Tuncer ALTINTAŞ

KAÇ ÇOCUK KAÇ!

13 Mart 2020, Cuma

     

Eski defterleri açmayı sevmem… Ama komşumuz Yunanistan’ın mültecilere yaptıklarını görüyorsunuz: Mültecilerin üstüne biber gazı sıkmalar, gerçek mermilerle öldürmeler, tarım ilacı püskürtmeler, tüm elbiselerini ve paralarını alarak geri göndermeler… Bunları görünce ister istemez aklımız 1990’ların başına gitti.

1991’de Saddam’ın saldırısından kaçan Irak’lı Kürtler, Türkiye’ye sığınıyordu. Irak sınırımıza kamplar kurulmuştu. İşte o zamanlar Almanya Çalışma Bakanı olan Norbert Blüm, bir koloni müfettişi edasıyla gelip bu kampları ziyaret etmişti.

Almanya’da durumu anlatırken aynen şunları söylemişti: “Bana kimse bunun bu kadar vahim olmadığını anlatmasın. Ben, 1991 yılında Türkiye- Irak sınırındaki Işık veren köyünde her şeyi kendi gözlerimle gördüm. Dağın buz kesen tepelerinde 300 bin Kürt mülteci, dört ayrı kampta tutulmuşlardı. Ne su ne de yakıp ısınmak için bir parça odunları vardı. Çocukların inlemesini duydum.” Bakan kampın çevresindeki Türk askerlerini de “Cehennem bekçilerine” benzetiyordu. Şimdi nerde bu yabancılar? Türk- Yunan sınıra niye gelmiyorlar? O süslü Hollywood yıldızları? Çamur tarlasında tek başına düşe kalka yürümeye çalışan 9 yaşındaki Necla’yı televizyonlarda izlediniz mi? Ağlayan, dayak yiyen çocukları gördünüz mü? Bunlara yürek dayanır mı? M. Akif Ersoy boşuna dememiş: “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diye…

9 yaşındaki Necla’nın hikâyesini nasıl anlatıyor eğitimci yazar Salih Uyan: “Annesi uyandırdığında güzel bir rüyanın tam ortasındaydı Necla. Rüyasını hatırlamaya çalışarak gözlerini ovuştururken, annesi aceleyle üzerini giydirdi. “Anne, nereye gidiyoruz?” diye sordu uykulu bir sesle 9 yaşındaki kız. “Başka bir ülkeye” dedi annesi. “Başka bir ülke nasıl bir yer? “Güzel bir yer” “O ülkede çocuklar var mı?” “Var, çok hem de” içi rahatladı çocuğun. “Bir sürü yeni arkadaşım olur” diye düşündü gülümseyerek. Dışarı çıktıklarında havanın niçin karanlık olduğunu anlayamadı Necla. “Niye sabah gitmiyoruz?” diye sordu annesine eski bir otobüse binerlerken. “Bu ülkeye karanlıkta gidiliyor çünkü” dedi annesi. Otobüsten indiklerinde “Geldik mi?” diye sordu gözlerini kocaman açarak. “Yok” dedi annesi eliyle işaret ederek. “Şu denizi geçince geleceğiz ama.”

Çocuk gözlerini kısarak ileriye doğru baktı ve rengi gökyüzüne karışmış simsiyah denizi gördü. Bu arada babası valizden çıkardığı turuncu bir yelek giydirdi kızına. “Bunu sakın çıkarma kızım!” Necla, gecenin bir vakti, kollarını acıtan o turuncu yeleği niye giydiğini anlayamadı. Lastik bota binerlerken niçin herkesin birbirine bağırdığını… Annesiyle babasının yolda niye hiç gülmediklerini… Ve bottan indiklerinde sahildeki adamların ellerindeki sopalarla babasına niçin vurduklarını da hiç anlayamadı. Ağlamak istedi ama korkudan ağlayamadı.

“Anne, ben bu ülkeyi hiç sevmedim.” Dedi titreyen bir sesle. “Geri dönelim, lütfen!” Ama küçük kızın sesi, farklı dillerde feryat eden yüzlerce yetişkin cümleyi aşıp annesinin kulağına gidemedi. Kalabalıkta birlikte bir o tarafa, bir bu tarafa savrulduktan sonra ağaçlık bir alanda durdular. On metre ileride ellerinde sopalarla kendilerine bakan, kızgın suratlı adamlar vardı. Biraz oturduktan sonra uykusu geldi Necla’nın. Babasının dizine başını koyup uyumaya çalıştı. Ama gürültüden, soğuktan ve korkudan uyuyamadı. Bir ara yeleğini çıkarmak istedi ama sonra babasının tembihini hatırlayıp vazgeçti. Sonra yerinde biraz doğrulup annesine “Bana masal anlatır mısın?” diye sordu. Önce bir sessizlik oldu.

