Tuncer ALTINTAŞ

Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!

11 Eylül 2015, Cuma

     

Bazı olaylar vardır, bazı anlatımlar vardır, bazı resim kareleri, bazı fotoğraflar vardır, insanın belleğine kazınır, yıllar geçse de izi silinmez ilk günkü gibi hatırlanır.

Vietnam Savaşı sırasında ABD’nin Napalm bombardımanı sonrası sağ kalan çocuklar, elbiseleri, saçları, vücutları yanık içinde çığlıklar atarak kaçışırken çırılçıplak Kim Phvc isimli küçük kızın kaçışını;

Zayıflıktan ölmek üzere olan küçük kız çocuğu ile yakınında tüneyen ve onun ölmesini bekleyen Akbabayı;

Bosna- Sırp savaşında küçük kız çocuğunun annesine:

“Anneciğim çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi?’’ deyişini; yıllar var ki unutamadım belleğimden silemedim. Geceleri uyku uyuyamadım. Uyuduğum zamanlar da ise kan ter içinde uyandım.

3 yaşlarındaki Aylan Kurdi bebeğin Bodrum kıyılarına vuran cesedi bende derin yaralar açtı.

Ne bir rakam, ne bir çığlık, o fotoğrafın yüreklerimize düşürdüğü acıyı yok edemedi.

Küçücük bedenin kıyıya vurmuş hali eminim hepimizin içini parçaladı. Gözlerimizi yaşla doldurdu. 3 yaşındaki Aylan Kurdi tüm dünyaya, özellikle Ortadoğu’da yaşananları sessizce izleyenlerde bir şamar etkisi yarattı. Savaşın, terörün en çok da çocukları etkilediğini, küçük bedenlerin canına mal olduğunu dünyaya duyurdu.

Ölümleri kanıksamanın ve acımasızlığın hesabını savaş davulları çalan herkes tek, tek vermeli. Çok basit. Savaş çıkmasaydı, o çocuk, o haliyle yatağında uyuyor olacaktı.

Umudun, yarınların rüyasını görecekti. O fotoğraf büyütülmeli, dünyadaki bütün siyasetçilerin odalarına asılmalı!

Çünkü o fotoğraf insan olan birinin retinasından silinmez.

Televizyonlarda görüyoruz, gazetelerde okuyoruz, “Dördü çocuk on kişi öldü.’’, “Mülteci dramı” başlığı altında bir kişi, üç kişi, on kişi sayılıyor her gün…

İşte kanıksama denilen illet, bu tekrarın lanetli ürünüdür. O fotoğraf olmasaydı, savaşın yarattığı dramı kim nasıl anlatabilecekti?

O fotoğrafla “sayının’’ değersizliği bir kere daha ortaya çıkmış oldu. Çünkü üç, beş, on... diye saydıklarımız sona eren insan hayatlarından başkası değil!

Sayıları sevenlere, basit bir hatırlatmada bulunacağım. Fotoğraftaki cansız beden 3 yaşında! Yani savaşa doğmuş bir hayattan söz ediyoruz!

Kimin hakkı var buna?

Her akşam savaştan kaçanları, sığınmak için çırpınanları, bir umut uğruna can verenleri gördüğümüzde, insanlığın bütün katliamı hafızamıza kaydoluyor.

Petrol, doğalgaz, mezhep, iktidar veya benlik ispatları için verilen savaşlarda, birçok masum insan ölüyor!

Bugün herkes savaşı lanetliyorsa fotoğrafın belgesel gücü bir kez daha kanıtlanmış demektir. Hatırlayın Vietnam Savaşı’nın bitmesinde etkisi olan da yine bir fotoğraftır…!

Elbet savaşa, kıyımlara dair kitaplar okuduk, okuyoruz. Göçlerin, sürgünlerin tarihini okuyor, fotoğraflarını görüyoruz. Anlayamadığım, algılayamadığım bir gerçek.

Dünyanın savaşçı liderleri, dünyayı kana boyayan siyasetçiler, bunları hiç mi okumadı, hiç mi bu fotoğrafları görmediler?

Bir yazar, hatta bütün yazarlar, bu fotoğrafın öyküsünü yazmalı; buna sebep olanları lanetleyerek, hepsinin bencilliğini, dinmez hırslarını teşhir ederek…

Her çocuk ölümü, bütün acıları birbirine bağlar. Önce müzik yankılanır, sonra da şiirler, satırlar…

Savaşın yapıcı tek bir yönünü sayabilir misiniz?

Dünya edebiyatından, Türk edebiyatından onlarca yazar, şair savaşın yıkıcılığını anlattılar. Ne yazık ki daha da anlatılacak bu konu. Ama okunmayacağını ezbere biliyoruz. İşte, annesinin kucağında uyuması gereken o yavrunun fotoğrafına baksın “savaş isteyenler’’. Denizin bile kabullenemediği, kıyıya taşıdığı küçücük bedeni savaş isteyenlerin kaçı kabul edebilir?

Sevgili Denge okurları yazımı üç değerli şairimizin çocuklarla ilgili üç ayrı şiiriyle bitirmek istiyorum. Bir daha yazılmamak üzere çocuklar ölmesin! Ne öyle fotoğraflar çekilsin, ne böyle yazılar yazılsın artık!

“Çalıyorum kapınızı,

Teyze, amca, bir imza ver

Çocuklar öldürülmesin

Şeker de yiyebilsinler.’’

Nazım Hikmet Ran

‘’Kıyıya vurmuş nefessiz bir ana kuzusu

Acısına gözyaşı mı dökeyim?

Ey sevgili bebeğim!

Büyüklerin savaşında can veren yüreğim.

Gözlerimin gözyaşlarıdır dizelerim,

Benliğimin anlamsızlığıdır yatan cansız bedenin…

İsyanımı körüklemekten öteye gidemiyor sessizliğin

Sana denizler değil, kara bağırlı vicdansızlar kıymıştır güzelim!

Ama seni hasretle ve ana gibi saracak olan yine kara topraktır fidanım

Sen o toprakta büyürken, ben tükeneceğim bebeğim.’’

Baykal Doğan

“Suda boğuldu çocuk

Gözleri kapalı şimdi

Avuçları açık

Maviyi gördü

Çekti çağırdı onu

Suların ninnisi

Denizkızlarına sevdalandı belki…

Suda boğulan çocukları yine

Sulara gömmeli…’’

Ahmet Erhan

Hepinize iyi hafta sonları sevgili Denge okuyucuları

Yazarın Notu:

Sevgili okuyucular günlerdir içerimiz kanıyor, ciğerimiz yanıyor, gözyaşlarımız içimize sel gibi akıyor. İnanın artık zorlanıyoruz hakkımda tahkikat açılır korkusuyla şehitlerimiz için yazmıyorum yazmayacağım siz söylemek istediklerimi anladınız. Bugünkü çocuk yazımı şehitlerimiz için de kabul edin. Onlar da çocuk, bizim çocuklarımız zira… Allah, rahmet eylesin nur içinde yatsınlar, mekanları cennet olsun. Allah, yurdumuza milletimize zeval vermesin. 



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...