Tuncer ALTINTAŞ

Ege, göçmen mezarlığına dönerken…

31 Mart 2017, Cuma

     

Geçen hafta Cuma günü öğleden sonra Davutlar’da 09 Kafede oturmaktaydım. Ortalığı polis arabalarının ve cankurtaran ambulanslarının siren sesleri sardı. "Ne var, ne oluyor?" demeye kalmadan içeri giren kafe sahibinin oğlu, “Sevgi plajı yakınlarında içinde Suriyeli göçmenlerin bulunduğu lastik bot batmış birçok ölü varmış” dedi. Hemen Kuşadası muhabirimiz Mehmet Çalık’ı aradım, durumu bildirdim. Mehmet, “Hocam biraz önce oradaydım, haber acil olduğu için size uğrayamadım” dedi. Ben de, "Çok iyi yapmışsın Mehmet, gazetecilikte en önemli slogan 'haber beklemez'dir" dedim ve olay yerine gittim. Beşi çocuk, beşi kadın ve bir erkek cesedi, denizin kıyısında uzanmış yatıyordu. Durum içler acısıydı. Çocuklara uzun uzun baktım… Bu yavruların günahı neydi? Ya o kadınlar, kim bilir ta buralara hangi umutlarla gelmişlerdi? Oysa 2 yıl önce, 3 yaşındaki Suriyeli Aylan Kurdi’nin cansız minik bedeni Bodrum’da karaya vurduğunda sözüm ona dünya ayağa kalkmıştı.

Aylan bebekten sonra onlarca bebek, çocuk can verdi aynı sularda…

En son bu yılın ocak ayında 16 aylık Muhammed bebek, tıpkı Aylan Kurdi gibi aynı yerde boğularak can verdi.

Kaç yabancı gazetede, haber kanalında gördünüz bu olayın görüntüsü ve yazısını?..

Göremezsiniz! Çünkü Aylan bebeğin hafızalara kazınan fotoğrafına “tepki” gösteren o “duyarlı” Batı dünyasının umurunda bile değildi artık Ege’de, Akdeniz’de insanların boğularak can vermesi.

Bu insanlık adına yüz kızartıcı durumu kendileri kanıksadıkları gibi tüm dünyanın da alışmasını ve kanıksamasını sağladılar.

Geçen yaz tam göçün yoğunlaştığı günlerde Midilli ve Samos adalarına eşimle birlikte gitmiştik. Orada gördüğümüz manzara karşısında gözyaşlarımızı tutamamıştık, büyük yük gemileri insanları, kadınları, çocukları birer yük gibi gemilere dolduruyor Atina’ya taşıyorlardı.

Denizin kıyısında terk edilmiş lastik botlar duruyordu. Onlarca yüzlerce can yelekleri denizin kıyısına yığılmıştı. Paralı Suriyeliler ise otellerde hiçbir şey olmamış gibi yaşıyorlardı.

Yine Ege…

Yine Suriyeli göçmenler…

Yine acı, batan bir lastik bot öyküsü… Ve umudun peşinde koşarken, yaşama tutunmaya çalışırken can veren insanlar…

Bu sefer Kuşadası Davutlar Mahallesi Sevgi Plajı açıklarında “bir göçmen mülteci botu battı. Biri erkek, beşi kadın, beşi çocuk” göçmenin cansız bedenine ulaşıldı.

İçler acısı dayanılmaz bir durum bu: Ege adeta kaçak göçmen mezarlığı haline geldi.

Sahil Güvenlik Komutanlığı, her yıl Ege sahillerinde Yunanistan’a geçmeye çalışan yüz binden fazla kaçak göçmeni kurtarıyor. (2005’te resmi rakam 90 bin göçmendi)

Uluslararası Göç Örgütü’nün rakamlarına göre Türkiye üzerinden, ölümü göze alan 821 bin kişi Yunanistan’a geçmeyi başardı.

Birleşmiş Milletler, Suriye’de iç savaş başladığı günden bu yana Ege ve Akdeniz’de ölen göçmen sayısının beş bini aştığını söylüyor.

Dünya Devletleri, Birleşmiş Milletler, Kızıl Haç Örgütü, bu insanlık dramına daha ne kadar seyirci kalabilecek, herkes gibi ben de merakla bekliyorum.

Ne bekliyordunuz ki? Ya da ne bekliyorduk ki? Türkiye hariç bütün dünya Suriyelilere sırtını dönmüş durumda. Yabancı düşmanlığının, ırkçılığın yükseldiği Avrupa’da birçok ülke Suriyelileri üstü kapalı bir şekilde “istenmeyen halk” ilan etti.