Sonra annesi “Bir varmış, bir yokmuş” diye başladı masala. “Çok uzak bir ülkede, güzeller güzeli bir çocuk varmış. Ama o ülkede bir de çirkin mi çirkin bir dev yaşarmış…”

Masal okurken ve Necla gözlerini sımsıkı kapatıp uyumaya çalışırken, güzeller güzeli çocuk ormanda kayboldu. Sonra uzakta büyük bir şato gördü. Şatonun kapısında onu yaşlı bir kadın karşıladı. “Aç mısın?” diye sorup içeriye davet etti ve çocuğa yemek verdi. Ve bebekliğinden beri yüzlerce kere dinlediği o masal, ilk defa çirkin devin çocuğu yemek için saldırdığı sahneye kadar geldi.

Masalın bu bölümünü ilk kez dinleyen minik kız, korkudan ve soğuktan iyice büzüşüp babasının dizinde uyuya kaldı. Masalların baş tarafı, sıcak yatağında hemen uykuya dalan çocuklar için yazılıyordu. Sonu ise buz gibi bir gecede, toprağın üzerinde can yeleğiyle uyumaya çalışan çocuklar içindi. Annesinin dudaklarından kurtulan masal en korkunç haliyle son satırlara hazırlanırken…

Ve güzeller güzeli Necla, rüyasında doymak bilmeyen korkunç devden kaçarken… İki yüzyıl önce aydınlandığını iddia eden zifiri karanlık ülkelerin sınırlarına yüzyıllar boyunca unutulmayacak kadar yoğun bir utanç, acı ve hüzün birikiyordu.”

Yazımıza tanınmış şair İnci Germenlilerin aşağıdaki şiiriyle devam edelim:

“Sanmayın sakın sahile vuranlar

Batan geminin malları

Ganimet değil onlar, insan yavrusu

Uygarlığın utanç tablosu

Üzülme günahsız çocuk

Unutmayacak insanlık, yaşadığın acıları...

Sana göre değil bu dünya

Görmektense korkulu rüya

Kaç masum çocuk kaç

Geçir tırnaklarını, dişlerinle kopar at

Seni saran ağları, kendine bir yol aç…

Canın daha çok yanmadan

Dal derinlere kulaç kulaç

Dalabildiğince dal, denizler ülkesinin

Issız kuytularında kal…

Yatağın olsun yumuşacık kumlar

Köpüklü dalgalar salıncağın

Sana renkli rüyalar iyi uykular

Yosunlar, okşasın tenini

Süremesin kimse sana elini

Balıklar öpsün pembe yanaklardan

Süslesin inciler saçının tellerini

Silemesin fırtınalar coşkun dalgalar

Yüreklere damga vuran izlerini

Rüzgârın ıslığı hoş, gelse de uzaklardan

Gözünü kulağını dört aç

Kaç çocuk kaç tuzaklardan

Kaç, acımasız dünyadan kaç…”

Hepinize iyi hafta sonları değerli Denge okurları.



