAN KONUŞUYOR!
MAHUR BESTE
VEKÂLET SAVAŞLARI
BİR ANNE ÖYKÜSÜ…
SÖKE ÜVEY EVLAT MI?
ZELZELE!
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…
DEVRİM Mİ?
10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ! MÜ?
2020
CİNAYETİ GÖRDÜM!
ANNABEL LEE
PSİKOPAT CANİ!
GAZETECİLİĞE DAİR KAFAMDA DELİ SORULAR
KADINLARIMIZ
İSMET HANIM
YAŞAMA SEVİNCİNİ KAYBETMEK
O AKŞAM
HAYDARPAŞA VE SİRKECİ GARLARI
CUMHURİYET BAYRAMI
ÇOCUKLAR GÜLÜYORSA GÜZELDİR HAYAT!
BOŞVER BE YAŞI BAŞI…
TERCİH MOTİVASYONLARI
ONLAR AYA, BİZ YAYA!
EYLÜL
BİR GENÇ’İN İLETİSİ!
DİYANET Mİ, HİYANET Mİ?
SUÇ PATLAMASI!
YANIYORSUN TÜRKİYE’M!
ALNI AÇIK YAŞLANMAKTIR BAYRAM!
Pazardaki deli
Üniversite tercihi kariyer seçimidir
Kadın
VAKTİ KERAHATTİR…
İÇKİNİ AL DA GEL!
DÜŞÜNÜNCE…
AŞK OLSUN SANA ÇOCUK, AŞK OLSUN…
HERKES KENDİ ÖYKÜSÜNÜN KAHRAMANI!
Mendil satan çocuğun burnunu koluyla silmesi kadar acımasız bu hayat…
BAYRAMIN ARDINDAN
İSLAMI HALKA NİYE ANLATAMIYORUZ?
Aslında futbol sadece futbol değildir
KIYI BELEDİYELERİ VE SÖYLEMLERİ
11 AYIN SULTANI
İSSİZLİK ve GÖÇ SORUNU
NİSAN
NOTRE DAME’NIN KAMBURU
BİZİMKİSİ BİR AŞK HİKAYESİ!
YORULDUK!
PARİS’TE BİR AYDINLI…
BEŞİKTAŞLILARIN GECESİ
MOBİL HUZUR EVLERİ!
KADININ ADI YOK!
BİREY OLAMAYANLAR!
YAŞADIKÇA ÖĞRENİYOR, ÖĞRENDİKÇE ANLIYORUZ
ÖZLEDİM, TENİNİN KOKUSUNU ÖZLEDİM…
QUO VADİS CHP?
KÖPEKLER NİYE İNSANLARDAN ÖNCE ÖLÜYOR?
Balık tutmanın faydaları ve bir anı
Seçim havası
“BİN YIL SÜRECEK” DEMİŞLERDİ
YENİ YIL, YENİ BAŞLANGIÇ…
OKU ALİ OKU
GAZETE, DERGİ, KİTAPLAR VE BİZ
NE ARA BU KADAR ZALİMLEŞTİK!
TÜRK FUTBOLUNUN ÇÖKÜŞÜ...
ÇÜRÜMÜŞLÜK!
Ya, kelebek Dünya’yı görünce intihar ettiyse?!
DİB BAŞKANI ALİ ERBAŞ AKLIMIZLA ALAY ETMEYİN!
YALANLA ÖZDEŞLEŞEN TOPLUM!
BASIN KAN KAYBEDİYOR MU?
ARAP VE PARA
FENOMEN Mİ, MENEMEN Mİ?
SARI YAZ (Eylül’de gel)
ÇÖKMESİN OMUZLAR, ÇIKMASIN KAMBUR…
ŞEYH BEDRETTİN ve RUHİ SU
SOSYAL MEDYA DERKEN…
“BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI”
DARALIYORUM…
YAZILI BASININ SONU GELİYOR MU?
YAZIN YAŞANIR, KIŞIN TADINA VARILIR
GAZİ BEĞENİR MİYDİ?
Doktor mu, Hekim mi?
Kazanınca Alman, Kaybedince göçmen!
İRİ, DİRİ VE BİR OLMAK...
KEDİLER VE BİZ…
DENİZ GÖZLÜ LEYLA!
ANAHTAR PASPASIN ALTINDA DE!.. BIRAK GİT!..
BİZİM KÖYLERİMİZ
BAŞARI İÇİN
SEÇİMLER, YA SONRASI?
BEN, BEN, BEN…
DEİZM’E DAİR!
GAZETECİ OLAYLARI YOK SAYAMAZ!
MİLLİ DUYGUMUZ: LİNÇ
ALTININ GRAMI GENÇLERİN DRAMI
ASLINDA SEÇİM GÖSTERE GÖSTERE GELDİ!
ÇAYI İNCE BELLİ BARDAKLARDAN İÇMEK
KİMSELER GÖRMEDİ ÖPÜŞTÜĞÜMÜZÜ, YAĞMURDAN BAŞKA…
GENÇLİĞİN ACI GERÇEĞİ
BİZ NATO’YA HAYIR DERKEN…
ÇILDIRMAK DA ÇARE OLMADI
GRAND TÜRK…
SURİYE’DE KİMİNLE SAVAŞIYORUZ?
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
İNCİRLER OLANA KADAR KALSAYDIN BARİİİ!
KARİZMALAR ÇİZİLİRKEN!
HAY, DİLİNİ...
GAZETECİLİK VE TETİKÇİLİK!
“BEN KİMİM?” SORUSU
İNSAN HAYAL ETTİKÇE YAŞAR…
Zaman akıp giderken…
TÜRKLERİN ÇAM BAYRAMI
Davutlar’da bir gün…
Cinnet hali
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...