Tarih bunu nasıl yazacak bilmem? Ama bugün bu insanlık ayıbına şahitlik eden gözlerimizin gördüğü gerçek şudur ki: Ege’de Akdeniz’de aralarında minicik bedenleriyle bebeklerin ve çocukların da olduğu binlerce insan can verirken, bu vebalin en büyük sorumlusu; Suriyeli göçmenler konusunda samimiyetsiz ve ikiyüzlü, vurdumduymaz tavır gösteren medeni ve ileri dediğimiz Batı dünyasıdır.

Hepinize iyi hafta sonları sevgili Denge okurları.



Yazarın Tüm Yazıları
Eğitim buysa çocuklar ne yapsın?
Bazen çıldırmak da yetmiyor!
Öğretmenler Günü
Lütfen, aklımızla alay etmeyin!
Agora Meyhanesi
Sayanora
Acaba “İYİ” mi gelecek?
Biz bu günleri, o günden görmüştük…
GÖĞSÜMÜZ KABARDI, GÖZLERİMİZ YAŞARDI…
Cahilliğe prim vermek…
SALLANMAK ÜZERİNE…
Mezarlık Magandaları!
AYTO’da güneş yeniden doğacak
On günlük tatilin ardından…
Anlatım gücü ve gazeteciliğe dair
ÖSYM
Kuşadası’nda güzel bir gece
İkileme ve aynen…
Basın Bayramı
İbrahim Pehlivan ile bir gece
Denge’nin tvDEN’i
Bir ceylan uyanır Afrika'da
Gençler! Haydi festivale
İnsanlığımızı ne bozar?
Al yazmalı güzel kız…
Yazım yanlışları
Yalçın Ata
Türlü, çeşitli gazetecilik!
19 Mayıs
BUGÜN CANIM YAZI YAZMAK İSTEMİYOR
Müjgan’la ben ağlaşırız…
Neşe dolamıyor insan...
Sizce kim kazandı şimdi?
Bir çöküşün öyküsü…
Zincirin halkaları bir kez koparsa…
Ege, göçmen mezarlığına dönerken…
Quo Wadis…
Qou Wadis (Nereye)?
Gitmek mi zor kalmak mı zor?
Aptal kutuları ve sosyal medya
Yarılan ekmeğin buğusuyduk!
Anne özlemi
Rezillik diz boyu…
Karpuz gibi…
Rengarenk Zehirler!...
Bir millet intihar ediyor!...
Binmişiz bir alamete…
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar!
Yarın yılbaşı…
FETÖ...
Korkma!
Akıl Kilitlenirse…
Okumuyoruz!...
İLKLERİN TAKIMI BEŞİKT'AŞK
İyilik askıda
Yeterlilik şart…
Kıskanırım seni ben
Aslında 'aşk'ta yok!..
Utanıyor musunuz?
Tayfun Tufan Zelzele olayı!..
Milli başarı nasıl gelir?
Buralara olanlar olmuş!..
Biraz Sevinç, Biraz Hüzün = Eylül
İslam ve Kurban
Fonda Aydın Zeybeği...
Korkak Kahraman!
ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
LİNÇ KÜLTÜRÜ VE EMPATİ
DENİZ ve BİZ...
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR....
AGC ÖDÜL TÖRENİ...
O GECE ... = CİNNET HALİ
Çocukları küçük kurşunla mı öldürürler anne?
Emekli Olmak
BAYRAM
Şovmenler sahnede ...
Çıldırdık mı?..
Hakan Ülken’ler çoğalmalı…
Markalaşma, tanınırlık, pazarlama
Dün geceyle tam üç ay bir gün…
Rüya, Feda, Vefa, Sefa=BEŞİKTAŞK…
Analar ve oğulları…
Tuncer Altıntaş Köşe
Bir ileri, iki geri...
Fırtınalar koparken gönlümde…
Uyulmayan kurallar ülkesi…
Bir ilkbahar sabahı...
Bu gün Nisan bir…
Turizmde kırmızı alarm!..
Okumak üzerine...
Muhalafetsiz muhalefet!..
Evleri camdan olanlar başkalarına taş atmamalı…
Aysun Kayacı acaba haklı mıydı?
Özledim, teninin kokusunu özledim…
AGC
Aydın’daki aile hekimlerinin yeni başkanı: Dr. Taner Balbay
Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ın öyküsü…
Masum değiliz, hiçbirimiz...