Yazarın Tüm Yazıları
DİSLİKE
YENİ NORMAL
BIRAKMAM SENİ…
MERVE NİÇİN AĞLADI?
HANGİ BİRÜSÜ?
65+
HÜZÜNLÜ BİR BAYRAM SONRASI
NE ÇOK ACI VAR BE!...
I Know What it is to be young
ÇOCUKLARIN AHI TUTTU!
HAYAT ARTIK EVE SIĞMIYOR!
ONBİR AYIN SULTANI
ÇOCUK GÖZLERİMLE GÖRDÜM…
KARTALLAR VE TAVUKLAR
KORONA GÜNLERİ
BİRLİK BERABERLİK ZAMANI
BU DA GEÇER YA HU!
KAÇ ÇOCUK KAÇ!
AĞZI OLAN KONUŞUYOR!
MAHUR BESTE
VEKÂLET SAVAŞLARI
BİR ANNE ÖYKÜSÜ…
SÖKE ÜVEY EVLAT MI?
ZELZELE!
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…
DEVRİM Mİ?
10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ! MÜ?
2020
CİNAYETİ GÖRDÜM!
ANNABEL LEE
PSİKOPAT CANİ!
GAZETECİLİĞE DAİR KAFAMDA DELİ SORULAR
KADINLARIMIZ
İSMET HANIM
YAŞAMA SEVİNCİNİ KAYBETMEK
O AKŞAM
HAYDARPAŞA VE SİRKECİ GARLARI
CUMHURİYET BAYRAMI
ÇOCUKLAR GÜLÜYORSA GÜZELDİR HAYAT!
BOŞVER BE YAŞI BAŞI…
TERCİH MOTİVASYONLARI
ONLAR AYA, BİZ YAYA!
EYLÜL
BİR GENÇ’İN İLETİSİ!
DİYANET Mİ, HİYANET Mİ?
SUÇ PATLAMASI!
YANIYORSUN TÜRKİYE’M!
ALNI AÇIK YAŞLANMAKTIR BAYRAM!
Pazardaki deli
Üniversite tercihi kariyer seçimidir
Kadın
VAKTİ KERAHATTİR…
İÇKİNİ AL DA GEL!
DÜŞÜNÜNCE…
AŞK OLSUN SANA ÇOCUK, AŞK OLSUN…
HERKES KENDİ ÖYKÜSÜNÜN KAHRAMANI!
Mendil satan çocuğun burnunu koluyla silmesi kadar acımasız bu hayat…
BAYRAMIN ARDINDAN
İSLAMI HALKA NİYE ANLATAMIYORUZ?
Aslında futbol sadece futbol değildir
KIYI BELEDİYELERİ VE SÖYLEMLERİ
11 AYIN SULTANI
İSSİZLİK ve GÖÇ SORUNU
NİSAN
NOTRE DAME’NIN KAMBURU
BİZİMKİSİ BİR AŞK HİKAYESİ!
YORULDUK!
PARİS’TE BİR AYDINLI…
BEŞİKTAŞLILARIN GECESİ
MOBİL HUZUR EVLERİ!
KADININ ADI YOK!
BİREY OLAMAYANLAR!
YAŞADIKÇA ÖĞRENİYOR, ÖĞRENDİKÇE ANLIYORUZ
ÖZLEDİM, TENİNİN KOKUSUNU ÖZLEDİM…
QUO VADİS CHP?
KÖPEKLER NİYE İNSANLARDAN ÖNCE ÖLÜYOR?
Balık tutmanın faydaları ve bir anı
Seçim havası
“BİN YIL SÜRECEK” DEMİŞLERDİ
YENİ YIL, YENİ BAŞLANGIÇ…
OKU ALİ OKU
GAZETE, DERGİ, KİTAPLAR VE BİZ
NE ARA BU KADAR ZALİMLEŞTİK!
TÜRK FUTBOLUNUN ÇÖKÜŞÜ...
ÇÜRÜMÜŞLÜK!
Ya, kelebek Dünya’yı görünce intihar ettiyse?!
DİB BAŞKANI ALİ ERBAŞ AKLIMIZLA ALAY ETMEYİN!
YALANLA ÖZDEŞLEŞEN TOPLUM!
BASIN KAN KAYBEDİYOR MU?
ARAP VE PARA
FENOMEN Mİ, MENEMEN Mİ?
SARI YAZ (Eylül’de gel)
ÇÖKMESİN OMUZLAR, ÇIKMASIN KAMBUR…
ŞEYH BEDRETTİN ve RUHİ SU
SOSYAL MEDYA DERKEN…
“BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI”
DARALIYORUM…
YAZILI BASININ SONU GELİYOR MU?
YAZIN YAŞANIR, KIŞIN TADINA VARILIR
GAZİ BEĞENİR MİYDİ?
Doktor mu, Hekim mi?
Kazanınca Alman, Kaybedince göçmen!
İRİ, DİRİ VE BİR OLMAK...
KEDİLER VE BİZ…
DENİZ GÖZLÜ LEYLA!
ANAHTAR PASPASIN ALTINDA DE!.. BIRAK GİT!..
BİZİM KÖYLERİMİZ
BAŞARI İÇİN
SEÇİMLER, YA SONRASI?
BEN, BEN, BEN…
DEİZM’E DAİR!
GAZETECİ OLAYLARI YOK SAYAMAZ!
MİLLİ DUYGUMUZ: LİNÇ
ALTININ GRAMI GENÇLERİN DRAMI
ASLINDA SEÇİM GÖSTERE GÖSTERE GELDİ!
ÇAYI İNCE BELLİ BARDAKLARDAN İÇMEK
KİMSELER GÖRMEDİ ÖPÜŞTÜĞÜMÜZÜ, YAĞMURDAN BAŞKA…
GENÇLİĞİN ACI GERÇEĞİ
BİZ NATO’YA HAYIR DERKEN…
ÇILDIRMAK DA ÇARE OLMADI
GRAND TÜRK…
SURİYE’DE KİMİNLE SAVAŞIYORUZ?
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
İNCİRLER OLANA KADAR KALSAYDIN BARİİİ!
KARİZMALAR ÇİZİLİRKEN!
HAY, DİLİNİ...
GAZETECİLİK VE TETİKÇİLİK!
“BEN KİMİM?” SORUSU
İNSAN HAYAL ETTİKÇE YAŞAR…
Zaman akıp giderken…
TÜRKLERİN ÇAM BAYRAMI
Davutlar’da bir gün…
Cinnet hali
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...