AV. GÜLÇİN KARABULUT
gkarabulutop@gmail.com

SOKRATES’İN SAVUNMASI

28 Ağustos 2021, Cumartesi

     

Çocukken balerin olmak istiyordum, 15 yaşlarında bilgisayar mühendisi ve hayatın gerçeği ile yüzleşince de avukat olmaya karar verdim. Bu avukatlığı küçümsediğimden değil, sağlık meslek lisesinde okuduğum ve fen ve matematik derslerini alamamış olduğumdan sözel derslere yönelmek zorunda kalışım sebebiyle bilgisayar mühendisliği düşüme veda etmek durumumdan kaynaklanıyor. Ne yalan söyleyeyim İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültelisinin o tarihi kapısı da beni ziyadesiyle cezbetmişti. Nihayetinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini, büyük bir emek harcayarak kazanıp, hemşirelik mesleğini ifa ederek zorluklarla bitirdim. Bizim zamanımızda Hukuk Fakültesini kazanmak çok ama çok zordu. İki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda Hukuk Fakültesi vardı ve eğitimleri de hiç kolay değildi. Şimdilerde Özel Üniversitelerde dahil sayısını bilmediğim kadar Hukuk Fakültesi mevcut. Üniversiteye giriş puanının epey düşük olduğu fakültelerin var olduğunu da sıklıkla duyar olduk.

Avukat olmak zahmetli bir serüven. Dört yıllık Hukuk eğitimi sonucunda 1 yıllık çileli staj sürecini geçirmek gerekiyor ve neticede avukatlık ruhsatnamesi almaya hak kazanılıyor. Ruhsatı alınca başlıyor asıl macera. “Nerede çalışmalıyım, büroyu nasıl açacağım?” Zorunlu müdafilik eğitimi, uzlaştırmacılık eğitimi, arabuluculuk eğitimi, bir de bu eğitimler sonrası sınavlarda başarılı olmak gerekiyor.

Avukat olunca da, eş dost gelip tüm hukuki mevzularını danışmaya başlar, ücret almaya utanırsın, çoğu dilekçeyi karşılıksız yazarsın vs. Dava açarsın, harç ve yargılama giderlerini müvekkilden istemeye çekinirsin, çünkü müvekkil sana vekâlet ücreti vermiştir ve başka ücret ödemek zinhar istemez. Başka illere duruşmaya gidersin, müvekkil yol ücreti ve konaklamayı karşılamak istemez. Dava kaybedildiğinde sen kötü avukat olursun. Aslında şunun net bir şekilde bilinmesi gerekiyor; “avukat bu iş karşılığında geçimini sağlıyor ve ailesine, çoluğuna çocuğuna bakıyor” herkes gibi onun da para kazanması ve yaşamını sürdürmesi gerekiyor.

Herkesin adalete, savunmaya, hakka ve hukuka ihtiyacı var ve avukat bunların mihenk taşı, olmazsa olmazı. Herkesin korktuğu anlarda en cesurca davrananlar avukatlar… Nitekim bu duruma; Barolarımız tarafından, haksız ve hukuksuz her olayda siyasi amaç gütmeden yapılan basın açıklamaları, Barolarımızın toplumu ilgilendiren davalara karşı tutumu, bu davaları takibi ve sahiplenişi, memleket meselelerine gösterdiği duyarlı yaklaşım birer kanıttır.

Son zamanlarda avukatların itibarsızlaştırıldığına ve hatta mesleklerini icra ederken öldürmeye kadar varan fiili saldırılara tanıklık ediyoruz. Her yerde hukuk fakülteleri açılıp mezun sayısı arttırılıp eğitim kalitesi düşürülmekte. Bu mezunların staj yapacağı büroların bulunması bile imkânsızlaşmakta. Staj yapan avukatın diğer stajyer meslek mensupları gibi ücret alması da yasak. Bu şekilde emek verip karşılığını almadan bu gençlere angarya uygulanmakta. Staj kredisi TBB’nce verilmekte ancak meslekte geçirilen bir yıl sonrası geri ödeme yapmak zorunluluğu mevcut. Yeni mezun bir avukatın da büro açması, geçinmesi bu ekonomik iklimde artık imkânsızlık düzeyinde. Ücretli avukatlık yapmak ise karın tokluğuna çalışmak gibi bir şey olmakta. Ayrıca staj sonrası yeterlilik sınavı getirilmiş durumda ve bu da oğul vermiş fakülteler sayesinde binlerce mezunun sınava girmesine ve binlercesinin de elenerek başarısız olmasına sebebiyet vermekte. Netice de “ATANAMAYAN AVUKATLAR” teriminin literatüre kazandırılmasının önü açılmakta.

