Tuncer ALTINTAŞ

Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!

4 Eylül 2015, Cuma

     

Bu ortamı seven, burada hızla boy atıp gelişen meyveler var. Cehalet ve barbarlık! Asıl dehşetli olansa, herkesin bundan razı görünmesi. Ama durun, daha da korkuncu var: İçinden geçtiğimiz bu fikri sefaletin, cahilliğin ve barbarlığın bir hastalık değil, bir yaşam biçimi olarak kabullenilmesi, iktidar elitinin ve etkilediği zümrenin bundan zevk alır hale gelmesi.

Yanlış anlamadınız; yaşadığımız ülkede cehalet ve barbarlık zevk alınan, övünülen ve yüceltilen birer “değer”dir artık. Ferit Edgü’nün dediği gibi, “Cahillerin de profesörleri, doktorları başkanları hatta ordinaryüsleri vardır.’’

Cehaletten uygar dünyanın dilini bekleyemeyiz. Kendine özgü bir lügatı vardır onun. Lügat dedikse, çok fazla kelimeye ihtiyaç duymaz, sadece birkaç etiket, gerisini kaba kuvvete bırakır. Cehaletin yaşam biçimine dönüştüğü Türkiye, artık çok az, çok kısa, çok keskin kelimelerle konuşuyor. Son derece kullanışlı sözler bunlar, üstelik öldürücü etkiye sahip. Bir ok gibi fırlatıyor ve rakibimizin can havliyle debelendiğini görüyorsunuz. Üç altın söz:

Hain, şerefsiz, alçak!

Evet, her düşünceden siyasi figür ama daha çok iktidar çevreleri, onların yönlendirdiği medya, varlığını iktidarın varlığına armağan etmiş akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, sadece bu üç kelimeyi ustaca kullanarak kendi meşruiyet alanını genişletiyor, karşılarına aldıklarını silip atıyorlar. Böylece ülkenin gerçek sahibi olduklarını; iyi, doğru ve güzel ne varsa kendilerinden, kötü ve şer olan her şeyin başkalarından geldiğine inandırmış oluyorlar. Öyle ya, biri hain, alçak, şerefsizse iyilik ve güzellikle ne işi olabilir. Onun bu topraklarda yaşamasına nasıl göz yumulabilir?

Birilerinin gözünde “hain, şerefsiz, alçak’’ olmak için büyük günahlar işlemenize gerek yok. Eleştirmeniz, “hayır’’ demeniz yeterli. Hayır, sizin gibi düşünmüyorum! Hayır, bunu doğru bulmuyorum! Size inanmıyorum! Ya da kendi bildiğince yaşamanız, aklınızın estiği gibi yazıp çizmeniz, öyle davranmanız… Alçak oluyorsunuz, hain ve şerefsiz! Bir parti yetkilisi, öbürüne oy verenlere öyle diyor. Cumhurbaşkanı öyle diyor, başbakan öyle diyor, bakanlar, danışmanlar, milletvekilleri, onların besleyip büyüttüğü paralı sövücüler, edebiyat, anayasa, hukuk profesörleri, iktidar yazarları, havuz medyası öyle diyor.

Siyaset elitlerini, oradan ekmek yiyenleri ve onların paralı sövücülerini bir yere kadar anlayabiliriz. Onlar için hafifletici sebep bulunabilir. Öyle ya, “Cahilin en büyük desteği bir başka cahildir.’’ Yahut “Sırtını iktidara dayamış cahil gibisi yoktur.’’ Fakat akademisyenleri, din adamlarını, okur-yazar zümresini anlamak imkansız. Affedilir yanı yok onların. Bütün bir gençliği, kendilerine inanan, saygı duyan kitleleri zehirliyorlar. Hakikate sırtını dönmüş, araştırmayı gereksiz gören, bilgiden korkan, sadece sloganlarla yaşayan, bir gençlik, üstelik saldırgan, merhametsiz, küfürbaz bir gençlik yetiştiriyorlar. Sorası geliyor insanın, bu muydu muradınız?

Medeniyet hülyanız, ideal insan tasavvurunuz ve yanıp tutuştuğunuz dava bu muydu? Başka bir dil bulamaz mıydınız?

Şimdi hep bir ağızdan, sevmediklerinize “hain, şerefsiz, alçak” diyorsunuz; bu sözler kesmediğinde ne yapacaksınız?

Ülke, bu zehirli dille nereye gidecek? Ne olacak bu hain, bunca şerefsiz ve alçak! Üstelik her gün, her saat sayıları hızla artıyor. Hayır diyenler, ama diyenler, fakat diyenler, bu kadar da olmaz diyenler artıyor sürekli.

Ne yapacaksınız onları, denize mi dökeceksiniz? Bu sözleri tüketen cengaverlerin “Üç silahım, şu kadar mermim var!’’ diye böbürlenmelerini nasıl anlamalıyız? Silahları ve mermileri yarıştırmak!

Yazık oldu sana yalnız ve güzel sevgili ülkem!

Muasır medeniyet diye yola çıkmışken gide gide cehaletin çölüne vardın. Şimdi oturup ağla, bağrını oyan barbarlığın ve nefretin kör kazmasına bakarak!..

Hepinize iyi hafta sonları sevgili Denge okurları. 



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...