Tuncer ALTINTAŞ

Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın

1 Kasım 2013, Cuma

     

Sevgili Denge okurları, kıssadan hisse olarak anlatılır halk arasında, oğlan yaşlı anasına takılmış:

- Ana seni evlendireyim mi?

Anası yanıtlar:

- Anan koca mı gördü oğlum. Aliyle Veli, üçte ondan evveli Recep’le Şaban, rahmetli baban...

Yaşlı teyze demek istiyor ki, “Evet çok kişiyle evlendim fakat elimde evlat olarak bir tek sen varsın.”

Bu diyaloğu haırladıkça, aklıma güzelim Aydın şehri geliyor. 150 yıl öncesine dayanan bir belediye geçmişi hatta bir zamanlar İzmir’e bile hükmetmiş eski bir kent... Osmanlının doğuşuna tanıklık etmiş Aydınoğulları... Aydın’a, Aydın Belediyesine onlarca başkan gelmiş ve gitmiş, maalesef Aydın’a hiç bir şey vermemişler, verememişler. Yaşlı kadının dediği gibi o nasıl koca görmediyse, Aydın ili de maalesef bir belediye başkanı görmemiş, görememiş...

Şimdi bu satırları okuyanlar arasında dudak bükenler olacaktır. Onlara bir tek sözüm var. 1950’li yıllarının Aydın’ını göz önüne getirin. Aydın’ı o yıllardaki Uşak, Denizli, Manisa, Kütahya, Eskişehir ve Isparta’nın ne durumda olduğuyla karşılaştırın.

Bir de bu günkü Aydın’la, yukarıda saydığım illerimizin karşılaştırın. Aydınımızın tamamen yerinde saydığını hatta bazı konularda geriye sayım yaptığını göreceksiniz. Büyük tarihçi Heredot’un “Gökyüzü altındaki en güzel yeryüzü” diye tanımladığı bu talihsiz kent maalesef kendi politikacılarının ihanetine uğramıştır.

Bu kentten bir Başbakan iki başbakan yardımcısı onlarca bakan çıkmıştır. Hatta hafızam beni yanıltmıyorsa sadece sayın Nahit Menteşe oniki değişik bakanlık yapmıştır. İsmet Sezgin üç ayrı bakanlık, diğerleri de değişik bakanlıklar da bulunmuşlardır. Aydın’a ne vermişlerdir? Benim bildiğim kadarıyla bir tek Cengiz Altınkaya’nın Bayındırlık Bakanlığında İzmir-Aydın Otoyolu yapılmıştır. Bu satırlarıma kırılacak olanlar olursa, lütfen bugünkü Aydın’ı bir Uşak, Kütahya , Denizli, Manisa, Eskişehir ve Isparta’yla kıyaslasınlar. Aradaki fark kıyas kabul etmeyecek sınırlardadır ve bu fark bizi üzmektedir. Peki bu durumun nedenleri nedir? 1950’lerin dürüst Başbakanı, Aydın’ın gururu Adnan Menderes, Aydın’a Gar binasından başka bir eser verememiştir.

Belki de ‘kendi iline torpil geçiyor’ demesinler diye düşünerek böyle davrandı bilemiyorum.

Bir başbakan iki başbakan yardımcısı ve onlarca bakan çıkaran bu ilin belediye başkanları, bu bakanların desteğini alarak ilin imkanlarını niye genişletmemişlerdir?

Geçenlerde bir grup ADÜ öğrencisiyle sohbet ediyorduk; dediler ki, “Tuncer hocam biz Aydın’a geleli 4,5-5 yıl oldu, Aydın’da hiçbir değişikliğe tanık olmadık. Niçin böyle oluyor?”

Onlara dedim ki, “Çocuklar eskiden belediye başkanlıkları bu günkü gibi rant kapısı değildi. Kimse milletvekilliğini bırakıp da belediye başkanı olmayı düşünmezdi. Oysa o zamanlar tam aksi bir durum mevcuttu. Belediye başkanlığı milletvekiliğine sıçrama tahtası olarak kullanılırdı. İşte Aydın’da belediyeye seçilen her başkan burayı Meclis’e sıçrama tahtası olarak gördüğü için Aydın’a hiçbir şey yapılmadı ve Aydın, Denizli – İzmir - Muğla üçgeni arasında sıkışa sıkışa küçüldü gitti.”

Muğla dedim de aklıma geldi, 40-45 yıl önce Muğla’ya gittiğimde şaşırmıştım. İki dağ arasına sıkışmış ufacık bir belde... Hatta ‘hükümet büyüklerimiz Muğla’yı doğuda zannettikleri için il yaptılar herhalde’ diye espri yapıştım.

Bugün Muğla sadece üniversitesi ile Aydın’a fark atmaktadır. Hani bir söz vardır ‘cebinde parası olan üç Denizlili bir araya geldimi fabrika kurmayı düşünür, cebinde parası olan üç Aydınlı bir araya geldimi Ada’ya gidelim içelim, sonrada İzmir’e pavyona gidelim diye düşünür’ derler. Maalesef Aydın’ın başına gelen başkanlar da herhalde böyle düşündüler ki, Aydın hep yerinde sayıyor.

1950 yıllarında belediye başkanı olan İsmet Sezgin’in amacı parlamentoydu, o gitti. Ondan sonra gelen bir albay vardı. Halit Taşçıoğlu. İhtilanin belediye başkanı. Daha sonraları iki dönem Orhan Esin, hani kokmaz, bulaşmaz dediklerinden... Cevat Aldemir’in amacı gayesi ve çalışmaları da Millet Meclisi içindi. Benim çok umutlandığım tek kişi Nevzat Biçer’di. Doğuma büyüme Aydınlıydı. İnşaat mühendisiydi. Bayındırlık müdürlüğü yapmıştı. Aydın için çok şeyler yapabilir diye düşünüyordum.

Onunla Gar Gazinosunda bir yemekte konuşurken, Vali Konağındaki bekçi kulübesini kendisinin nasıl çizdiğini ve inşa ettiğini anlatırken, bir rezidans inşa eder gibi gözlerinin parladığını görünce sükut-u hayale (hayal kırıklığı) uğramıştım.

Sonrası öncekilerden farklı olmadı ve Aydın böyle kaldı. Hani derler ya ‘gelen vurdu giden vurdu’ herkes Aydın’dan bir şeyler aldı, Aydın’a bir şey kalmadı.

Sevgili Denge okurları, size kısaca Aydın’ın niye diğer illerden geri kaldığını anlatmaya çalıştım. Önümüzde yerel seçimler var. Bu konulara tekrar döneceğim. Sevgi ve saygılarımla. 



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...