AV. GÜLÇİN KARABULUT
gkarabulutop@gmail.com

SİYASET

30 Ekim 2021, Cumartesi

     

Birkaç gün oluyor mitolojik kahramanların hayat bulduğu bir kitabı okuyuşum. Mitolojik Tanrılar iktidarlarını korumak gayesiyle kardeşlerini, çocuklarını, eşlerini, masumları acımasızca cezalandırıyor, katlediyordu. Tanrılar bunu yapıyorsa insanlar neler yapmaz diye hayıflanırken siyasetin çirkef yüzü beni ürküttü. Yılan başlı Medusa’ya benzetiyorum siyaseti. Athena tarafından güzelliği kıskanılarak saçları yılana dönüştürülen, dişleri sivri, gözleri korkunç, kendisine bakanı taşa çeviren Medusa’ya. Evet, siyaset her yerinden ölümcül yılanlar fışkıran, çirkin yüzlü, kendisine bulaşanı taş kalpli yapan, iktidar hırsı ile her türlü kötülüğü mübah gören bir canavar.

Uzun süredir TV izlemiyor, haberleri takip etmiyorum. Sebebi içsel huzurumu korumak. Ancak ülkemizde iki uçta haber yayını yapıldığının gözümden kaçmadığını da belirtmek isterim. Birincisi, ülkemizin muhteşem kalkındığını, hiç bir sorununun olmadığını, sürekli büyümekte gelişmekte olduğunun sergilendiği haber yayını, ikincisi; hep acı, hep kahır yaşanan, iyi olan hiçbir şeyin olmadığı, ekonomik, bilimsel, kültürel, anlamda en alt seviyede olan Türkiye’nin sergilendiği haber yayını. Gerçeği, epey bir mesai harcayıp, tarafsızca araştırıp, büyük resme odaklandığında görebiliyorsun. Karşılaştığın manzara içini karartsa da evlatlarına, gençlere güveniyor gelecekten umutlanıyorsun. Hatta bu minvalde siyaset kulislerinde Z kuşağı çocukları epey konuşulur oldu. Z kuşağı, 2000 yılı ve sonrası doğanlar için söylenen bilişim çağının çocuklarına verilen genel bir ad. Milenyum çağı çocukları da denilen Z kuşağının, ülke siyasetini ciddi manada etkileyeceği, siyasi olarak modern, özgürlükçü, bağımsız, eşitlik anlayışına sahip kişileri tercih edecekleri, bilime teknolojiye dayalı, gelişmiş bir ülkeyi Z kuşağı çocukları ve gençlerinin kuracağı söylenip durmakta.

Bense, bütün bu anlatılar dahilinde dahi ülkem insanın ne düşündüğünü bile kestiremez durumdayım. Herkes mutlu mu, kol gezen sükunet ve kabul ediş, fırtına öncesi sessizlik mi, korku psikolojisi ile insanların kendi köşelerine sinmiş olması mı yoksa hakikaten memnuniyetten kaynaklı huzur mu? Bu soruların cevabı maalesef ki yok bende. Bir yığın iddia dolanıp duruyor, bizse başımız toprağın altında açık kalan uzuvlarımız ile algıdan uzak yaşayıp gidiyoruz. Joker filmini izlemişsinizdir, Joker’in söylediği bir söz şöyle; “Biliyor musun neyi fark ettim, her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile.” Biraz düşününce haklılığına kanaat getiriyor insan.

Şirinler isimli çizgi film çocukluğumun tadı damağımda sevimliliklerinden biridir. Minik mavi dostlarımızın sakin, sevgi dolu, paylaşım odaklı hayatlarında Gargamel ve kötü kedisi Azman ile mücadeleleri hikayeleştirilmiştir. Yeteneklerine göre şirinlerin iş bölümü yaptığı, birliğin, üretmenin, bilge Şirin Baba’nın iyilikle, sevgiyle, anlayışla şirinler köyünü kutsadığı bu basit anlatımlı çizgi film bizlere ne müthiş güzellikleri gösteriyormuş meğer. Belki biz insanların sadece basit bir çizgi film olarak gördüğü Şirinler’den esinleneceğimiz bir yaşamı inşa etmemiz gerekmektedir, belki de bizim bilge, adil, sevgi dolu, paylaşan, üreten, kafa yoran, doğaya, hayvanlara dost meziyetlere sahip kendi Şirin Babamızı seçmemiz gerekmektedir, kim bilir?

O vakit herkese bol düşünmeli, şipşirin bir hafta sonu diliyorum.