Tuncer ALTINTAŞ

Akıl Kilitlenirse…

9 Aralık 2016, Cuma

     

Hiç unutmuyorum soğuk bir kış günüydü. 12 Mart günü akşamı arkadaşlarla İstiklal Caddesi’ndeki Dünya Sinemasına gitmiştik. Sinema çıkışı her taraf bembeyazdı. Yağan kardan ortalık görünmüyordu. Gazete satıcıları bağırıyordu: “Ordu muhtıra verdi, Demirel gitti” diye. Sevincimizden arkadaşlarla Beyoğlu’nda uzuneşek oynadık, karlar da yattık, yuvarlandık. Ertesi günü CHP Genel Sekreteri Sayın Bülent Ecevit bir açıklama yapıyor ve diyor ki “Bu muhtıra iktidara değil bize verilmiştir. Bu nedenle görevimden istifa ediyorum” İşte benim Ecevit’e hayranlığım ve saygım o gün başladı. Bir Demirel Hükümeti düştü diye sevinirken o olayı başka türlü görüyor ve yorumluyordu. Zaman onu haklı çıkardı. Her zaman olduğu gibi…

Ecevit’in yapmayı çok istediği ve fakat gerçekleştirmeye zaman bulamadığı çok güzel bir projesi vardır. Köykentler…

Bu proje cumhuriyet tarihinde Köy Enstitüleri gibi kapsamlı bir kalkınma projesiydi.

Projenin amacı; kırsal, kentte ulaşmanın zor olduğu coğrafyalarda dağınık köyler için merkez köyler kurmaktır. Bu köyler arasında coğrafi olarak en uygun olanı pilot köy olarak seçip donatmak veya hiçbiri uygun değilse hepsine uygun yer ve mesafede bir köykent inşa etmekti.

Köykentlerde ortaokul, lise, öğrenci yurdu, sağlık merkezi, kütüphane, spor tesisi, tiyatro, sinema, üniversiteye hazırlık kursları olacaktı. Böylece köylerden köykente gelecek öğrenciler, bir kentte bulunan tüm olanaklara sahip olacak, kaliteli eğitim alacak ve üniversite yolları açılacaktı. Uzaklardan gelenler öğrenci yurtlarında kalabilecek, tarikatların-cemaatlerin eline düşmeyecekti.

Köykentler eğitim ve sağlıkla da sınırlı olmayacaktı. Köylerin ekonomik güçlerini de birleştirecekleri üretim ve ticaret merkezleri de kurulacaktı. Kooperatif yoluyla köylü ürününe sahip çıkabilecek, yeni yatırımlara girişebilecek, köylünün ürününü tarlada, ağaçta kapatan tefeci ve tüccarların elinden kurtulacaktı. Ürün tarladan sofraya aracısız gelebilecek, kalkınma köyden başlayacaktı.

Bu aynı zamanda hiçbir hazırlığa dayanmayan, köyden kentte gelip varoşlarda çoluk çocuk perişanlıktan başka bir sonuç vermeyen göç sorununu da belli bir plan ve programa bağlayabilecekti.

Bu projeye nedense hep Ecevit’in hayali olarak bakıldı. Sol-romantizm olarak görüldü, dudak büküldü, burun kıvrıldı.

Oysa hiç de hayali bir proje değildi. Uygulanabilseydi en az köy enstitüleri kadar yararlı sonuçlar doğuracak, köy çocuklarını okulla, bilimle, teknolojiyle tanıştıracak, kırsal kesimde kalkınmaya öncülük edecek bir projeydi.

Sanayi Devrimini ıskalamış bir ülke olarak Köykent Projesi Türkiye’yi yere çakan zincirlerden çok önce koparabilirdi. Bu proje sadece iki yerde gerçekleştirilebilirdi. Bolu’nun Taşkesti Köyünde ve Ordu’nun Mesudiye ilçesinin bir köyünde. Köykent projesi güzel bir projeydi. Türkiye için çözüm olabilirdi, hala da olabilir.

Bütün yukarıda ki satırları yazmamın nedeni Adana Aladağ’da can veren yavrularımızın toprağa verilme görüntüleri, can verişleri gibi yürek yakıcı görüntüleri oldu.

Daha önce aynı görüntüleri Konya’da yaşamıştık. Ensar vakfında yaşananlar da yüreğimizi kanatmıştı.

İnsanların bu kadar kolayca öldüğü bu ülkede Her şey sevgilerin öldürülmesinden sonra oldu.

İnsan sevgisi, hayvan sevgisi, canlı sevgisi olmayınca cana sevgi ve saygı da kalmadı.

Şimdi sadece kaybettiğimiz çocuklarımızın acılarına tahammül edebiliyoruz da birbirimize asla! Tahammül edemiyoruz.

Türkiye’de özellikle kadınlar ve kız çocukları hayatta kalmak için çabalıyorlar, ölmeden anlatamıyorlar dertlerini. Öldüklerinde de birkaç gün sonra unutuluyorlar.

Ki bunlar daha çocuk henüz sınavlara girmeden okulu bitirmeden, eve dönmeden, henüz aşık olmadan, henüz gelinlik giymeden birer avuç küle dönen küçük kızların, tutuşan saçlarından başka ışık yok mu bu ülkede…

Yangın etrafı sararken, o çocuklar kış ortasında bahar güneşi zannettiler belki. Önce gözlerine ulaştı gerçek sonra tenlerine. Ateşler tenlerine yaklaştıkça, can yakan çığlıklar duyuldu.

Kimileri pencerelere koştu, kimileri yangın merdivenine. Yangın merdiven kitliydi. Kim kitledi, niye kilitledi? Kilitlenecek o kadar gerçek varken neden yangın merdiveni kilitliydi?

Her öğretim yılında eğitim sisteminde değişiklik yapan küçük çocuklarımızı tarikat yurtlarına mecbur bırakan sorumluların sakın akılları kilitli olmasın?

Akıl kilitliyse şayet yangın merdivenin kilitli veya kilitsiz olması hiçbir şey ifade etmez. Türkiye’deki idarecilerin akılları kilit altına alınmış ne yazık ki!..

Hepinize iyi hafta sonları sevgili Denge okurları. 



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...