Şimdi diyeceksiniz ki “Çok zengin avukatlar var, refah içinde yaşıyorlar, özeniyoruz.” İnanın sevgili okuyucular, çok zengin ve tanınmış gazeteciler, televizyoncular da durum ne ise belli bir kesim avukatlıkta da zenginlik, varlık ve refah durumu da bu. Üzücü ama gerçek….

Avrupa’da ve Amerika’da avukatlığın son derece saygın bir meslek olduğunu okuyoruz hep. Filmlerde de görüyoruz bunu. Yapılan yargılamaların ve duruşma etiğinin ve şeklinin bu saygınlığı yansıttığına da şahitlik ediyoruz. Ülkemizin ciddi hukuk reformuna ihtiyacı var. İlk evvela hukuk fakültesi sayısını düşürüp, kaliteli eğitim veren fakültelerin açılması, hukuk eğitiminden önce belli bir zihinsel ve psikolojik olgunluğa erişmek adına başka bir fakültenin 4 yıllık eğitimini tamamlamış olmanın zorunlu olması, zira hukuk derslerinin ağırlığı, mantığı ve muhakemesi oldukça zorlayıcı olmaktadır. Hukuk nosyonunun fakültede öğrenciye verilmesi, pratik eğitime ağırlık verilerek ideal avukatın yetiştirilmesinin sağlanması, mezun olan öğrencinin 1 yıllık staj süresince geri ödemesiz şekilde mali olarak desteklenmesi, staj eğitim merkezlerinin hâkimlik stajyerlerine eğitim verilen kurumlar gibi merkezi ve sistematik şekilde yürütülmesi, avukat yanı stajların ve adliye stajlarının daha aktif ve öğretici planlanması, serbest çalışmak isteyen avukatın büro açması aşamasında kolaylaştırıcı kredilerle desteklenmesi, bağ-kur ödemelerinin ve baro aidat ödemelerinin en az üç yıl ertelenmesi, tüm avukatlar için serbest meslek makbuzu KDV oranının minimum seviyeye düşürülmesi, arabuluculuk, uzlaştırmacılık gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin avukatlara verilecek ücretsiz eğitim neticesinde, sadece avukatlar tarafından icra edilmesi gerekmektedir. Her genç mezunun aklından, mezun olunca şu gruba katılayım, ocu bucu olayım ve müvekkil portföyü oluşturayım yargısının silinip yok edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, saygınlığı zedelenen avukatlık mesleğinin gittikçe sıradanlaştığına hep birlikte şahitlik edeceğiz.

Ah sevgili Sokrates.... Lütfen Sokrates’in Son Savunması kitabını okuyunuz. Bir filozofun kendisini muhteşem savunmasının ancak yargı makamının ne denli hukuk ve adaletten uzak olduğunun güzel bir örneğidir. Sokrates asla eğilmemiş, doğru bildiği şeyleri söylemekten hayatı pahasına vazgeçmemiş ve neticede baldıranı içerek idam edilmiştir.

Adaletin, hakkın ve hukukun savunucusu, beynini, yüreğini ve cüppesini başkalarına kiralamamış tüm yol arkadaşlarıma, meslektaşlarıma selam olsun.

-Biriniz çıkıp belki bana soracak, “Sokrates, seni zamansız bir sona götürecek bu yaşamdan utanmıyor musun?” Bunu soracak olana güzel bir yanıt verebilirim: “Yanılıyorsun dostum! Dürüst olan bir insan ölme ya da yaşama durumunu hesaplamakla uğraşmaz. Hesaplaması gereken, bir işi yaparken doğru mu yoksa eğri mi, insan olarak iyi bir insan olarak mı yoksa kötü bir insan olarak mı davrandığıdır.” (Sokrates’in Savunması kitabından alıntıdır.)