AV. GÜLÇİN KARABULUT
gkarabulutop@gmail.com

VAR OLMAK ÜZERİNE

18 Haziran 2022, Cumartesi

     

Günlerdir telaşlı bir yoğunluk içindeyim. Sıkışmış bir duygu durumunun gerilimindeyim. Sağdan soldan gelen bol acılı salvolar, sanata vurulan güya ahlaki darbeler ve bundan nemalanan ahlaksız kral soytarıları, ekonomik dalgalanmalardan ziyade dar gelirli için cehenneme dönen ekonomik koşullar, açıklanan altı üstü boş siyasi safsatalar, düzensiz göçmenlere tanınan imtiyazlar, aklını, edebini yitirmiş çıplak vatandaş sendromları, cebini her koşulda dolduran ensesi kalın güruh, her şeye koşulsuz şükreden, beyin gibi şaheser bir organı kullanamayan ya da menfaati gereği güvenli limanını koruyan cebi dolu sırtı pek insan evlatları ve en acısı vatandaşına küfürler savuran ve hakaret eden siyasi erk....

Doğrusu yazma isteğim tüm bu negatif etkiler sebebiyle ehemmiyetini kaybetti. Ne yazılabilir ki bu koşullarda. Hak, adalet, sevgi, kardeşlik demekten bıktım şahsen. Yemek tarifi vermek daha iç açıcı. Şöyle damakları bayram ettirecek etli kuru patlıcan dolması tarifi şahane olur doğrusu.

Bilinçli ve sistematik olarak ötekileştiren toplumun, ötekisi olmak genetik mirasım. İçimde karşı koyamadığım bir muhalif Demokles’in kılıcını sallayıp duruyor. Adaletin ruhuma hükmedişi sebebiyle Hızır Paşa’ya boyun eğmeyen Pir Sultan Abdal gibi korkusuz olmak istiyorum.

Yaşamak hakikaten meşakkatli iş. Gerek meslek sebebiyle gerekse de sosyal hayatta pek çok akıl almaz, insan duygusunu zorlayan acı dolu hayatlarla karşılaşıyorum. Olmaz dediğimiz her şeyin olduğu bir zaman dilimindeyiz. Aslında var olduğumuzdan bu yana yaşamı bu kadar meşakkatli hale sokan biz insanlarız. Doğa bize her şeyi bedava sunmuşken bizlerin tüm dünyayı, doğayı tarumar edip üstüne bir de kendi cinsimize olanca eziyeti, işkenceyi, kötülüğü yapmamızın kime ne fayda sağladığını anlamış değilim. Tanrı, Allah, kutsal ışık, Buda her neye inanıyorsanız kısaca yaratıcının kötülükten ne gibi bir değer ya da kazanç sağladığını, bundan nasıl bir keyif aldığını anlamış değilim. Zira yoktan vareden ve her şeyin sahibi olan yaratıcı bizim gibi ufak ayrıntılarla neden ilgilensin. Nitekim Papa Francis “cennet ve cehennemin, Adem ve Havva’nın” olmadığını açıklamış. Bence ne varlığı kanıtlayabiliriz ne de yokluğu. Bütün bunların kanıtının ancak öldüğümüzde ortaya çıkacağına inananlardanım.

Yaşamak çetrefilli ve anlamlandıramadığım bir iş vesselam. Yaşamda beni en çok yoran hususlar; sabit fikirli, saldırgan, neye inandığını bilmeden bir insanı, bir fikri körü körüne savunan, gösteriş budalası, zihniyle değil gereksiz her türlü uzvuyla övünen insanlar. Çabadan yorulduğum bir andayım. Yazarak yaşanan bu cehennemden sıyrılıp kendime kutsal bir alan yaratıyorum. Bu zamanlarda, değişimi sağlamak ya da olana müdahale etmek imkânsızlaştıkça elimden sadece yazmak ve boşver gitsin demek geliyor.

Epiktetos'un, “ Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir” kitabından bir alıntı ile yazıtımı sonlandırmak isterim.

“Ölüm dediğin şimdi var olandan, şimdi var olmayana değişimdir. Var olmaktan var olmamaya değil. Var olmaya devam edeceksin, ama başka bir halde. Dünyanın sana nasıl ihtiyacı varsa öyle. Zira sen seçtiğin bir an’da da doğmadın zaten. Dünyanın sana ihtiyacı olduğu zamanda doğdun. İnsan yerküreye, var oluşa, dünyanın devrine hizmet eden bir varlıktır. Önemli olan burada olduğu zamanlarda üzerine düşeni yapmaktır. Erdemli bir ruh sonsuz bir kaynak gibidir.”