Tuncer ALTINTAŞ

Okumak üzerine...

18 Mart 2016, Cuma

     

Okuma, okulda öğrenildiği gibi okuma kabiliyeti de okulda gelişir. Şüphesiz ki bütün öğrencilerin okuma yetenekleri birbirinin aynı değildir. Derslerinin dışında da okumaya yer ayıran, bol bol okuyan çocukların okuma kabiliyeti daha çok gelişir. İlkokulun ikinci ve üçüncü sınıfındayken hiç kekelemeden gazete okuyan çocuklar olduğu gibi ilkokulu bitirdikleri halde, kekeleyerek, kem küm ederek okuyabilenlere de rastlanır. Rahat, hızlı okuyabilmek için küçük yaştan beri çok okumak gerekir. Bu sayede bir kelimeyi okurken harflerin hecelenmesine lüzum kalmaz. Kelimeler bütünlüğü ile görülür, zihin bu kelimeyi kullanmakla işitilmiş gibi aynı anda kavrarken göz ikinci kelimeyi görür. Böylece, iyi okuyan bir kimse bir konuşmayı dinlerken kelimeleri nasıl kolayca kavrıyorsa okurken de aynı kolaylıkla kavrar.

Okuması gelişen, gerektiği kadar hızlı okuyabilen bir kimse okumadan zevk alır. Böyle bir öğrenci derslerinde daha çok başarı gösterir. Okuması zayıf olan kimseler da okumaktan kaçınırlar.

Hızlı okuyabilmenin bir başka çaresi de kelime hazinesini zenginleştirmektir. Çocuk konuşmaya başlarken ancak birkaç kelimenin anlamını bilir. Yaşı ilerledikçe öğrendiği kelimeler çoğalır. İlkokula başlarken artık birkaç bin kelimenin anlamını bilmektedir. Bundan sonra öğrendiği bilgiler kelime hazinesini günden güne zenginleştirir. Bir ilkokul öğrencisi büyükleri için yazılmış bir kitabı okurken güçlük çeker. Çünkü içinde yabancısı olduğu birçok kelime vardır. Birçok kelimeleri okuyamaz, büyüklerine sorar. Kendi seviyesinde kitapları ise rahatlıkla okur. Çünkü geçen kelimelerin anlamını bilmektedir. Bu bakımdan ileri yaşlarda da kelime haznesi zengin olanlar daha hızlı ve daha kolay okurlar.

Az kelime bilen bir kimse iyi okuyamaz. Çünkü bir okuma parçasında rastladığı kelimelerin çoğu kendisine yabancıdır. Normal kelimeler 10 bin, 20 bin kadardır. İyi eğitim görmüş, yabancı diller bilen bir kimse 30 bin kadar kelimenin anlamını bilir. Görünüyor ki okumanın en büyük şartı, okuma, daima okumadır. Bol bol okuyarak kelime haznesini zenginleştiren bir kimse gün geçtikçe daha rahat, daha hızlı okur.

Yazı dili ile konuşma dili arasında kullanılan kelime sayısı bakımından fark vardır. Bu bakımdan bir sakatlığı olmayan herkes kolayca konuşabildiği halde, herkes kolaylıkla okuyamaz.

Normal olarak günlük konuşmalarımızda kullandığımız kelimeler 300-500’den başlar, bini geçmez. Yazı dilinde ise daima daha çok kelime kullanılır. Bunun için rahat okumanın en büyük şartı çok kelime bilmektir.

Konuşma doğrudan doğruya taklitle öğrenilir. Bir yaşındaki bebek, büyüklerinden duyduğu sözleri tekrarlayarak hecelemeye başlar. Halbuki okuma yeni kelimeler öğrenme, bilerek çalışmayı gerektirir.

İnsanlar konuşmayı geliştirdikten sonra anlatmak istedikleri şeyleri uzaktakilere, kendinden sonrakilere de bırakmayı da düşünmüş böylece konuşmayı şekillerle anlatma yoluna gitmiştir. Bundan da okuma ve yazma çıkmıştır.

Bu yazıyı yazma nedenim Türklerin okumaya karşı arzusuz ve isteksiz oluşu ilkokul mezunundan en yüksek fakültelisine kadar okumayı sevmiyoruz ve okumuyoruz. Okumayınca da kelime haznemiz zayıf kaldığı için yazamıyoruz ve dertlerimizi ifadede zorluk çekiyoruz.

Geçenlerde yüksek inşaat mühendisi bir dostum, “Yazılarını okumaya, takip etmeye çalışıyorum ama çok uzun yazıyorsun” diyordu.

Çevremdeki yüksek tahsilli, meslek sahibi arkadaşlarımı izliyorum, gazete dahi okumuyorlar. Kitap ise hak getire...

O zaman bizim söz söyleme hakkımız da kayboluyor. Ve halklar layık oldukları yöntemlerle yönetiliyorlar. Biz Türkiye’de bu kadar acı çekiyorsak bu bilincimizi geliştirmememizdendir. Bilinçli olmak, iyi yönetimlerle yönetilmek istiyorsak çok okumalı, bilinçlenmeli ve kendimizi devamlı geliştirmeliyiz.

Hepinize iyi hafta sonları sevgili Denge okurları.



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...