Diyanet mi hıyanet mi?...
Mutsuzluk virüsü bulaştı hepimize...
Gazetecilik bu değil beyler
Türküler türküler...
ALİYYÜLÂLÂ ASLAN SÜTÜNE DAİR
Aynalar, aynalar...
Çocuklukları çalınan çocuklar
Öğretmenim ben
Mavilim Mavişelim
Yeni sistem gazetecilik
Yağmur çiselerken...
Mankurtlaşmak
Alkışlar Hakan Ülken'e
Kanlı meydan
Eylül (Tuncer Altıntaş Köşe Yazısı)
Mutluluk var mı?
Belinaytur ve Midilli
Kıyıya vuran o çocuk değil, bizim dibe vuran insanlığımızdı…!
Gökyüzünün altındaki şahane yeryüzü yalnız ve güzel ülkem, Türkiyem…!
Yarbay'ın isyanı
Kan, Kan, Kan...
ADÜ Konuk Evi
Yontulmadık!
Hoşgörü
Kendilerine temizler...!
Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Rezil lige devam
O anı hiç unutamıyorum
Sözcükler, sözcükler
Yaşam hakkı
Rezil lig bitti
Bir edebiyat dehası, şairlerin hası...
Karadut
Yemeğin tadı mı? Edebiyatı mı?
Bir romanın roman gibi öyküsü…
Dünyayı yönlendirenler...
Bir valinin düşündürdükleri…
Gazetelerin sonu geliyor mu?
Başarı dileklerim M.Sadık Atay’a…
İşten atılan ve atanamayan öğretmenler...
Alkışlar İbrahim Pehlivan'a
Dilimin ucunda kelimeler...
Cildinizi koruyun
Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir
Neler oluyor bize?
Ya o gelmeseydi?
Şaşkın Muhalefet....
Şaşıran Türkiye!
Yeni CHP… Şaka gibi...!
Kış ortasında yazı özlemek...
İnsan hayal ettikçe yaşar...
Hayallerinizden asla vazgeçmeyin…
Nostaljik bir yılbaşı öyküsü
Kelimeler... Kelimeler...
Diren Çarşı...
Tren istasyonları, gar restoranları...
Rakı güzellemesi 2
Otel odaları
Öğretmenim ben...
Tebrikler Hakan...
Eylül'de kaldım...
Cumhuriyet
Rakı güzellemesi...
BEP nedir biliyor musunuz?
Bayramın ardından
Her ömrün bir eylülü vardır…
Kent Konseyi
Büyük fakat çileli bir ozan
Rodos'dayken...
GEZİ’yi anlayamamak...
Dayanılmaz...
Boş Defterler
Mısır’dan Abim Gelmiş Türküsü tutmadı!
Mahallenin Gonşana'ları
Sıla hasreti
Hayat Bayram olsa...
Geçmişe özlem...
Cumhurbaşkanı Seçimleri
O ruh bir kez kaybolursa...
Zincirin halkaları kopmuşsa...
Bir baba giderse...
Biz iki nesil arasında kalanlar...
İş makineleri, beton kamyonları..!
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
Sözün bittiği an: Çizmelerimi çıkarayım mı?
Bir “TELEVOLE” Masalı
Onlar bir avuçtular, koskoca Deniz oldular
Gökhan gitsin, 'Töre' kalsın
O delikanlı bendim...
BEŞİKTAŞK...
Ben artık oynamıyorum..!
Seçimin analizi
Otobanda gişelerden önce son çıkış!
Gök ekini biçer gibi...
Aynalar Yolunu Kesti...
Bebek’teki bebekli kız!..
Şimdi ben “yumurta” deyip geçemem ki!..
Aydın ve İzmir’de ne olacak?
Kendi ayağına sıkmak…
Aynalı Kemer
Bir başkan aranıyor
Devlete düşman lazım!
Annem
Battı! Çıkamadı…
Sadrazam hamamda…
Bir yılbaşı nostaljisi
Sen haklıydın iki gözüm
Yolun sonu görünüyor!..
Top yuvarlaktır ama...
Yeni Denge’nin düşündürdükleri
Patagonya Cumhuriyeti
Uyan, uyannn!
Her 10 Kasım’da 9’a 5 geçe...
O’nu özlemle anıyorum…
Şirin, güzel, şanssız bir kent: Aydın
Yaşamak bayramdır...
Uzun yıllar ötesinden...